Kur’ân’ın Gölgesinde

  • zafet-hoca
    Permalink Gallery

    NEBEVÎ DAVETİN TEMELİ, TAĞUT VE TAĞUTÎ SİSTEMLERİ REDDETMEK

NEBEVÎ DAVETİN TEMELİ, TAĞUT VE TAĞUTÎ SİSTEMLERİ REDDETMEK

فَمَنْ يَكْفُرْ بِالطَّاغُوتِ وَيُؤْمِنْ بِاللّٰهِ فَقَدِ اسْتَمْسَكَ بِالْعُرْوَةِ الْوُثْقٰى
لَا انْفِصَامَ لَهَا وَاللّٰهُ سَمِيعٌ عَلِيمٌ
“…O hâlde, kim tâğûtu tanımayıp Allah’a inanırsa, kopmak bilmeyen sapasağlam bir kulpa yapışmıştır. Allah, hakkıyla işitendir, hakkıyla bilendir.” (1) 
Tevhid dininin değişmeyen ana mesajı, nebevî davetin temeli, tağut ve tağutî sistemleri reddetmek ile Allah’a imandır. Yüce Kitabımız Kur’an-ı Kerim’in, imanın sağlam ve kabul edilebilir olmasının önceliklerinden birinin de tağutun inkârı olduğunu vurgulamıştır. Rabbimiz Bakara sûresinde “…O hâlde, kim tâğûtu tanımayıp Allah’a inanırsa, kopmak bilmeyen sapasağlam bir kulpa yapışmıştır…” (2), “Andolsun biz her kavme: Allah’a ibadet edin, tâğuta kulluktan kaçının diye (tebliğ yapması için) bir peygamber göndermişizdir.” (3) buyurarak sahih bir iman için öncelikle tağutun inkarının şart olduğunu vurgulamıştır. Dolayısıyla imanın sahih ve yapmış olduğumuz amellerin makbul olabilmesi için, anlaşılması gereken kavramlardan biriside tağut kavramıdır. Tağut kelimesi, tuğyan kelimesinden türetildiği için izahlarımıza tuğyanın izahı ile başlayacağız.

Tuğyan; Anlam ve Mâhiyeti

Tuğyân, taşkınlık, azgınlık, sınırı aşmak [...]

SÜNNET ŞERİATIN İKİNCİ KAYNAĞIDIR

فَلاَ وَرَبِّكَ لاَ يُؤْمِنُونَ حَتَّىَ يُحَكِّمُوكَ فِيمَا شَجَرَ بَيْنَهُمْ
ثُمَّ لاَ يَجِدُواْ فِي أَنفُسِهِمْ حَرَجًا مِّمَّا قَضَيْتَ وَيُسَلِّمُواْ تَسْلِيمًا

“Hayır! Rabbin hakkı için onlar, aralarında çıkan çekişmeli işlerde seni hakem yapıp, sonra da senin verdiğin hükme karşı içlerinde bir burukluk dahi duymadan tam anlamıyla teslim olmadıkça iman etmiş olmazlar.” (1)

Kur’an’ın sünnete olan ihtiyacı, sünnetin Kur’an’a olan ihtiyacından daha fazladır.

Son yüzyılda İslam’ın iktidardan indirilmesi, hilafetin ilgası, beşeri sistemlerin hâkimiyeti, Yunan felsefesi ve akılcı akımların İslami ilimlere tesiri, ilim ehlinin azalması, İslamî kavramların yozlaştırılması sonucunu önümüze çıkarmıştır. Günümüzde tekrar yeni bir kap içerisinde sunulan “Kurâniyyun/Kur’ancılar”, “Tekfir”, “Şiilik” gibi akımlar bunların en tehlikeli ve İslam dünyasına tesiri en fazla olanlarıdır. Bu sebeptendir ki öncelikle bu bidatçi fırkaların iyi tanınması için geçmişteki çıkış noktaları, fikir yapıları iyi okunmalıdır. Çünkü geçmişini bilmeyenin hâli anlaması ve geleceği okuması mümkün değildir ki içinde bulunmuş olduğumuz süreçte tarihin tekerrüründen başka bir şey değildir.
Günümüzde özellikle Kur’anî Hayat, [...]

İSLAMİ MÜCADELEDE KADININ YERİ

Kadınlar ve erkekler birbirlerini tamamlayıcı olarak yaratılmışlardır. İnsan yaşamının başladığı tarihten itibaren kadınlar, erkeklerle omuz omuza durarak yaşamın tüm alanlarında varlıklarını hissettirmişlerdir. İnsan yaşamı kadın erkek varlığı ile devam etmekte ve beşeriyet tarihinin en büyük insanlarını yetiştirenler yine kadınlardır. Evde ki ilk öğretmenin bir kadın olması ve her başarılı erkeğin arkasında bir kadın vardır vecizeleri de kadınların toplum içindeki önemini ifade etmektedir.
Toplumun eğitim ve yetiştirilmesindeki en büyük rollerden birisi de kız evlat, eş ya da anne olarak kadının omuzlarına düşmektedir.
Hanımların İslami harekette etkinlikleri İslam toplumunun gelişmesi açısından hayati bir önem taşır. Çünkü ilk öğretmen olması itibariyle nesli yetiştiren kadındır. Tebliğ konusundaki çeşitliliğe baktığımızda kadınların anne veya eş olarak tüm bu yöntemlerden en etkin şekilde yararlandığını görmekteyiz. Çünkü her milletin saadeti, o toplumun bireylerinin ailedeki eğitimine bağlıdır ve aile içinde de en etkin unsur, evin kadınıdır.
Tarihi kaynaklar incelendiğinde kadınların kadınlara ders verdiği, kadınların Hz. Peygamber ve Hulefa-i [...]

