İMAN KALBE SIZINCA…

Hamd âlemlerin rabbi olan Allah’a mahsustur. Salat ve selam Rasûlullah’a onun ailesine ve ashabına olsun.

Tufeyl b. Amr ed-Devsi adında Yemen’li meşhur bir şair vardı. Bu zât memleketinden Mekke’ye hac gayesiyle gelmişti. O dönemde Mekkeliler Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem ile ilgili olarak Mekke’ye girenlere onu kötüleme kararı almışlardı. Tufeyl Mekke’ye girdiğinde ona o kadar telkinde bulunmuşlardı ki sonunda efendimizin sözleri kulaklarına gelmesin diye onlara pamuk tıkamıştı. Ancak Allah’ın takdirinden kaçış yoktu. Bir vesileyle efendimizin sözleri Tufeyl’in kulaklarına ulaşmış ve o kendisini düştüğü bu tuhaf durumdan dolayı kınamıştı. Kendi kendisine şöyle demişti: “Yazık, keşke anam beni kaybetseydi! Vallahi ben değerli bir şairim. Güzel ile çirkin bana gizli kalmaz. Şu adamın sözlerini işitmeme ne mâni var ki? Güzel ise kabul eder, çirkin ise reddederim.” Nihayet efendimizi evine kadar takip etmiş, onun ardından kapıyı çalarak evine girmek için izin istemiş, başından geçenleri ona anlatmıştı. Kur’an-ı Kerim’i işitince O’nun beşer kelamı ve şiir olmadığını [...]

“TÂLUT VE CÂLUT” KISSASINDAN HİKMET DAMLALARI

Kur’an-ı Kerim tüm insanlığın selameti, hidayeti için Allah tarafından gönderilmiş ilahi bir kitaptır. Kendisinde asla şüphe barındırmayan bu kitap, Arap diliyle Hz. Muhammed aleyhisselam’a indirilmiş olmakla beraber ırk, renk, cinsiyet, yaş ayrımı yapmaksızın insanlığın tamamına hitap edebilecek bir muhtevayla karşımızda durmaktadır. Bu açıdan; gönlünü bu ilahi hitaba açan her insanın iman ve istitaat ölçüsünde alacağı ders ve ibretler muhakkak vardır. Bu ise; Allah azze ve celle’nin Kur’an-ı Kerime ihsan ettiği çok büyük bir lütuftur. Zira dünya üzerinde genç ile yaşlıyı, çoban ile profesörü, cahil ile âlimi aynı tedrisatta buluşturabilen ikinci bir kitap mevcut değildir.

Kur’an-ı Kerim bir ayna gibidir. O aynanın karşısına geçen herkes karşısında kendi yansımasını bulur. Diğer bir ifadeyle Kur’an-ı Kerim, farklı farklı anlayış düzeylerine ve çeşit çeşit fıtrat yelpazesine rağmen içinde herkesin kendisini bulabileceği bir yapıya sahiptir. Bu ise O’nun, zengin bir muhtevaya ve bunu en güzel şekilde ifade edebilecek bir üsluba sahip olmasından ötürüdür. Tabi bunların [...]

  • Permalink Gallery

    ASHABI KEHF; ŞÜPHESİZ ONLAR RABLERİNE İMAN ETMİŞ GENÇLERDİ

ASHABI KEHF; ŞÜPHESİZ ONLAR RABLERİNE İMAN ETMİŞ GENÇLERDİ

Bir toplumdaki gençler ile değişecektir her şey. Bir toplumdaki gençlik fesada uğramışsa tüm toplum fesada uğramış demektir. Bu durumu çok iyi bilen fesat salanlar gençlerimizin zihinlerini rablerinden uzaklaştırmakta ve derin bir uyku içine sokmaktadırlar. Allah ashabı Kehfi uyutarak fesattan kurtarırken, zalimler, koltuklarının bekçiliğini yapanlar ise gençleri uyutarak fesada uğratmaktadırlar

(Ey Muhammed!) Yoksa sen Kehf ve Rakîm ashabının delillerimiz arasında hayret edileceklerden olduklarını mı sandın? Hani o gençler mağaraya sığınmışlardı da: “Rabbimiz! Bize nezdinden bir rahmet ver ve işimizde bize doğru olanı kolaylaştır” demişlerdi.

Bunun üzerine biz de nice yıllar onların kulaklarını mağarada tıkadık (uyuttuk.)

Sonra iki fırkadan hangisinin kaldıkları süreyi daha iyi hesapladığını ortaya çıkarmak için onları uyandırdık.

(Ey Muhammed!) Biz sana, onların haberini dosdoğru olarak anlatıyoruz. Şüphesiz ki onlar Rablerine iman etmiş gençlerdi. Biz de onların hidayetlerini artırmıştık. Onlar (zalim hükümdarın karşısına) dikilip şöyle dediklerinde biz onların kalplerini pekiştirmiştik: “Bizim Rabbimiz, göklerin ve yerin Rabbidir. Biz O’ndan başka hiçbir ilâh, asla çağırmayız. [...]

