KISA KISA KISA

Fetö; Buzdağının Görünen Kısmı

40 yıllık Gülen yapılanması aslında kökü derinlerde olan buzdağının bugün görünen kısmıdır. Haçlı ruhunu hiçbir zaman kaybetmeyen Batı dünyasının özellikle de İngilizlerin Osmanlı Devleti içine sızarak devlet içinde devlet yani paralel devlet oluşturma çabalarının 250 yıllık bir geçmişi var.

Öyle ki bu yapılanma gün gelmiş vezirleri (bakanları) değiştirmiş, gün gelmiş halifeyi görevden azledip yerine V.Murat gibi mason bir padişahı geçirmiştir.

Zaman ve isimler değişse de Haçlıların İslam dünyası üzerindeki plan ve hedefleri hiçbir zaman değişmedi.

Bugün Yahudiler ve Hristiyan emperyalist devletler tarafından FETÖ, PKK, IŞİD nasıl kullanılıyorsa, dün de Jön Türkler, Derviş Vahdet’i Hareketi, Kürdistan Teali Cemiyeti ve benzerleri kullanılıyordu. Değişen sadece zaman ve isimler.
Batı’nın bir şekilde kendi hedefleri doğrultusunda kullandıkları bu tür örgütlerin tabanında her ne kadar kendi davasına gönülden inanmış samimi insanlar olsada üst tabakanın ihanet ve akılsızlıkları “Batı tarafından kullanılma” gerçeğini değiştirmiyor.

Şayet bir hareket; dünya küfrünün ekmeğine yağ sürüyor, Müslümanların aleyhine davranışlar [...]

28 ŞUBAT’I HATIRLAMAYAN GENÇLERE

Bismillahirrahmanirrahim

28 Şubat süreci, 28 Şubat 1997’de yapılan Milli Güvenlik Kurulu toplantısı sonucu açıklanan kararlarla başlayan ve irticaya(yani İslam’a) karşı olduğu açıkça ilan edilen, ordu ve bürokrasi merkezli bir süreçti. O günleri yaşayanlar için 28 şubat On binlerce mağduru ve milyarlarca liralık yolsuzluğu ile hatırlanıyor..

Fakat 30 yaşın altındaki İslami gençlik o dönemi ve o dönemde yaşananları pek hatırlamıyor. Tabi ki bunun en büyük sorumlusu; geçmişin acı ve mücadele dolu günlerini genç kuşaklara aktaramayan bizleriz.

Ne idi 28 Şubat süreci? Kısaca bir hatırlayalım:

Kemalist rejim, 1992-94 yıllarında irtica adı altında İslam ve Müslümanlarla sinsi bir mücadeleye başlamıştı. 1995’te yapılan seçimlerde Milli Görüş’ün lideri Necmettin Erbakan’ın partisi sandıktan birinci parti olarak çıkmış, yüzde 21 oyla Meclis’teki 550 sandalyenin 158’ini kazanmıştı.

Dönemin cumhurbaşkanı Süleyman Demirel istememesine ve açıkça engel olmasına rağmen Refah Partisi ile DYP koalisyon kurmuş, Necmettin Erbakan ise Başbakan olmuştu.
Bu gelişme uzun süredir Müslümanlara karşı kin ve düşmanlık güden Kemalist rejimin karanlık [...]

MAHALLENİN ŞAŞKIN YAZAR ve SİYASİLERİ

Bismillahirrahmanirrahim

15 Temmuz ABD/Avrupa/FETÖ ortak darbesinin başarıya ulaşamamasının hemen akabinde özellikle bizim entel/dantel/sağcı/muhafazakâr yazarlarımız ve siyasilerimiz çıktıkları televizyon programlarında çok tuhaf değerlendirmelerde bulunmaya başladılar. Bu basiretsiz değerlendirmelerden bir tanesi de şu; “Efendim, 19 yıl önce yani 28 Şubat postmodern(!) darbe sürecinde Müslümanlara yapılan tutuklama, zulüm, işkence ve adaletsizlikler aslında Kemalist, ulusalcı, sosyalist zihniyetli komutanlar, bürokratlar, hâkimler ve siyasiler tarafından değil de işte bu Gülenciler/ Fetöcüler tarafından yapıldı.”
Maalesef burnunun ucundaki tehlikeyi dahi göremeyen, dostunu düşmanını ayırt etme ferasetinden yoksun, üstelik geçmişte Gülen hareketine methiyeler düzen, esen rüzgârlara göre yön alan bu saftirik yazar ve siyasilere bir çift sözümüz var.

Siz ne yapmak istiyorsunuz? Amacınız ne? Sizler, işi gücü Müslümanlarla uğraşmak ve zulmetmek olan o dönemin ve tüm dönemlerin militan zihniyetli Kemalist, ulusalcı ve sosyalist vampirlerini Müslümanların gözünde aklamaya, temizlemeye ve şirin göstermeye mi çalışıyorsunuz?

Kemalist rejim kurulduğu günden bugüne ‘irtica’ adı altında işi gücü İslam’la ve Müslümanlarla uğraşmak olduğunu bildiğiniz halde, [...]

