YALAN, YALAN ŞAHİTLİK VE YALANIN CAİZ OLDUĞU YERLER

Hamd, yalandan sakındırıp sadıklarla birlikte olmamızı emreden Allah’a;

Salât ve Selâm ise, yalanı nifaktan bir şube olarak bizlere tanıtıp sakındıran Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem efendimize;

Allah’ın mağfireti ve ihsanı da, yalandan şeytandan kaçar gibi kaçıp her zaman doğruyu ve doğruluğu prensip edinen ve Yüce Kur’an’da sadıklar olarak vasfedilen kulların arasına dâhil olabilmenin gayretini ve mücadelesini veren Allah’ın mümin ve muvahhid kullarının üzerine olsun.

Rasûlullah aleyhissalâtu vesselâm efendimiz, hırsızlık, zina, içki gibi hakkında had cezası gereken en ağır suçları işleyen müslümanların bile cennete gidebileceğini belirtir, fakat yalanı Müslümana bir türlü yakıştıramaz. Rasûlullah aleyhissalâtu vesselâm’ın hadisleri incelendiğinde, yalanın sayılan bu günahlardan çok daha çirkin,  çok daha alçaltıcı bir cürüm ve en bayağı bir ahlâksızlık olduğunu anlarız. Nitekim: “Müminde her huy bulunabilir, ancak yalan ve hıyanet hariç.” şeklinde buyurulmuştur. Nitekim zikredeceğimiz hadisler bunu gayet net bir şekilde izah etmektedir.

İmran İbn-i Hüsayn’ın şöyle dediği rivayet edilmiştir: “Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem dedi ki: “Zina, şarap [...]

AMEL, SÖZÜN EFENDİSİDİR!

Düşünmek ve konuşmak, insanı diğer canlılardan ayıran en mühim vasıftır. Aralarındaki alâka sebebiyle konuşma, sahibinin aklî seviyesini ve fikir yapısını gösteren pürüzsüz bir ayna gibidir. Dolayısıyla insanı insan yapan dilidir. İslâm, mü’minlerin söz disiplinine sahip olmalarını istemiş ve bu sahada pek çok esaslar koymuştur.

Konuşmak söz konusu olduğunda, pek çok insan bir konu hakkında olabilecek en güzel sözleri söyler; en doğru, en akılcı tavırlarda bulunmak gerektiğini anlatır. Olması gereken en iyi ahlakın ne olduğu hakkında hiçbir detay atlamadan en mükemmel sözleri söyler. Kendilerinin de, bu en iyi, en doğru, en güzel ve en mükemmel olanı yapmayı hedeflediklerini ve bunda da çok kararlı ve istekli olduklarını anlatırlar.

Ancak çoğu zaman, bu anlatılanları uygulamak söz konusu olduğunda, aynı insanlar sözlerindeki istek ve kararlılığı nedense tavırlarına yansıtamazlar. Bir anda en doğru, en iyi ve en mükemmelden kolaylıkla tavizler verirler. Kısacası sözleriyle tavırları birbirini tutmaz. Kimi zaman tavırlarında, sözlerinde anlattıklarından hiç eser dahi olmayabilir.

Aslında her [...]

Diliyle İnsanları Kıranları İbâdetleri Temizlemez

İlk insan Âdem aleyhisselâm’dan bu yana başlayan çizgide insanlığın ortak bir kaderi vardır; Dilini koruyup yanlışa basmayanlarla, diliyle etrafını yaralayıp kötülüğü temsil edenlerin mücâdelesi… Birbirleriyle karşı karşıya gelen, âdeta ışık ve karanlık gibi sürekli toplum içinde zuhûr eden bir yapıdır bu. İster farkına varılsın ister varılmasın, insan ya diliyle gül olur etrafına gül kokusu yayar, güzel söz ile çevresine renk verir ya da diken olur, acımasızca muhataplarına batar ve onları zedeler durur. Karşı muhatabın hoşuna gitmeyen bir sözü söyleyen her kişi muhakkak yalnızlığın girdabında ademe/yok olmaya kurban giderken, susmasıyla, konuşmasıyla gönülleri huşuya sevk eden, titreten ve ihtizaza getiren güzel sözlerin sâhibi ise asırlar boyu yâd edilmeye namzettir. Bugüne kadar kelâmı fayda etmeyen, boş konuşan, diliyle diken devşirene kim dilbeste olmuş da methiyeler düzmüştür. Demek ki mahâret; dil ile diken olup etrafı kanatmak değil, dil ile hakka yürüyen toplumlara güller yetiştirecek toprak olabilmektir.

Asırlar boyu insanlığın en büyük imtihânı dili [...]