  • ZAFER
    Permalink Gallery

    Ölüm(süzlüğ)ü, Hayata Tercih Edenlerin Yolu; ŞEHÂDET

Ölüm(süzlüğ)ü, Hayata Tercih Edenlerin Yolu; ŞEHÂDET

Sözlükte “bir olaya şahit olmak, bildiğini söyleyip tanıklık etmek, bir yerde hazır bulunmak” gibi anlamlara gelen şehâdet (şühûd) masdarından türeyen şehîd (çoğulu şühedâ) dinî bir terim olarak Allah yolunda öldürülen Müslümanı ifade eder. Kelimenin sözlük ve terim anlamları arasındaki bağı “görülen, tanıklık edilen” (meşhûd) mânasına göre açıklayan âlimler, canını Allah yolunda feda eden kimsenin hemen cennet nimetlerine erişmesine Allah ve melekler tarafından şahitlik edilmesinden dolayı, “gören, tanıklık eden” (şâhid) anlamını esas alanlar ise Allah’ın vaad ettiği nimetleri hazır olarak görüp onlardan yararlandığı yahut kıyamet gününde kendisinden Hz. Peygamber’le birlikte geçmiş ümmetler hakkında şahitlik etmesi isteneceği için ona şehid dendiğini belirtirler. (1) Şahadet ise, şâhitlik etme, şâhitlik, tanıklık, açık belirti, şehid olma, şehidlik (2) manalarına gelmektedir.

Kur’an’da otuz beş dolayında “şehid” kelimesi ve yirmi civarında da, çoğulu olan “şüheda” kelimesi geçmektedir. Aynı kökten gelen kelimelerle beraber, Kur’an’da geçen “şehid” kelimesi, daha çok şâhid manasınadır. Şehid, aynı zamanda Yüce Allah’ın isimlerinden [...]

Ruhun Gıdası, Zikir

فَاذْكُرُونٖى اَذْكُرْكُمْ وَاشْكُرُوا لٖى وَلَا تَكْفُرُونِ
“O halde beni anın ki, ben de sizi anayım. Bana şükredin, sakın nankörlük etmeyin.” (2/Bakara, 152)

Sözlükte, anma, hatırlama, bir şeyi zihinde hazır etme, bir şeyi dile getirme, hatırlatma anlamına gelen zikir, kavram olarak; Allah’ı anmak üzere yapılması veya söylenmesi tavsiye edilen, hamd, duâ, ibâdet ve övgü gibi fiiller ve sözler anlamına gelmektedir.

“Zikir”, aslında kalbin, anılan kimseye dikkat kesilmesi ve ona karşı uyanık olmasıdır. Bunu dil ile ifade etmeye zikir denilmesinin sebebi, kalpteki zikre (hatırlamaya) işaret etmesindendir. Zikrin bir tarifi de insana sevap kazandıran her türlü amel olarak yapılmıştır. Zikir, Allah’a itaattir. O’na itaat etmeyen kişi, diliyle ne kadar tesbih ederse etsin veya tevhid kelimesini söylerse söylesin, gerçek zikri yapmış olmaz.

Zikir; sadece “Allah!” demek veya O’nu hatırlatan kelime veya cümleleri tekrarlamak değildir. Allah’ı, güzel isimlerini hatırlamak, anmak, O’na hamd ve şükürde bulunmak, O’nu tesbih etmek, tekbir ile ululamak, Kitabullah’ı okumak, duâ etmek; [...]

  • Zafer-Mert
    Permalink Gallery

    İLİM MEDENİYETİN TEMELİ, İMAMLAR/ÖNDERLER BÂNÎSİDİR

İLİM MEDENİYETİN TEMELİ, İMAMLAR/ÖNDERLER BÂNÎSİDİR

“Bir zamanlar Rabbi İbrâhim›i birtakım kelimelerle sınamış, onları tam olarak yerine getirince; ‘Ben seni insanlara imam/önder yapacağım’ demişti. ‘Soyumdan da (imamlar/önderler yap, yâ Rabbi!)’ dedi. Allah: ‘Ahdim zâlimlere ermez (onlar için söz vermem)’ buyurdu.” (2/Bakara, 124)
“İmam” kelimesinin sözlük anlamı; önde olan, kendisine uyulan, önder, lider demektir. “İmam” kelimesi, anne demek olan “el-ümm” kelimesinden türemiştir. “Ümmet” kavramı da aynı köke dayalı olarak; bir köke, bir öze, bir anne gibi asıla bağlı olan mânâsına gelir.
“İmam”, bir anlamda “ümmet”in önderidir. “İmam”, kendisine uyulan bir liderdir. Bir kök durumundadır ve arkasında bir cemaat vardır. Bu cemaat de bir imamın/önderin peşinde olduğu için “ümmet” adını almaktadır. Ümmetsiz imam, imamsız ümmet olmaz.
İslâm hukukunda “imâmet”, dünyayı din ile idâre etmekte peygamberliğe vekâlet etmektir. Müslümanların işlerini yönetmek için Rasûlullah’a vekil olana da imam denir. “İmam”, müslümanların özel bir seçim sistemi olan “biat”ı ile seçilen, ümmetin (müslüman toplumun) din ve dünya siyasetini idare etmek üzere [...]