Kur’ân’ın Gölgesinde

HAKKA İSYAN EDEN ŞIMARIK ZENGİNLER “MÜTREF”

Kur’ân-ı Kerim’in birçok ayetinde Peygamberlerin mesajına ilk karşı çıkanların o toplumun servet, nüfuz ve yetki sahibi olan şımarık kodamanları olduğu vurgulanmıştır.

Tarihin her döneminde iktidar ve sermaye ilişkisi ayan beyan görülmektedir. Günümüzde olduğu gibi her dönemde, bu peygamberlere ilk karşı gelenlerin; avama göre daha bilgili, daha kültürlü ve daha varlıklı olan önde gelen kişiler olduğunu, bu kesimin bununla da kalmayıp, Firavn’un yaptığı şekilde hükmettikleri kimseleri inkâra zorladıkları da malumdur. Dolayısıyla toplumun ekonomisinde ve yönetiminde söz sahibi olabilecek bu düşüncedeki kesimlerin tanımı, özellikleri iyi bilinmeli ki zararlarından emin olabilelim ve özellikle Allah’ın kendisini mal ile nimetlendirdiği kimseler haddi aşmasınlar.

Arapça bir kelime olan “mütref”, sözlükte “suyun bol olması, rahat, refah ve bolluk içinde yaşama” anlamında olan “terife-yetrafu” fiilinden türeyen “etrefe” fiilinin ismi mefûlüdür, çoğulu “mütrefûn/mütrefîn” olarak gelir ve “sorumsuz, rahat yaşayan, cebbâr ve zorba kişi” gibi manalar için kullanılır. Terim olarak ise tefsir kaynaklarında “mütref”, “bol nimet içerisinde yaşayan, bu nimetleri, [...]

NEREDE ALLAH’IN DİNİNİN YARDIMCILARI?

Ey iman edenler! Allah’ın dininin yardımcıları olun.

 يَا اَيُّهَا الَّذٖينَ اَمَنُوا كُونُوا اَنْصَارَ اللّٰهِ كَمَا قَالَ عٖيسَى ابْنُ مَرْيَمَ لِلْحَوَارِيّٖنَ مَنْ اَنْصَارٖى اِلَى اللّٰهِ قَالَ الْحَوَارِيُّونَ نَحْنُ اَنْصَارُ اللّٰهِ فَاٰمَنَتْ طَائِفَةٌ مِنْ بَنٖى اِسْرَایٖٔلَ وَكَفَرَتْ طَائِفَةٌ فَاَيَّدْنَا الَّذٖينَ اَمَنُوا عَلٰى عَدُوِّهِمْ فَاَصْبَحُوا ظَاهِرٖينَ

“Ey iman edenler! Allah’ın yardımcıları olun.  Nasıl ki Meryem oğlu İsa da havarilere, “Allah’a giden yolda benim yardımcılarım kimdir?” demişti. Havariler de, “Biz Allah’ın yardımcılarıyız” demişlerdi. Bunun üzerine İsrailoğullarından bir kesim inanmış, bir kesim de inkâr etmişti. Nihayet biz inananları, düşmanlarına karşı destekledik. Böylece üstün geldiler.” (1)

Hamd, “Ey iman edenler! Allah’ın yardımcıları ‘ensarullah’ olun…” buyuran Rabbimize, salatu selamların en güzeli “Kul kardeşinin yardımında olduğu müddetçe Allah da onun yardımcısıdır” buyuran efendimiz Hz. Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem’e, ailesine, ashabına ve onun yolunu takip eden müminlerin üzerine olsun.

Tefsir-i Şerif

İslâm âleminin acılar içinde kıvrandığı, Allah’ın (dininin) yardımcılarının azaldığı, hayra davet edenlerin azimlerinin kırıldığı, nemelazımcılığın, bencillik ve enaniyetin yaygınlık kazandığı günümüzde, [...]

HAYIR İÇİN ÇALIŞAN, YARDIM GÖRÜR

Tefsir-i Şerîf

Yüce Rabbimiz kitabında kendi yolunda cihad eden, çalışan, mücadele eden kullarına yardım edeceğini bizlere müjdelemektedir. Bu ilahî yardım vaadi sünnetullahtır. Geçmişte birçok peygambere, azgın kavimlerine karşı yardım edip müminleri muzaffer kılan, kâfirleri ve zalimleri kahreden Rabbimiz, bu ümmete de yardım edeceği vaadini kitabında birçok yerde zikretmiştir. Günümüzde müminlere düşen imanî vazifelerin en önemlilerinden bir tanesi de Rabbimizin bu ilahi vaadine güvenerek cihada ve her alanda mücadeleye devam etmektir. Müminler Allah’ın yardımından asla şüphe etmemeli, engeller ne kadar büyük olursa olsun, imtihanlar ne kadar çetin olursa olsun Allah’a tevekkül ederek yollarına devam etmelidirler. Allah yolunda hizmet edenler zorluk ve sıkıntı gördüklerinde durmak bir yana bu sıkıntıların da Rabbimizin bir denemesi ve imtihanı olduğu bilinci ile hareket etmelidirler.

Müminler asla Allah’ın yardımından ve rahmetinden ümit kesmemelidirler. Çünkü Allah’ın rahmetinden ümit kesmek kâfirlerin ve sapkınların özelliklerindendir. “…Allah’ın rahmetinden ümit kesmeyin. Çünkü kâfirler topluluğundan başkası Allah’ın rahmetinden ümidini kesmez.” (2) “Dedi ki: “Rabbinin [...]

