SÖMÜRÜNÜN BAŞ AKTÖRÜNE BUMERANG ETKİSİ

Batı Dünyasının cilalı yüzü, Avrupa’nın imaj şehri, Moda’nın ve lüksün başkenti, Kapitalizmin yavru vatanı Paris’te gerçekleşen saldırı, boyutu ve etkileri bakımından Avrupa tarihine sarsıcı bir şekilde oturmuş bulunmaktadır. Fransa önce Charlie Hebdo ile İslam Ümmetinin Peygamberini hedef tahtasına oturtup, tüm dünyanın gözlerini kendi üzerine çekerken şimdi de Paris’te gerçekleşen saldırı ile dünya gündemine oturmuş bulunmaktadır. Özellikle saldırının G-20 zirvesinin hemen öncesinde olması ve gerçekleşen G-20 zirvesinin ağırlıklı konusu sözde terör olayları olması, duruma rastlantısal-tesadüfi bir bakış açısı ile bakılmamasının önemini arttırmaktadır.

Suriye Artık Dünya Meselesi

Allah Rasûlü’nün ‘’Şam’dan çıkacak bir fitne tüm dünyayı saracak’’ hadisine iman etmiş olan bizler, Paris’te yaşanan saldırıya hiç mi hiç rastlantısal bakamayız. Suriye’de yaşanan her gelişme artık olayların bölgesel bir arenadan çıkıp küresel bir arenaya taşındığını gözlerimizin önüne sermektedir. Bu olaylar bir dünya meselesi haline gelirken; yapılan komplo teorileri, gizli veya örtülü mesajlar, intikam nidaları Paris saldırılarının tuzu biberi olmaya başladı. Özellikle artık IŞİD’in Avrupa’nın [...]

BÜTÜN GÜNAHLARIMIZ ŞERİATE UYGUN MU [!]

İnsanın ezeli düşmanı olan şeytan, Hz. Adem›den bu yana insanlığa günahları süslemeyi, meşru göstermeyi, hafife aldırmayı ve bir şekilde dini motiflere uyarlayarak “mübah” saydırmayı görev edinmiştir.

Fakat sanırım hiçbir dönem, günahların böylesine pervasızca şeraite uyarlandığı ve tasarlandığı görülmemiştir.

Hayatını azimetlerle inşa eden, ufacık günahını tepesine yuvarlanıverecek bir kaya misali gören ve tevbe makamında bir ömür diz çöken Müslümanların yerlerini artık hayatlarını ruhsatlarla veya şâz kalmış fetvalarla idame ettiren, günahlarını burnunun ucuna konan bir sinek misali gören ve tevbe makamına hiç uğramayan Müslümanlar aldı.

Dine karşı bu hafifmeşrep yaklaşımdan maalesef nikah, evlilik, neslin korunması ve aile gibi en temel müesselerimiz de ciddi hasarlar aldı.

Ailesinden gizli nikah kıyıp da sonra sözde eşi olan adam kendisini boşayınca iki aylık bebeğiyle ortada kalakalan ve hastane odalarında kürtaj sırası bekleyen bir  kız…

Bir zamanlar gizli bir nikahı yürütürken eşi tarafından “boşanmadan” terk edilmiş ve şu an evli olduğu halde yeniden nikah masasına oturan bir kız…

Gizli nikahının izlerini yeni [...]

  • Permalink Gallery

    HAÇLILARI KORKUTAN YİĞİT KOMUTAN: YUSUF BİN TAŞFİN (1009-1106)

HAÇLILARI KORKUTAN YİĞİT KOMUTAN: YUSUF BİN TAŞFİN (1009-1106)

(Ebu Ya‘kup Emîrü’l-Müslimîn Nâsırüddîn Yusuf b. Tâşfîn b. İbrahim b. Turkūt es-Sanhâcî el-Lemtûnî)

Tarih boyunca İslam’a ve Müslümanlara kurduğu hain planlar ve savaşlarla İslam güneşini söndürmeye çalışan Hıristiyanlar(Haçlılar),

Allah’ın dilemesiyle yiğit komutanlar tarafından durdurulmuştur.

Bu komutan bir dönem Nurettin Mahmude Zendi, bir Selahaddin, bir Alpaslan, bir de Yusuf bin Taşfin oluveriyor. Bu ve benzeri komutanlar İslam’ı ve Müslümanları koruyan bir kale gibi hem İslam topraklarını hem de Müslümanları korumuş ve haçlı saldırılarını geri püskürtmüş, onlara ağır mağlubiyetler tattırmıştır. İşte aşağıda hayatına değineceğimiz Yusuf bin Taşfin de o yiğit erlerden biri olarak tarihe adını yazmıştır.(Allah ona rahmet etsin)

Doğumu

1009 yılında Büyük Sahrâ’da doğdu. Gençlik yıllarında Murâbıtlar hareketinin kurucusu Mâlikî fakihi Abdullah b. Yâsîn’in davetine katıldığı söylenmiştir.

Hakkındaki ilk bilgi, Abdullah’ın askerî faaliyetleri yürütmekle görevlendirdiği iki kardeşten biri olan Ebû Bekir b. Ömer el-Lemtûnî’nin kumandanları arasında yer aldığına dairdir. Buna göre Mağrib-i Aksâ’da cihadla görevlendirilen Ebû Bekir  1056’da amcasının oğlu olan Yûsuf’u Sûs’ta Masmûdeliler’le savaşacak [...]