PAYLAŞMAK BEREKETTİR, CİMRİLİK İSE MAHRUMİYETTİR

Kullarını hem nimetlerle hem de mihnetlerle imtihan eden Allah azze ve celle’ye hamd olsun. Nimete mazhar olmak esnasında şükretmenin ve mihnete maruz kalmak esnasında da sabretmenin en güzel örneğini ortaya koyan Peygamber Efendimiz’e, onun âline, ashabına ve etbâına salât ve selam olsun!

İmdi; Allah azze ve celle Kur’an-ı Kerim’de farklı üsluplarla kullarına öğüt vermektedir. Bu üslupların en başta geleni de yaşanmış olaylardan ders çıkarmak ve ibret almak (kıssadan hisse almak) üslubudur. İşte bu maksatla peygamberlerin hayatları ve bizim ümmetimizden önceki ümmetlerde yaşanmış birtakım kıssalar bize anlatılmaktadır. Bizim burada üzerinde duracağımız kıssa “Ashabu’l-Cenne (Bağ sahipleri) kıssası” olarak bilinen kıssadır. İlk önce Kur’an-ı Kerim’de geçtiği gibi kıssayı arz edeceğiz, sonra da bu kıssadan hissemize düşen ders ve öğütler üzerinde durmaya çalışacağız.

Ashabu’l-Cenne Kıssası

Allah azze ve celle şöyle buyurmaktadır:

“Onları, tıpkı bağ sahiplerini sınadığımız gibi sınadık. Onlar sabah olur olmaz bağlarının ürününü devşireceklerine dair yemin etmişlerdi.

Onlar “Allah dilerse” diyerek bir istisna da yapmamışlardı.

Onlar uyurken Rabbin [...]

ÇOCUĞUNU ALLAH’A ADAYAN ANNE; HZ. HANNE

Mümin bir kadının, “Acaba nasıl bir anne olmalıyım, nasıl bir anne olursam Rabbim benden razı olur?” sorusuna cevap olarak karşılaştığımız, evlat hasretiyle yanıp tutuşan bir anneden söz ediliyor Kuran-ı Kerim’de.

“İmran’ın karısı: “Rabbim, karnımdakini tam hür olarak sana adadım, benden kabul buyur, şüphesiz sen işitensin, bilensin.” demişti. Onu doğurunca  -Allah onun ne doğurduğunu bilip dururken- şöyle dedi: “Rabbim, onu kız doğurdum. Erkek, kız gibi değildir. Ona Meryem adını verdim. Onu ve soyunu kovulmuş şeytanın şerrinden sana ısmarlıyorum.” (Ali İmran, 35-36)

Evlatla müjdelenen mümin bir kadının nasıl davranması ve neleri düşünmesi gerektiğini, nelerden endişe edip kime sığınması ve duygularını nasıl şekillendirmesi gerektiğini Hz. Hanne’nin bu duasından öğreniyoruz.

Anlıyoruz ki “Nasıl bir anne olmalıyım?” sorusunu Allah celle celaluhu’ya sorduğumuzda bize örnek olarak Hz. Hanne annemiz gösteriliyor. Bu annenin ilk düşüncesi; Karnımdakini neye, kime adamalıyım? Tabiki onu bahşedene; ‘Rabbim, karnımdakini tam hür olarak sana adadım. Her türlü bağdan azade olarak senin yolunda hizmet edecektir.’

Karnındaki yavrusu [...]

KUR’AN’DA GEÇEN KARUN KISSASI VE ALACAĞIMIZ HİSSE

Hamd; “Allah’ın sana verdiği bu servet içinde ahiret yurdunu ara, dünyadan da nasibini unutma.” buyurarak Müslümanlara hem dünyevi hem de uhrevi tavsiyelerde bulunan ve Kârûn’un düştüğü duruma düşmekten sakındıran Allah’a,

Salat ve Selam; “Her kim Kasas sûresini okursa, Hz. Musa’yı tasdik eden ve yalanlayanlar sayısınca mükâfat alır. Göklerde ve yerde ne kadar melek varsa, bunların hepsi kıyamet gününde o kimsenin sadık olduğuna şahitlik yapar.”  [1] buyuran Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem efendimize,

Allahu Teâlâ’nın rahmeti, mağfireti, ihsanları ve keremi de; Kârûn’u tanıyıp ona benzemekten sakınan ve Allah’ın kendisine verdiği şeylerle O’nun rızasını arayan, daima şükreden ve hamd eden kullarının üzerine olsun.

Kur’an-ı Kerim kıssaları biz Müslümanlar için nice ibretler içerir. Bu kıssaları salim akılla inceleyen kişiler hayatları için paha biçilemeyecek hem dünyalarına hem de ahiretlerine katkı sağlayacak nice tavsiyeler elde edeceklerdir. Maalesef günümüz insanları, içinde bulundukları buhranlardan kurtulmak için tecrübelerinden(!) istifade edebileceklerini zannettikleri yaşam koçu adı verilen kendileri gibi kişilere oluk oluk paralar [...]