• 56-dergi-cikti-calismasi_Klasör-medya-8
    Permalink Gallery

    AHİRET; ULAŞMAK İSTEDİĞİN HEDEFİN DÜNYA; İHMAL ETMEMEN GEREKEN NASİBİN

AHİRET; ULAŞMAK İSTEDİĞİN HEDEFİN DÜNYA; İHMAL ETMEMEN GEREKEN NASİBİN

İslam sadece bir felsefe veya mistik bir inanç değildir. O, Allah’ın yarattıkları için koyduğu yasalara uygun hayat biçimidir. Ferdi ve sosyal hayatı ilgilendiren her konuda İslam’ın mutlaka tecellisi bulunmaktadır. Zaten Kur’ân-ı Kerîm’e göre de din-i İslam ile hayat birbirinden ayrı şeyler değildir. Buna göre din ve dünya işlerini ayrı mütalaa eden düşünceler İslam tasavvuruna göre “bölücüdür” ve İslam dışıdır. (1) Hayatın her alanını ilâhî buyruklara göre tanzim etmenin adı olan İslam; gerek dünyasından vazgeçemeyen entellerin, gerek hevasına göre tuttuğu yolu bir mezhep olarak sistemleştiren siyasilerin, gerekse yöneticilere mücâmele etmeyi hüner sayan bilgililerin elinde her kılığa ve kalıba sokulabilen bir şey gibi gözükse de esasında o, âlemlerin Rabbinin dinidir ve yeryüzünde hayatı ilgilendiren her alanda ilke ve düsturları müslüman olduğunu ifade edenler için dikkate alınmalıdır.

İslam, ifrat-tefrit arasında “orta yollu” olmanın adıdır. Ölçüsüzlüğün her türlüsünü “ıslah edilmesi gerekli” bir hastalık olarak kabul eder. Hayatı, kâinatı, insanı, dünyayı ve bunlarsız düşünülemeyen her [...]

  • Çalışma Yüzeyi 7
    Permalink Gallery

    DERDİ AHİRET OLANIN HER İŞİ ÂSÂN OLUR “DERDİ DÜNYA OLANIN DÜNYA KADAR DERDİ OLUR

DERDİ AHİRET OLANIN HER İŞİ ÂSÂN OLUR “DERDİ DÜNYA OLANIN DÜNYA KADAR DERDİ OLUR

Âlemlere rahmet olarak gönderilen son Nebî’nin emr-i bi’l-ma’rûf nehy-i ῾ani’l-münker müessesesiyle diğer ümmetler içerisinde özel bir konumda değerlendirilen ümmetinin en bariz vasıflarından biri, her eylem ve söyleminden sorguya çekilecek, hesap verecek bilinciyle hareket etmesidir. Görülen yanlışa fıkhına uygun müdahale etme, sahip olunan veya bilinen erdeme başkalarını da ortak etme, bu bilincin bir gereği olduğu gibi en hayırlı ümmet olmanın da temel şartıdır. Ümmet, Hz. Musa’nın dinini suiistimal edip kendilerini mutlak manada en üstün kabul eden Yahudi zihniyeti gibi değil, iyiliklere teşvik etme, kötülüklerden sakındırma sorumluluğunu yerine getirdiğinde bu ulvi makama layık olduğunu bilmelidir. Mutlak üstünlük inancına sahip olan Yahudilerin bahse konu müesseseyi ihmal ettiğinde Allah’ın rahmetinden mahrum bırakıldığı ayetlere konu olmuş, bu durum kendi peygamberlerinin ifadeleri ile lanete yaraşır bir durum olarak nitelendirilmiştir.

Günümüzde insan türevi hukuk normlarının tebcil edilip yüceltildiği ve müslümanlar arasında gelinlik giydirilip acuze-i şemta misali dolaştırıldığı, “kişisel haklar, temel hürriyetler, özgürlük” sloganlarına bizi hayırlı ümmet kılan [...]

ÜMMETİN EN ŞERLİLERİ BEKÂRLAR MI?

Ebu Zer radıyallahu anh şu olayı nakletmektedir;

Akkaf b. Bişr et-Temimi ismindeki bir kişi Allah Rasûlünün huzuruna geldi. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem ona “Ey Akkaf! Hanımın var mı?” diye sordu.

Akkaf “Hayır” cevabını verdi.

Rasûlullah “Bir cariyen de mi yok” diye sorduğunda, Akkaf yine aynı cevabı verdi. Bu kez Allah Rasûlü “Sanırım sen varlıklı bir kimsesin” diye sorduğunda, Akkaf bunu doğruladı. Bunun üzerine Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu;

“O halde sen şeytanın kardeşlerindensin. Şayet Hristiyan olsaydın rahip olurdun. Evlenmek bizim sünnetimizdir. En şerlileriniz bekârlarınızdır. Ölülerinizin en şerlileri de bekârlarınızdır. Şeytan ile mi oynuyorsun. Şeytanın Salihlere karşı en etkili silahı kadınlardır. Ancak evli olanlar bunun dışındadır. Onlar müstehcen sözlerden beridir. Yazık sana ey Akkaf! Kadınlar nedeni ile Eyyüb’ün, Davud’un, Yusuf’un ve Kürsüf’ün başına neler gelmişti.”