YA HEP BERABER VAR OLACAĞIZ YA DA TEK TEK YOK OLACAĞIZ

وَاعْتَصِمُوا بِحَبْلِ اللّٰهِ جَمٖيعًا وَلَا تَفَرَّقُوا وَاذْكُرُوا نِعْمَتَ اللّٰهِ عَلَيْكُمْ اِذْ كُنْتُمْ اَعْدَاءً فَاَلَّفَ بَيْنَ قُلُوبِكُمْ فَاَصْبَحْتُمْ بِنِعْمَتِهٖ اِخْوَانًا وَكُنْتُمْ عَلٰى شَفَا حُفْرَةٍ مِنَ النَّارِ فَاَنْقَذَكُمْ مِنْهَا كَذٰلِكَ يُبَيِّنُ اللّٰهُ لَكُمْ اٰيَاتِهٖ لَعَلَّكُمْ تَهْتَدُونَ
“Hep birlikte Allah’ın ipine sımsıkı yapışın; parçalanmayın.
Allah›ın size olan nimetlerini hatırlayın:
Hani siz birbirinize düşman kişiler idiniz de
O, gönüllerinizi birleştirmiş ve O’nun nimeti sayesinde kardeşler olmuştunuz.
Yine siz, bir ateş çukurunun tam kenarında iken
oradan da sizi O kurtarmıştı.
İşte Allah size âyetlerini böyle açıklar ki doğru yolu bulasınız.” (1)
* * *
وَلَا تَكُونُوا كَالَّذٖينَ تَفَرَّقُوا وَاخْتَلَفُوا مِنْ بَعْدِ مَا جَاءَهُمُ الْبَيِّنَاتُ وَاُولٰئِكَ لَهُمْ عَذَابٌ عَظٖيمٌ
“Kendilerine apaçık deliller geldikten sonra
parçalanıp ihtilâf ederek ayrılığa düşenler gibi olmayın.
İşte bunlar için pek büyük bir azap vardır.” (2)
Vahdet (Hep Birlikte Allah’ın İpine Sarılmak)
Temeli tevhid olan dinimizin en önem verdiği meselelerden biriside vahdet; Müslümanların bir ve beraber olmasıdır. Gerek Rabbimiz gerekse peygamber [...]

SAHABÎLERİN HEPSİ ÂDİLDİR

Dinin anlaşılması hususunda Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’den sonra sahabe nesli ilk ve en önemli halkayı oluşturmaktadır. Sahabiler, Kur’ân-ı Kerîm ayetlerinin Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz’e inişine şahit oldular; O’nun Allah’ın buyruklarını nasıl anlayıp yorumladığını ve bu ilahi emirleri nasıl yaşayıp uyguladığını bir bir izlediler; dinimizi bizzat Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz’den öğrendiler. İşte bu üstün meziyetleri dolayısıyla biz onlara «şerefli sahabiler” anlamında “ashab-ı kiram” diyoruz. “Seçkin sahabiler” anlamında “sahabe-i güzin” diyoruz.

Onları Allah Teâlâ’nın şerefli ve seçkin yaptığını Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz’in şu hadis-i şerifinden öğreniyoruz: “Allah Teâlâ; kulların kalplerine baktı, Muhammed’in kalbini kulların kalplerinin en hayırlısı buldu; onu Kendine ayırdı ve peygamber olarak gönderdi. Muhammed’in kalbinden sonra kullarının kalplerine bir daha baktı, onun ashabının kalplerini kulların kalplerinin en hayırlısı buldu, bunun üzerine onları Peygamber’inin vezirleri yaptı.” (2)

Ashab-ı kiram Rasûl-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem’in Allah’ın Elçisi olduğunu öğrenince, atalarının kendilerine telkin edip öğrettiği [...]

NAMAZI HUŞU İLE KILMAK

قَدْ اَفْلَحَ الْمُؤْمِنُونَ اَلَّذٖينَ هُمْ فٖى صَلَاتِهِمْ خَاشِعُونَ
“Mü’minler, gerçekten kurtuluşa ermişlerdir. Onlar namazlarında hûşû içinde olanlardır.” (1)
İnsanın Yüce Yaratıcısı ile irtibatını düzenleyen ve bu irtibatın canlı tutulmasını sağlayan ibadet, niyete bağlı olarak yapılmasında sevap olan ve Yüce Allah’a yakınlaşmayı sağlayan özel itaat halidir. (2) İslâm inancında Allah’a yakınlaşmayı ve O’na yükselmeyi sağlayan ibadetlerin en başta geleni namazdır. Bu hususiyetleri ile namaz diğer ibadetlere göre daha öne çıkmış, “Dinin direği” ve içinde bulunan bir rükün olan secde de “Kulun Allah’a en yakın olduğu hal” olarak nitelendirilmiştir. Namaz kılmak her mükellef Müslümanın en başta gelen görevlerindendir. Yüce kitabımız Kur’an-ı Kerim’de ve sünneti seniyyede namazın kılınış şekliyle beraber manası, ruhu ve gayesi üzerinde durulmuştur.

Namaz hususunda öncelikle namazın ruhu durumunda olan hûşû konusu üzerinde durulmalıdır. Müslümanlara günün belirli periyotlarında kılmaları emredilen namazla ilgili ayetlere (3) bakıldığı zaman farziyetinin hikmeti, suç ve fenalıklardan alıkoymak, Allah’a yaklaştırmak, kulluk şuurunu taze tutmak gibi şekillerde [...]