Konularına Göre Yazılar

MÜSLÜMAN ŞAHSİYETİN OLUŞUMUNDA VERA VE ÖNEMİ

Hamd; “Kim, Allah’tan korkarsa, Allah ona bir çıkış yolu ihsan eder.  Ve ona beklemediği yerden rızık verir. Kim Allah’a güvenirse O, ona yeter. Şüphesiz Allah, emrini yerine getirendir…” (1) şeklinde buyurarak takvaya ve vera sahibi olmaya irşad eden Allah’a,

Salât ve Selâm; “Seni şüpheye düşüreni bırak, şüpheye düşürmeyene yönel” (2) buyuran Peygamber aleyhisselâm’a

Allah’ın lütfu ve keremi, rahmet ve mağfireti vera sahibi olma gayretiyle hareket eden, Allah’a ihlasla yönelen, şüpheli ve boş işlerden yüz çeviren müminlerin üzerine olsun.

Vera; Takva, sakınma, korunma, günahtan kaçma ve korkma, şüpheli olan şeylerden ve boş işlerden uzak kalmak demektir.

İbnu’l Esir’in açıkladığı üzere asıl itibariyle vera haramlardan kaçınmak manasına gelir. Ancak sonradan dini endişelerle mübah ve helal olan şeylerden de kaçınmak manasında kullanılmıştır.

Vera, dini hükümlere riayette titizlik manasına gelir.

Korku derecelerinin en düşüğü etkisi amellerde ortaya çıkan ve kişiyi haramlardan alıkoyan korkudur. Söz konusu korku haram olması mümkün olan bir şeyden kişiyi alıkoyarsa buna “vera” denilir.

Gereksiz şeyleri terk [...]

  • Çalışma Yüzeyi 7-100
    Permalink Gallery

    İKİNCİ EBU HANİFE: ŞEYHÜ’L İSLÂM EBUSSUÛD EFENDİ (1490-1574)

İKİNCİ EBU HANİFE: ŞEYHÜ’L İSLÂM EBUSSUÛD EFENDİ (1490-1574)

Hayatı

Asıl adı Muhammed bin Muhyiddin bin Muhyiddin olan Ebussuûd’un, Arapça kökenli bir kelime olan Ebussuûd künyesini niçin aldığı konusunda kaynaklarda yeterli bilgi yoktur. Dedeleri ise Türkistanlı olup Semerkand’dan Anadolu’ya gelmişlerdir.
Ebussuûd’un babası Şeyh Yavsi Muhyiddin Muhammed el-İskilîbî (İskilip’te medfundur), meşhur bilgin Ali Kuşçu’nun kızı ile evlenir. Bu evlilikten Ebussuud Efendi, 17 Safer 896/30 Aralık 1490 tarihinde Çorum-İskilip’e bağlı bir eski yerleşim yeri olan İmad (Direklibel)’da doğmuştur.
Doğduğu yere nisbetle “İmadi” olarak da anılan Ebussuûd’un, diğer en meşhur künyesi ise “Hoca Çelebi”dir.
Ebussuûd Efendi; sade giyinişi, sahabe yolundan ayrılmamaya çalışması, çevresindekilere son derece yumuşak davranışı, dünya ve dünyalıklara düşkün olmamasıyla tanınmış bir kimsedir.
Şeyh Bedreddin’in Vâridât’ına şerh yazan bir Bayramî şeyhi olan babası, Fatih Sultan Mehmed’in oğlu Şehzade Bayezıd’ın Amasya sancak beyliği esnasında Şehzade’nin sevgisini ve dostluğunu kazanmıştır. Sultan İkinci Bayezıd tahta geçtikten sonra Şeyh Muhyiddin’i İstanbul’a davet etmiş ve kendisine büyük bir zâviye yaptırıp mülk olarak vakfetmiştir. Sultan, Şeyh [...]

DÜNYADAN CENNETE MEKTUP

Canım babacığım,

Bugün ev sahibi geldi, kirayı istedi. Birikmiş üç aylık kiranızı vermezsek gözümüzün yaşına bakmayıp bize sokağa atacağını söyledi. Anneme de bir ton hakaret etti, yetmedi seni andı o pis ağzına “Kocan akıllı biri olsaydı 5 çocuk yapmazdı! Bak şimdi ondan fayda mı var? Şu haline bak otuzuna gelmeden çökmüşsün… Madem geçinemeyeceksiniz niye geldiniz lan buraya!”

O zaman kartala döndü annem, o iri yarı göbekli adamı tuttuğu gibi yere çaldı. Öyle bir çığlık attı ki tüm apartman ayağa kalktı. Annem delirmiş gibiydi baba, adam kaçmaya yeltendi ama annem bırakmadı. Düşünebiliyor musun baba üflesen uçacak annem, söz konusu sen olunca aslan kesiliverdi birden. Komşular geldi kurtardı adamı adam kaçtı annemse saatlerce kendine gelemedi. Fotoğrafına sarılıp saatlerce ağladı… Ağladı sonra secdeye kapanıp hıçkıra hıçkıra dua etti.

Onu öyle görünce bizde ağladık baba. En çok sevdiğim ketçaplı makarnayı bile artık hiç canım çekmiyor, baba. Baba gel kurbanın olayım.