KAŞ YAPAYIM DERKEN GÖZ ÇIKARMAK

Geçen yazımız da 40 yıllık Gülen hareketinin sinsiliği ve tehlikesi noktasında samimiyetle etrafındaki insanları uyaran feraset sahibi tevhidi Müslümanların, başta onunla ortak iş tutan AK parti ve diğer camialar tarafından nasıl şiddetle kınandığından bahsetmiştik. Hatta Gülen hareketinin hem itikadi hem de sosyal tehlikesini gündeme getiren tevhidi Müslümanlar yine aynı çevreler tarafından maalesef fitne çıkarmakla itham ediliyorlardı.

15 Temmuz darbe girişimi ülke yönetiminin el değiştirmesi noktasında her ne kadar başarısız olsa da kökü dışarıda olan bu hareket en alçakça darbeyi aslında Müslümanlara ve cemaatlere vurmuştur.

Fırsat bu fırsat diyerek Gülen hareketi üzerinden İslam’a, Müslümanlara ve cemaatlere karşı salyalarını akıtarak saldıran Kemalistler, ulusalcılar, solcular ve ateistler televizyon ekranlarında cirit atmaya başladı.

Gülenist hareket; toplumun Müslümanlara ve cemaatlere olan saygısını, hürmetini, güvenini ciddi anlamda sarsmıştır. Her cemaate şüpheyle bakılır hale getirmiştir. Üstüne üstlük iktidar partisine mensup siyasilerin; dine ve cemaatlere yön verme, sınır çizme anlamına gelen bazı hikmetsiz söylemleri birçok cemaat mensubu insanı kaygı [...]

GÜLEN VE DERİN YAPILANMA

Bismillahirrahmanirrahim

Kökü dışarda olan malum Gülen hareketi, hiçbir zaman duran arabaya binmemiştir. Gülenist hareketin en büyük özelliği, herhangi bir ideoloji/dünya görüşü gözetmeksizin her zaman yükselen güç ve iktidarların yanında, arkasında, sağında, solunda yer almasıdır.

1960’lar da yükselen Demokrat Parti hükümetiyle, 1975’lerde solcu Ecevit hükümetiyle, 1978’lerde Süleyman Demirel hükümetiyle, 1980’lerde askeri darbe komutanı Kenan Evren’le, 1985’lerde Turgut Özal hükümetiyle, 1990’larda Mesut Yılmaz hükümetiyle, 1995’lerde Tansu Çiller hükümetiyle, 1999’larda yine solcu Ecevit hükümeti ile ve nihayet 2003’lerin başında AK Parti hükümetiyle daima içli dışlı olmuş bir hareketten bahsediyoruz.

F. Gülen 1975’lerin başından beri hakkında kovuşturma ve mahkeme kararları olmasına rağmen nasıl oluyordu da hem askeri kanat hem de hükümetler tarafından korunup kollanıyordu?

O dönemlerde devlet yetkilileri bile Avrupa ve Amerika’ya giderken bin tane sorgu sualden geçtiği halde nasıl oluyordu da özel izinle Amerikan vizesi alıyor dahası 160 ülkede okullar açabiliyordu. işte kökü dışarıda Gülen hareketinin derin ilişkileri..

Kasım Gülek

Kasım Gülek, F. Gülen’in üzerine bina [...]

  • nedim
    Permalink Gallery

    EMPERYALİZM VE SİYONİZMİN YAKALADIĞI DAMAR; TEKFİRCİLİK

EMPERYALİZM VE SİYONİZMİN YAKALADIĞI DAMAR; TEKFİRCİLİK

Bismillahirrahmanirrahim

“Eğer Mü’minlerden iki topluluk birbirleriyle savaşırlarsa hemen aralarını düzeltin. Eğer onlardan biri haddi aşarak diğerine saldırırsa, Allah’ın emrine dönünceye kadar saldırana karşı savaşın. Eğer dönerlerse artık aralarını adaletle düzeltin ve adil davranın.” (Hucurat, 9)

Ebu Said El-Hudri radıyallahu anh şöyle dedi:

“Ali radıyallahu anh Yemen’deyken Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’e henüz toprağından tasfiye edilmemiş altun cevheri göndermişti.

Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem bu altun cevherini şu dört kişi arasında paylaştırdı; Akra’ubnu Habis el-Hanzali, Uyeynet’ubnu Bedr el-Fezali, Alkamet’ubnu Ulase, sonraki ya Kilab oğullarından biri olan Zeydu’l-Hayl et-Tai, yahutta Nebhan oğullarından biri.
Kureyş’ten bazıları bundan öfkelendi ve:

−Bizleri bırakıp Necd’in büyüklerine mi veriyor? dediler.

Bunun üzerine Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem:

−‘Ben bunu ancak onları İslam’a alıştırmak için yaptım’ dedi.

Daha sonra gür sakallı, yanağının iki elmacığı çıkık, gözleri içine gömülü, alnı yüksek, başı tıraşlı bir kimse geldi ve:

−Ey Muhammed! Allah’tan kork, dedi.

Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem cevaben:

−‘Eğer ben Allah’a isyan edersem, artık kim O’na itaat eder ki? Sizler beni emin kılmazken O beni yer halkı üzerine emin [...]