DAVETÇİ KARDEŞLERİMİZE TAVSİYELER

Yaşadığımız dünya üzerindeki tüm beşerî sistemlerin görünür eseri olan FİTNE’nin yani; küfür, şirk ve zulmün egemenliğine son verip bu batıl sistemlerin yerine Allah’u Teâlâ’nın ilim, adalet ve merhametinin eseri olan yüce İslam Şeriatı’nın hâkim olmasını canı gönülden istemek, bunun hayali ile yaşamak, bu yolda gece gündüz demeden bütün imkânlarımızı seferber edip çalışmak “Ben Müslümanım” iddiasında bulunan her insanın en büyük görevidir.

Bu husus bir fazilet veya müstehab değil, aksine bir akide, bir iman meselesidir.

“Fitne ortadan kalkıncaya ve din tamamen Allah’ın oluncaya kadar onlarla savaşın.” (Enfal, 39)

“Müminler ancak Allah’a ve Rasûlüne iman eden, ondan sonra asla şüpheye düşmeyen, Allah yolunda mallarıyla ve canlarıyla cihad edenlerdir. İşte doğrular ancak onlardır.” (Hucurat, 15)

İslam ümmetinin imanlı ve duyarlı insanları arasında, yeryüzünden fitnenin kalkıp yerine Allah’ın biricik ŞERİATI’nın hâkim kılınması hususunda bir fikir ayrılığı yoktur. Fikirlerin ayrıştığı nokta, İSLAM’ın insanda ve toplumda hayat bulması, yaşanması ve yeryüzüne hâkim olması sürecinde izlenmesi gereken yol, takip edilmesi [...]

BU KARANLIK GECELERİN SABAHI BİR GÜN GELECEK Mİ?

Bismillahirrahmanirrahim

Çoğumuzun adını ilk kez duyduğu, birçoğumuzun ise haritada yerini dahi bilmediği Myanmar eski adıyla Burma, birçok Asya ülkesi gibi uzun yıllar boyunca İngiliz sömürgesi altında kalmış, nüfusunun büyük bölümünü Budistlerin oluşturduğu oldukça yoksul bir ülke. Myanmar yani Burma; Bangladeş, Çin, Hindistan, Tayland ve Laos ile komşu. Dünyanın en kalabalık yirmi dördüncü ülkesi olan Burma’nın nüfusu tam rakam bilinmese de 70 milyonun biraz üzerinde. Yaklaşık 64 etnik grubun yaşadığı ülkede 200’ü aşkın dil ve lehçe konuşulmakta. Son derece zengin doğal kaynaklara sahip olmasına rağmen ülkede kişi başına düşen ulusal gelir yalnızca 1.500 dolar civarında.

Tıpkı Ortadoğu’da 1. Dünya Savaşı’ndan sonra İngilizler tarafından oluşturulan yapay ülkeler benzeri, Myanmar/Burma da bu bölünmüşlüğün ve yapaylığın kurbanlarından biri. Sömürgeci İngiliz zihniyeti çekip giderken ardında yalnızca coğrafi olarak değil, etnik ve dinsel olarak da yapay biçimde bölünmüş bir ülke bırakmış. Ülkenin yalnızca %68’ini Burmalılar oluştururken geri kalan nüfus Şanlar, Karenler, Müslümanlar, Çinliler, Hintliler gibi onlarca etnik [...]

Terör/Terörizm Üzerine

Bismillahirrahmanirrahim

Terör/terörizm kelimesi günümüzde çok kullanılan bir kavram olsa da genel kabul gören uluslararası bir tanımlaması yoktur. Bunun en büyük sebebi egemen güçler ile egemen güçlere karşı mücadele eden unsurların meseleye kendi açılarından bakmasıdır.

Batılı devletlere göre terör/terörizm; “organize bir grubun devletin gücünü temsil eden kurumlarına veya siyasal iktidarın temsilcilerine yönelik sistematik şiddet kullanılmasıdır.”

Bu tanım bazılarına normal gelebilir. Fakat bu hem sorumlu hem de sinsi bir terör/terörizm tanımıdır. Batının terörizm tanımlamasından şu iki sonuç ortaya çıkıyor.

Birincisi; terör bir grubun/topluluğun fiillerdir. Bu tanımlamaya göre; devletlerin baskı, şiddet, yıldırma, işkence, yaralama, öldürme ve toplu katliamlar gibi eylemleri terör/ terörizm değildir.

İkincisi; ancak devletin kurum ve temsilcilerine karşı yapılan şiddet eylemler terör/terörizmdir. Bu tanımlamaya göre ise; dini ve etnik gruplara/topluluklara/cemaatlere karşı yapılan şiddet, yıldırma, işkence, yaralama, adam öldürme ve toplu katliamlar terör/terörizm kapsamında değildir.

İşte bu yüzdendir ki korsan İsrail Devletinin Filistinlilere karşı uyguladığı baskı, şiddet, işkence, yaralama ve toplu katliamları terör/ terörizm olarak değerlendirilmezken, Filistinlilerin [...]