Sen olsan kimse bize bağıramazdı baba, o [...]

  • Çalışma Yüzeyi 5-100
    Permalink Gallery

    MÜSLÜMAN ŞAHSİYETİN OLUŞUMUNDA AMEL EDİLEN İLMİN ÖNEMİ

MÜSLÜMAN ŞAHSİYETİN OLUŞUMUNDA AMEL EDİLEN İLMİN ÖNEMİ

Şahsiyet, bir ferdin toplum içerisinde sergilediği davranışlar ve alışkanlıklar bütünüdür. Alışkanlıklar ve davranışlar ise her topluma göre değişmektedir. Bir ferdin davranış ve alışkanlıklarını ferdin inancı belirler. Bu inanç, kişinin ve toplumun yaşam tarzı ve hayat nizamı ile aynı eş anlamdadır. Her ne kadar dünya da inanç ve yaşam tarzları bir araya getirilmese de kökene ve toplumda açığa çıkan fiiliyat yönüyle bakıldığında inanç yani din yaşam tarzını belirler.

Tersi olarak bakıldığında ise yaşam tarzı kişilerin ve toplumların inançlarını belirlemiştir. Basit bir açıklamayla dillendirecek olursak, ya kişinin dini (inancı)  dünya hayatındaki en küçük fiilinden en büyük fiiline kadar hayat kurallarını, kanunlarını belirlemiştir. Ya da hayattaki en küçük fiilinden en büyük fiiline kadar olan yaşam biçimi o kişinin veya toplumun dinini yani inancını belirlemiştir. Kimse bu dünyada zorla inanmadığı şekilde yaşamamaktadır. Herkes kalbindeki ve aklındaki inancı hayatına yansıtmıştır. Bu yansımalar kişinin davranışlarını, tutumlarını, alışkanlıklarını ve değerlerini belirleyerek kişiye özgü bir karakteri yani şahsiyeti [...]

BENİ ŞEYTANA BIRAKMA

Allah’ın rahmetinden kovularak cennetten çıkartılmış olan şeytana güvenmek, insanoğlunun en büyük hatasıdır. “Bir insan nasıl olur da şeytana güvenir?” demeyin. Hayatını, onun dürtüleri ve nefsinin istekleri üzere sürdürüp, neslini de onların ellerine teslim eden kişi sayısı az mıdır? Kur’an’da insanları çoğunun sapıklık yolunu seçtikleri beyan edilmiştir. Kur’an’ın ‘apaçık düşman’ diye tanımladığı şeytan, her an faaliyettedir ve ruhları henüz tertemiz olan çocuklarımız, onun için körpe kurbanlardır. Onun çocuğa yaklaşma serüveni, anne baba ilişkiye girmeden önce başlar, ölene kadar kaydırmak için gayreti devam eder. Buhari’de geçen bir hadiste peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmaktadır:

(Cinsel ilişkiden önce) “Allah’ın adıyla. Allah’ım bizi şeytandan ve şeytanı da bize ihsan edeceğin şeylerden ( çocuklardan) uzaklaştır” der de bir çocukları olursa, şeytan ona ebediyen zarar vermez.”

Şeytan asla boş durmaktan hoşlanmaz. Ama bizim boş durmamızdan acayip keyif alır. Ve bunu sağlamanın yollarını arar. Hiç pes ettiği görülmemiştir. Soldan, sağdan, önden, arkadan, yani zayıf bulduğu her yönden [...]

KENDİ ELİMİZLE KENDİMİZİ TEHLİKEYE ATMAYALIM!

İslam, yaratılanların dünya hayatında kendilerine verilen ömürlerini iman ve amel dairesinde geçirmelerini talep eder. Bu hususu gerçekleştirmede insanın en büyük rehberi Kur’an ve hayatı bizlere örneklik teşkil eden Hz. Peygamber’dir. Peygamberimizin örnekliği ise kendisine ittiba eden sahabenin hayatlarında çeşitli şekillerde vuku bulmuştur. Diğer bir ifade ile ashab-ı kiram, Kur’an’ı ve Peygamberimizin sünnetini yaşayarak, hayatlarında tatbik ederek kendilerinden sonra gelen ümmete rehberlik etmişlerdir. Öyle ki, hayatlarının her aşaması Kur’an’ın inzali ile şekillenmiş, Hz. Peygamber’in varlığıyla yön bulmuştur. Bu anlamda onların hayatından örneklik teşkil eden bir kesiti sizlerin gündeminize sunmak istiyoruz. Rabbim istifade etmeyi nasip etsin.

Ebu İmran Eslem b. Yezid’ten radılallahu anh rivayet edildiğine göre, o şöyle anlatıyor: “Biz İstanbul’u fetih için Medine’den savaşa çıktık. Cemaatin başında Abdurrahman b. Halid b. el-Velid vardı. Rumlar sırtlarını (İstanbul) şehrinin surlarına dayamışlardı. Derken bizden bir adam düşman saflarına daldı. Bunun üzerine halk “Vazgeç, vazgeç! lâilahe illallah kendi elleriyle kendini tehlikeye atıyor!” diye feryada başladı. [...]