DÜNYA KARIŞIYOR

Bismillahirrahmanirrahim

24 Kasım 2015’te Hatay Yayladağı Bölgesi’nde Türkiye hava sahasına giren Rus jetinin Türkiye tarafından düşürülmesi geçen ayın en önemli olaylarından biriydi.

Rusların hiç kimseye güven vermeyen ve hiç kimseye de güvenmeyen devlet politikaları aslında geçmişten günümüze genlerinde var olan siyasi ahlaksızlığının dışa vurumudur.

Ayılara hakaret olacak ama Rus ayısı tabiri boşuna kullanılmış bir tabir değildir. Rus ayısı tabiri; kibirden doğan ve her şeyi kaba kuvvetle halletmeyi tercih etmesinden dolayı verilmiş bir lakaptır. Tam da yerine oturmuş.

Rusların tarihi bu ayılıklarla doludur. 1530’larda 17 yaşında tahta geçen ilk Rus Çarı İvan Vasiliyeviç yani namı diğer Korkunç İvan, kibirli, intikam duygusu oldukça yüksek ve sadist biriydi. Öldürttüğü binlerce insan arasında kendi öz çocuğu da vardı.

Sonra büyük Petro yani namı diğer Deli Petro geldi. O da dedesinin yolundan gitti.  Öyle ki batılılaşma/modernleşme adına ülke çapındaki erkeklerin sakallarını kesmesi emrini dahi verdi. Bu emre direnen ve sakallarını kesmeyenlerden sakal vergisi aldı.

Daha sonra Bolşevik devrimi geldi. Türkiye’deki [...]

MEDH, ZEM VE DALKAVUKLUK

Türkçe’de övgü kelimesi; bir kimseyi, bir nesneyi övmek maksadıyla yazılan yazı veya söylenen söz, methiye anlamına gelmektedir. Övmek ise bir kimse veya şeyin iyi, güzel ve üstün taraflarını söyleyerek değerini belirtmek, methetmek demektir.

Türkçe’de övmenin karşılığı olarak “yerme veya zemmetme” kelimeleri kullanılır. Bu kelimeler kötülemek, kusurlarını ortaya koymak, hicvetmek, beğenmemek, tiksinmek, çekiştirmek  ve dedikodusunu yapmak gibi anlamalara karşılık gelir.

Övgünün reddedilen, kabul görmeyen kısmına ise Türkçe’de “dalkavukluk” denilmektedir. Dalkavukluk: Dalkavukça davranış, kemik yalayıcılık, çanak yalayıcılık, yağcılık, yalakalık, yalpaklık, huluskârlık demektir. Bu işi yapan kişiye de “dalkavuk” denilir. Dalkavuk da şu şekilde tarif edilir: Yarar sağlamak için kendisinden üstün ve varlıklı olanlara aşırı saygı göstererek gözlerine girmeye çalışan kimse. Yaltakçı, yağcı, mütebasbıs da aynı anlamda kullanılan kelimelerdir.

Sözcük anlamlarından yola çıkarak övgü ile dalkavukluk arasındaki temel farkın “övgünün bir çıkar için yapılıp yapılmaması” olduğunu söyleyebiliriz. Ayrıca zemmetmek kelimesi için bir taksime gidebiliriz. Eğer yerme, kusurlarını ortaya koyma fiili kişinin yüzüne karşı yapılıyorsa [...]

İSLÂM’DA YALAN SÖYLEMENİN HÜKMÜ

Nefsî müdafaa ile ilgili olan konulardan biri de bir Müslümanın hangi durumlar karşısında yalan söyleyebileceği konusudur. Şartlar ne olursa olsun, bir Müslümanın ancak üç konuda yalan söylemesine ruhsat vardır: İnsanların arasını bulmada, karı-kocanın birbirleriyle sohbetlerinde ve savaş hâlinde.

1- İnsanların arasını bulmak ve onları barıştırmak:

Bu hususta Ümmü Külsüm bint Ukbe, Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir: “İnsanların arasını bulup hayrı artıran veya hayrı söyleyen yalancı değildir.” (1)

2- Bir erkeğin hanımına ve bir hanımın kocasına sohbeti esnasında yalan söylemesi:

Bu hususta da Ümmü Külsüm bint Ukbe şöyle demiştir: “Rasûlullah’ın üç şey dışında insanların söyledikleri herhangi bir yalana ruhsat verdiğini duymadım. Bu üç şey; savaş hâli, insanların arasını bulup onları barıştırma hâli ve erkeğin hanımıyla, hanımın da erkeğiyle sohbet etme hâlleridir.” (2)

Ümmü Külsüm’den nakledilen diğer bir rivayette ise şöyle denilmiştir: “Rasûlullah’ın, üç şey dışında herhangi bir husus hakkında yalan söylemeye ruhsat verdiğini duymadım. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: [...]