ÇOCUKLARDA FOBİLER CESUR ÇOCUK YETİŞTİRMEK

Yaş              Korku
İlk altı ay      Gürültü, ani hareket eden nesneler
 7- 12 ay      Yabancı kişiler
 1- 5 yaş       Yüksek ses, karanlık, hayvanlar, aileden ayrılma
 3- 5 yaş       Hayaletler, canavarlar
 6- 12 yaş     Hırsız, cezalandırma, yaralanma

 

Korku, her insanda potansiyel olarak var olan, tehlikelere karşı duyulan doğal bir tepkidir. İstemsiz savunma davranışıdır. Korku aslında kişiyi tehlikelere karşı hazır hale getiren bir çeşit uyarı olması hasebiyle gerekli ve faydalıdır. Doğal bir duygu durumudur. Ancak normal olmayan bu doğal duygu sınırının aşılmış olmasıdır. Öyle ki korkular çocuğun günlük işlerini ve düzenini bozar. İşte o zaman fobiden bahsedilir.

Normal şartlarda kendi odasında uyuyabilecek yaşta olan bir çocuğun odasından korkması ve anne babasının yanına gelmek istemesi korkunun anormalleşmesi anlamına gelir. Ancak her davranış bozukluğunda olduğu gibi bunda da çocuğun içinde bulunduğu yaş dönemi etkilidir. Çocuklar belli yaşlarda, yaşlarının gereği olarak korkular yaşarlar.

Bu dönemlere denk gelen korkular hariç [...]

DAVA ERİNİN MUSİBET FIKHI SEVAP YÜKLÜ DERTLERİMİZ

عَنْ أبي يَحْيَى صُهَيْبِ بْنِ سِنَانٍ رَضِيَ اللَّهُ عَنْهُ قَالَ : قَالَ رَسُولُ الله صَلّى اللهُ عَلَيْهِ وسَلَّم : عَجَباً لأمْرِ الْمُؤْمِنِ إِنَّ أَمْرَهُ كُلَّهُ لَهُ خَيْرٌ ، وَلَيْسَ ذَلِكَ لأِحَدٍ إِلاَّ للْمُؤْمِن : إِنْ أَصَابَتْهُ سَرَّاءُ شَكَرَ فَكَانَ خَيْراً لَهُ ، وَإِنْ أَصَابَتْهُ ضَرَّاءُ صَبَرَ فَكَانَ خيْراً لَهُ  رواه مسلم

1- “Ebu Yahya Suheyb İbni Sinan radıyallahu anhu’dan rivâyet edildiğine göre Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem  şöyle buyurdu: “Mü’minin durumu gıpta ve hayranlığa değer. Çünkü her hâli kendisi için bir hayır sebebidir. Böylesi bir özellik sadece mü’minde vardır: Sevinecek olsa, şükreder; bu onun için hayır olur.  Başına bir belâ gelecek olsa, sabreder; bu da onun için hayır olur.” (1)

 

عنْ أَبي سَعيدٍ وأَبي هُرَيْرة رضي اللَّه عَنْهُمَا عن النَّبيِّ صَلّى اللهُ عَلَيْهِ وسَلَّم قَالَ : مَا يُصِيبُ الْمُسْلِمَ مِنْ نَصَبٍ وَلاَ وَصَبٍ وَلاَ هَمٍّ وَلاَ حَزَن وَلاَ أَذًى وَلاَ غمٍّ ، حتَّى الشَّوْكَةُ يُشَاكُها إِلاَّ كفَّر اللَّه بهَا مِنْ خطَايَاه  [...]

KOŞUN, GEÇ OLMADAN

وَسَارِعُوا اِلٰى مَغْفِرَةٍ مِنْ رَبِّكُمْ وَجَنَّةٍ عَرْضُهَا السَّمٰوَاتُ وَالْاَرْضُ اُعِدَّتْ لِلْمُتَّقِينَ
“Rabbinizin bağışına, genişliği göklerle yer arası kadar olan ve Allah’a karşı gelmekten sakınanlar için hazırlanmış bulunan cennete koşun.”
(Âl-i İmran, 133)
“Koşun” (1),
“…Haydi, hep hayırlara koşun, yarışın!…” (2),
“…İşte yarışanlar, bunun için yarışsınlar.” (3)
Hayat bir koşuşturmaca. Ya dünyevî istek ve arzular peşinde ya da ilâhi rıza peşinde. Ya fâni dünyanın aldatıcı lezzetleri peşinde ya da bâki dünyanın gerçek lezzetleri peşinde. Ayetlerden anlaşıldığı üzere Rabbimiz bizlere hayır işlerine koşmayı hatta müsabaka edercesine birbirimizle yarışmamızı emretmektedir ki bu koşuyu başarı ile tamamlayanlar dünya ve ahirette mutlu ve mesut olacak kimselerdir. Dolayısıyla her Müslümanın bu hayır yarışından ne kastedildiği, niçin bu yarışa katılması gerektiğini, nereye koşacağını, kiminle koşacağını, koşarken nelere dikkat edeceğini iyi bilmelidir. Çünkü bu soruların cevaplarını iyi bilmeyen bir yarışçının yanlış yollara girmesi, yolda kalması kaçınılmazdır. Büyüklerimiz “usul olmadan vusul olmaz” derler, yani bir işe başlamadan önce [...]