HİÇBİR GÜNAH KARŞILIKSIZ KALMAZ HER BELADA CEZA OLMAZ

Başımıza gelen musibet ve sıkıntıların işlediğimiz kabahatler, günahlar ve cürümler sebebiyle olduğunu düşünürüz. Elbette ki, bu konuda haklı olduğumuzu ortaya koyacak birçok dini referans mevcuttur.

Geçmiş ümmetlerin akıbetlerinin belirtildiği ayet-i kerime ve hadis-i şeriflerde, onların ibretlik hallerinin gerekçesinin işledikleri günahlar ve zulümler olarak belirtilmesi, bu konuya delil olması bakımından önemlidir. “Başınıza gelen herhangi bir musibet, kendi ellerinizle işledikleriniz yüzündendir…” (Şûrâ, 30)

Zalimin yaptığı elbette yanına kâr kalmayacak ve zalimler er-geç yaptıklarının hesabını verecek ve karşılığını göreceklerdir. Zira esma-i hüsnâsına inandığımız Rabbimiz, zalimlerin yaptıklarından asla habersiz değildir. Kendisinin bildiği hikmetler ve gerekçelerden ötürü onları, gözlerin dehşetle bakakalacağı güne kadar tehir etmektedir. (Bkz. İbrahim Suresi 42)

“Sünnetullah”, yeryüzünde günah irtikâp edenlerin ve ilahi emirlere karşı isyan edenlerin hemen cezalandırılması şeklinde tezahür etmekten çok vazgeçip tövbe etmeleri için süre tanınması şeklinde gerçekleşmektedir. Zira Allah, kullarını işledikleri günahlardan dolayı hemen cezalandırmamakta, onları belli bir vadeye kadar ertelemektedir. “Eğer Allah, yaptıkları yüzünden insanları (hemen) [...]

  • sabri
    Permalink Gallery

    MÜSLÜMANLARIN ONURUNU ÇIKARLARINA BASAMAK YAPANLAR İLAHİ GAZABA DÜNYADA DUÇAR OLURLAR

MÜSLÜMANLARIN ONURUNU ÇIKARLARINA BASAMAK YAPANLAR İLAHİ GAZABA DÜNYADA DUÇAR OLURLAR

Bir müslümanın en yüce gayesi kendisini yaratan Rabbini razı etmek, O’nun hoşnutluğunu kazanmaktır. Bu yüce gaye, hiçbir beşerin tahayyül edemeyeceği cennet nimetlerinden daha ulvi bir makam olarak zikredilmiştir Ku’an-ı Kerim’de. (Bkz. Tevbe Suresi 72) “Allah’ın yardımını imdat edecek seviye”ye gelen nice neferler, bahse mevzu hedefin gerçekleşmesi için her türlü zahmet ve zorluğa katlanmayı bir kulluk vazifesi olarak addetmişlerdir. “Allah’ın rızası” diye ifade edilen gayeye ulaşmak için birçok vesile sayılabilirse de en yalın ve öz hali ile “hayatı O’nun istediği gibi şekillendirme ve sürdürme” bu hedefin şüphe götürmez temel esasıdır. Hayatın hangi alanı olursa olsun O’nun buyruklarına ittiba etmeden veya bu endişeyi taşımadan rıza-i Bârî’ye ulaşabileceğini düşünmek izahı zor bir aldanmışlık ve gaflet olmalıdır.

Rabbimizin rızasına ulaşmak nasıl yüce bir gaye ve hedef ise O’nun gazabına duçar olmak da o denli tehlikeli ve korkunçtur. Bu korkunç durumun endişesi kimilerinin canına mal olurken kimilerini de gece uykusuz bırakmıştır. Türlü işkence, dayatma ve [...]

  • sabri
    Permalink Gallery

    HER ALANDA İLAHİ MURAKABE ŞUURU YÂDA 140 KARAKTERE CEHENNEM SIĞDIRMAK

HER ALANDA İLAHİ MURAKABE ŞUURU YÂDA 140 KARAKTERE CEHENNEM SIĞDIRMAK

İnsan söz konusu olduğunda hata ve yanlışa düşme kaçınılmaz olur. Kimi zaman bu durum toplumsal bir eylem hüviyeti kazanır ve toplum genel olarak hata işlemeye başlar. Bu hal bazen öyle içselleştirilir ki toplumlar tarafından, bir zaman sonra yok oluşunun sebebi sayılacak eylemler, zamanla iyice benimsenir ve varlık sebebi olarak addedilmeye başlanır. İlahi düsturlardan uzak olan her toplumun bir şekilde karşı karşıya kaldığı bu durum, bazı kavimlerin şahsında müslümanlara ibret olarak anlatılmış ve hatayı hayat tarzı yapmalarının korkunç neticeleri, başlarına gelen felaketlere dikkat çekilerek izah edilmiştir.

İnsanın sorumsuzca dilediği gibi hayat sürebileceği bir yer olmayan dünya, mesuliyet sahibi Âdemoğlunun başıboş bırakılmayacağı bir imtihan yeridir. Kurallar, mevcudatın sahibi ve yaratıcısı Allah azze ve celle tarafından tayin edilmiş olup bunun neticesinde ceza veya mükâfat denilen sonuçlar belirlenmiştir. Rabbimiz, bu dünyayı kendisini hiç sayan nasipsiz güruhların dilediği gibi at sürebileceği bir yer olarak yaratmamıştır. Kullarına karşı zulmedecek de değildir O. Yanlışa düştüklerinde kendilerini [...]