Cemaat ve Cemaatleşme Üzerine Notlar

Bismillahirrahmanirrahim.

Geçen ay ki yazımızda ‘Cemaat olmanın önemi’ üzerinde durmuştuk. Bu ay ki yazımızda da yine cemaatleşme konusu üzerinde bazı notlarımızı aktarmaya devam edeceğiz inşallah.

Cemaat; her ne kadar topluluk, çokluk, kalabalık anlamına gelse de her topluluk, her kalabalık, her çokluk cemaat değildir. Cemaatle topluluğu, cemaatle çokluğu, cemaatle kalabalığı birbirinden ayıran çok önemli noktalar vardır.  

Cemaat mensupları rasgele tanışmış, aralarında inanç, amaç, ilke ve yöntem birliği olmayan, şartların mecburen bir araya getirdiği insanlar topluluğu değildir.

Bir topluluğun cemaat olabilmesi için,

İnancının açık ve net olması,
Amacının açık ve net olması,
Hedeflerinin açık ve net olması,
Amaç ve hedeflerini gerçekleştireceği Metodun/yönteminin açık ve net olması,
İlke ve prensiplerinin -müntesipleri nezdinde farklı yorumlara fırsat vermeyecek şekilde- açık ve net olması,
Teşkilatlanma usul ve kriterlerinin net olması,
Önlerinde; aynı inanca, aynı amaca, aynı ilkelere, aynı metoda inanmış; yetkin, salahiyetli ve basiretli bir önderin/emirin olması,
Mevcut lider ve topluluğun belli [...]

MÜSLÜMANLAR CEMAAT OLMAK ZORUNDADIR

Cemaat kelimesinin aslı, toplamak, bir araya getirmek anlamındaki ‘cem’ fiilidir. Fıkıh terimi olarak; imamla birlikte namaz kılan insan topluluğu anlamına gelir. Genel anlamda; insan topluluğu, bir araya gelen insan grubu tanımlaması için de kullanılır.

Cemaat kavramı sosyolojik olarak; “herhangi bir fikir, düşünce, ideoloji, inanç etrafında bir araya gelmiş insan topluluğuna verilen isimdir.

Müslümanların bir araya gelerek Cemaat oluşturması; İslam’ın en temel hükümlerinden biridir. Cemaat olmanın Kur’an ve sünnet de pek çok delilleri mevcuttur. Bu delillerden birkaç tanesi şunlardır;

“Ey iman edenler! Allah’tan ona yaraşır biçimde korkun ve ancak Müslümanlar olarak ölün. Ve topluca Allah’ın ipine sarılın, ayrılmayın.” (Âl-î İmran, 103)

“Sizden, iyiye çağıran, doğruluğu emreden ve fenalıktan meneden bir cemaat/ topluluk olsun. İşte kurtuluşa ulaşanlar yalnız onlardır.” (Âl-î İmran, 104)

“Şüphesiz Allah, Kendi yolunda, sanki birbirlerine kenetlenmiş bir bina gibi saf bağlayarak mücadele edenleri sever. ” (Saff, 4)

Rasûlullah sallallahu aleyhi vessellem şöyle buyurdu: “Cemaatten bir karış ayrılan, İslam halkasını boynundan çıkarmış olur.” (Ebu Davud)

 “Muhakkak [...]

ADÂLETTEN SAPMAK

Bismillahirrahmanirrahim
Mü’min kulun en önemli vasfı “adalet” duygusudur. Adalet duygusu mü’min kulun kalbinden ve amelinden sıyrılıp uzaklaştığı gün geriye “zalim Müslüman” kalır.

İslam tarihi adaletiyle anılan mü’min kullara da adaletsizliğiyle hatırlanan zalim Müslümanlara da şahit olmuş ve olmaya devam edecektir. Herkes Rabbi’ne karşı bir hesap vermektedir.

Adalet; binlerce yanlışın arasında varsa şayet doğruları görebilmektir. Aynı şekilde adalet; binlerce doğrunun arasında varsa şayet yanlışları da görebilmektir. Adâlet; yanlışı doğruya doğruyu da yanlışa kurban etmemektir.

Bizler; insanların tiksinti ile baktıkları ölmüş köpek leşinin içinde ‘bembeyaz güzel dişleri’ görebilen adalet’li peygamberin ümmetiyiz.

Adalet; yaratan Rabbimiz’in en büyük ism-i şerifi, gönderdiği dinin en temel hükmü, seçtiği Peygamberin ve övdüğü ümmetin en kutsi vasfıdır.

Yaşadığımız şu çağda ‘Adaletin olmadığı bir dünya acaba nasıl bir dünyadır’ diye soran olursa onlara ‘adaletin hâkim olmadığı bir dünya işte bugün yaşadığımız dünya gibidir’ diyebilirsiniz.

Kâfirlerin adâlet duygusundan mahrum oluşu hayret-i mucib bir olay değildir. Örneğin: yaratılmış olan ve fıtratı gereği binlerce acziyete mahkûm insanoğlunun [...]