Orada bulunanlardan biri “Kürsüf’de kimdir ey Allah’ın Rasûlü!” diye sordu. Allah Rasûlü,

“Bir deniz sahilinde 300 yıl ibadet etmiş, gündüzlerini oruçla, gecelerini namazla geçirmiş, sonra da âşık olduğu [...]

DİNİ DERT (İMAN) MİLLİ DERT (?)

Câbir b. Abdullah radıyallahu anhu anlatıyor: “Biz bir gazvedeyken muhacirlerden bir adam, ensardan bir adama (arka kısmına) vurdu. Ensardan olan “Yetişin ey Ensar!” diye bağırdı. Muhacirden olan ise “Yetişin ey Muhacirler!” diye imdat istedi. Bunu işiten Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem “Bu ne hal, cahiliye davası mı (güdüyorsunuz)?” diye sordu. Orada bulunanlar “Muhacirlerden bir adam, ensardan bir adama vurdu. Ensardan olan “Yetişin ey ensar!”, Muhacir olan da “Yetişin ey Muhacirler!” diye seslendi. (Sesler bundan dolayıydı) dediler. Bunun üzerine Resul-ü Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem “Bu ifadeleri bırakın. Çünkü o, iğrenç bir şeydir» buyurdu. (1)

Yüce Allah, kim neyi dert edinmek isterse o derdi nasip eder kuluna. Dünya denilen imtihan diyarında da dert edinilecek birçok konu bulunmaktadır. Hayata İslam dininin emirleri doğrultusunda bakmakla mükellef olan müslümanlara göre her zamanın ve zeminin en mühim derdi iman derdidir. Hayat boyunca karşılaşılabilecek bütün dertler bir şekilde nihayete erecekken iman derdinin sebep olduğu durumlar sonsuz [...]

  • sabri
    Permalink Gallery

    İLİMSİZ KÂDILIK YAPMA ÇABALARININ NİHÂİ NOKTASI: ÇÖMEZ HARİCİLİK

İLİMSİZ KÂDILIK YAPMA ÇABALARININ NİHÂİ NOKTASI: ÇÖMEZ HARİCİLİK

Bütün düşünce sistemleri, inançlar, ülkeler, grup adı verilebilecek irili ufaklı tüm yapılar, dışarıdan yapılan saldırı ve taarruzlara karşı birlik olmaya, beraber hareket etmeye çalışır ve gayret gösterirler. Zira müdahalenin dışarıdan olduğu bilinince her fert durması gereken konumu bilir ve üzerine düşen sorumlulukları yerine getirmeye çalışır. Bahse mevzu olan müdahale içten ve sinsice yahut bilinçsizce yapıldığında ise bir kargaşa ve anlaşmazlık söz konusu olur ve bünye içersinde sarsıntılar, çalkalanmalar meydana gelir. Zira renk siyah veya beyaz değil gri gibi durmaktadır. İç çekişmeler dünya tarihi boyunca hangi sistem ve düşünce yapısında tezahür etmişse az yâda çok güç kaybına veya tamamen yok olmaya sebebiyet vermiştir. Yeri ve zamanı değilken yapılan efor harcamaları, güce ihtiyaç duyulduğunda zafiyet olarak karşılaşılabilecek en doğal haldir.

Tarih boyunca çeşitli sıkıntılarla karşı karşıya kalmış olan İslam ümmetinin yakasını bırakmayan problemlerinden bir tanesi de; kendi bünyesinde iç çekişme ve çatışma çıkarmak isteyen, dini kendi tekelinde bir olguymuş gibi değerlendirerek kendi [...]

HİÇBİR GÜNAH KARŞILIKSIZ KALMAZ HER BELADA CEZA OLMAZ

Başımıza gelen musibet ve sıkıntıların işlediğimiz kabahatler, günahlar ve cürümler sebebiyle olduğunu düşünürüz. Elbette ki, bu konuda haklı olduğumuzu ortaya koyacak birçok dini referans mevcuttur.

Geçmiş ümmetlerin akıbetlerinin belirtildiği ayet-i kerime ve hadis-i şeriflerde, onların ibretlik hallerinin gerekçesinin işledikleri günahlar ve zulümler olarak belirtilmesi, bu konuya delil olması bakımından önemlidir. “Başınıza gelen herhangi bir musibet, kendi ellerinizle işledikleriniz yüzündendir…” (Şûrâ, 30)

Zalimin yaptığı elbette yanına kâr kalmayacak ve zalimler er-geç yaptıklarının hesabını verecek ve karşılığını göreceklerdir. Zira esma-i hüsnâsına inandığımız Rabbimiz, zalimlerin yaptıklarından asla habersiz değildir. Kendisinin bildiği hikmetler ve gerekçelerden ötürü onları, gözlerin dehşetle bakakalacağı güne kadar tehir etmektedir. (Bkz. İbrahim Suresi 42)

“Sünnetullah”, yeryüzünde günah irtikâp edenlerin ve ilahi emirlere karşı isyan edenlerin hemen cezalandırılması şeklinde tezahür etmekten çok vazgeçip tövbe etmeleri için süre tanınması şeklinde gerçekleşmektedir. Zira Allah, kullarını işledikleri günahlardan dolayı hemen cezalandırmamakta, onları belli bir vadeye kadar ertelemektedir. “Eğer Allah, yaptıkları yüzünden insanları (hemen) [...]