  • m-sabri
    Permalink Gallery

    Ateşlerde İbrahim’in Sularda Musa’nın Karanlıklarda Yunus’un Her Zaman ve Zeminde Müminlerin Umudu: DUA

Ateşlerde İbrahim’in Sularda Musa’nın Karanlıklarda Yunus’un Her Zaman ve Zeminde Müminlerin Umudu: DUA

Zâtı ile kâim olan, hiçbir şeye muhtaç olmayan yegâne varlık Allah azze ve celle’dir. O’ndan başka her şey varoluşunda, varlığını devam ettirmesinde hep muhtaç konumdadır. İnsanoğlu da O’nun yarattığı bir varlıktır ve muhtaçtır. İnsanın kendisini müstağni görmeye çalışması beyhude bir çaba ve acziyetini ispat ile neticelenmesi muhakkak bir durumdur. Söz gelimi Firavun, kendi mülkü ve tasarrufu altında olduğunu iddia ettiği sular tarafından boğulmuş ve âleme ibret bir şekilde acizliği ömrünün son anında bile bütün gerçekliğiyle hissetmiştir. İnsanın yeryüzünde taşkınlık yapmasının sebebini de “kendini müstağni görme” hastalığı ile izah etmiyor mu ilk inen surenin ayetleri? “Hayır! Doğrusu insan azgınlık eder. Kendisinin muhtaç olmadığını zannettiği için.” (Alak 6-7)

İnsan muhtaç bir varlıktır ve bu ihtiyaç halini kimi zaman iliklerine kadar hisseder. Varoluş safhasından dünyadaki vazifesini tamamlayıp yaptıklarının hesabını vermek üzere Rabbinin katına çıkıncaya kadar hep bir şeylere muhtaç olarak hayatını devam ettirir. Çeşitli merhalelerden geçerek Allah celle celâluh’un eşsiz kudretine delalet eden [...]

İBLİS’İN SAZANLARI: BOŞLUKTAKİLER

Çeşitli gelişmelerin baş döndürücü bir hızla yaşandığı, ortaya çıkan yeni duruma insanların intibak sağlayamadan yeni bir durumun zuhur ettiği, kitlelerin istediği ve arzuladığı değil de insanlığa hep sorun teşkil etmiş düşünce yapılarının arkasındaki karanlık tiplerin hayat dizayn etmeye çalıştığı, değerlendirmesini bile yapmakta zorlandığımız bir zamanın içersinde yaşıyoruz. Madde ve eşyadaki görselliğin iyiden iyiye arttığı, buna bağlı olarak davranışlarda ruhu olmayan ve öze değil de sadece göze hitap etmeye çalışan bir durumun söz konusu olduğu endişe ve ibretle izlenilen bir vaziyet halini almış gibi gözükmektedir.
Kendisine bahşedilen irade nimetinden dolayı diğer varlıklardan farklı bir konumda olan insanoğlunun yaşanan bu hızlı gelişmelere bağlı olarak icat etmiş olduğu en küçük eşyada bile görselliğe önem verdiğini müşahede ediyoruz. Kişisel ve tüzel kimliklere zarar gelmemesi ve sorumluluk alanlarının sınırlarının bilinmesi için üretilen bir eşyanın kendi hacminden büyük tanıtım ve kullanım kılavuzu olabilmektedir. İstenilen şartlar doğrultusunda yapılmayan kullanımlardan dolayı sorun çıkabileceği ve bundan kullanıcının mesul [...]

DAVA ERİNİN MUSİBET FIKHI SEVAP YÜKLÜ DERTLERİMİZ

عَنْ أبي يَحْيَى صُهَيْبِ بْنِ سِنَانٍ رَضِيَ اللَّهُ عَنْهُ قَالَ : قَالَ رَسُولُ الله صَلّى اللهُ عَلَيْهِ وسَلَّم : عَجَباً لأمْرِ الْمُؤْمِنِ إِنَّ أَمْرَهُ كُلَّهُ لَهُ خَيْرٌ ، وَلَيْسَ ذَلِكَ لأِحَدٍ إِلاَّ للْمُؤْمِن : إِنْ أَصَابَتْهُ سَرَّاءُ شَكَرَ فَكَانَ خَيْراً لَهُ ، وَإِنْ أَصَابَتْهُ ضَرَّاءُ صَبَرَ فَكَانَ خيْراً لَهُ  رواه مسلم

1- “Ebu Yahya Suheyb İbni Sinan radıyallahu anhu’dan rivâyet edildiğine göre Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem  şöyle buyurdu: “Mü’minin durumu gıpta ve hayranlığa değer. Çünkü her hâli kendisi için bir hayır sebebidir. Böylesi bir özellik sadece mü’minde vardır: Sevinecek olsa, şükreder; bu onun için hayır olur.  Başına bir belâ gelecek olsa, sabreder; bu da onun için hayır olur.” (1)

 

عنْ أَبي سَعيدٍ وأَبي هُرَيْرة رضي اللَّه عَنْهُمَا عن النَّبيِّ صَلّى اللهُ عَلَيْهِ وسَلَّم قَالَ : مَا يُصِيبُ الْمُسْلِمَ مِنْ نَصَبٍ وَلاَ وَصَبٍ وَلاَ هَمٍّ وَلاَ حَزَن وَلاَ أَذًى وَلاَ غمٍّ ، حتَّى الشَّوْكَةُ يُشَاكُها إِلاَّ كفَّر اللَّه بهَا مِنْ خطَايَاه  [...]