• Permalink Gallery

    YARADILANA ADALETLİ DAVRANIRIZ YARADANDAN ÖTÜRÜ, MÜSLÜMANLARI SEVERİZ İMANIMIZDAN ÖTÜRÜ

YARADILANA ADALETLİ DAVRANIRIZ YARADANDAN ÖTÜRÜ, MÜSLÜMANLARI SEVERİZ İMANIMIZDAN ÖTÜRÜ

أوثَقُ عُرَى الإِيمانِ الحُبُّ فِي اللهَ وَ البُغضُ فِي اللهِ
أفضَلُ الأَعمالِ الحُبُّ فِي اللهِ وَ البُغضُ فِي اللهِ

Ebu Zerr radıyallah’u anhu’nun aktardığına göre Rasûlullah sallallah’u aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Amellerin en üstünü Allah için sevmek, Allah için nefret etmek (kin) tutmaktır.” (1)

Cennette her türlü nimet ile mükerrem olan insanoğlu, ilahi bilgi ve hikmet doğrultusunda dünyaya gönderilmiş ve artık kendisi için yeni bir süreç başlamıştır. Cennete kıyasla zahmet, zorluk, darlık, yokluk ve sıkıntılarla dolu bir âleme yani dünyaya gelmişti artık Âdemoğlu. Mahza nimetlerin yerini, kimi zaman tâkat sınırlarını zorlayan meşakkat ve ıstıraplar almıştı. Dilediği gibi istifade edebileceği cennet nimetlerinin yerini dilese bile belki elde edemeyeceği geçici dünya lezzetleri aldı.

Merhametin kaynağı ve merhametlilerin en merhametlisi, Rahman ve Rahim olan âlemlerin Rabbi, “Mükerrem kıldım, ruhumdan üfürerek yarattım, en güzel surette var ettim” buyurduğu insanoğluna zulmedecek değildi elbette. Zira O, kullarına asla zulmetmeyendi. Adaletin kaynağı olan ve mutlak adil olan [...]

MÜ’MİN KALPLERİN GIDASI; Allah Sevgisi

1) Sevginin Mahiyeti ve Degeri

İnsanın dünya ve ahiret saadeti, sevgiden geçmektedir. Sevme ve sevilmeden mahrum olan insanlar, iki dünya saadetinden de mahrumdur. İnsan daha doğar doğmaz başkalarının sevgisiyle karşılaşır. Bebek sevgiyle beslenir, sevgiyle büyür. Ebeveynleri tarafından yeterince sevilmeyen bebeklerin kişiliklerinde ömür boyu hissedecekleri çatlaklıklar meydana gelir. İnsan sevme ve sevilmeyi sadece bu safhada arzuluyor değildir. Sevgi, insanın ömür boyu ihtiyacını hissettiği bir gereksinimdir. İnsan mutlu olduğunda da mutsuz olduğunda da küçüklüğünde de yaşlılığında da güçlüyken de acizken de kısacası hayatın her safhasında bu olguyla yaşama eğilimindedir. Bu eğilimlerini doğru yönde kullananlar her iki hayatta da mutluluk kâsesinden kana kana içerler. Evet, sadece dünya hayatında değil ahirette de durum böyledir. Nebi sallallah’u aleyhi ve sellem ahiret saadetinin teminatı olan imanı ve onun tadını sevgi üzerine bina etmektedir: “Üç özellik vardır ki bunlar kimde bulunursa o kimse imanın tadını almıştır. Bunlar; Allah ve Rasûl’ünün sallallah’u aleyhi ve sellem o kimseye her [...]

  • Permalink Gallery

    ANKARA PATLAMALARININ DÜŞÜNDÜRDÜKLERİ: FİLLER TEPİŞİRKEN OLAN ÇİMLERE OLUR

ANKARA PATLAMALARININ DÜŞÜNDÜRDÜKLERİ: FİLLER TEPİŞİRKEN OLAN ÇİMLERE OLUR

Geçen ayın en önemli olayı hiç şüphesiz Ankara garındaki bombalı saldırı. 100’ün üzerinde ölünün bulunduğu bombalı saldırının ardından birileri katilin kim olduğunu hemen buldu ve ilan etti. Katil; Devlet ve Hükümet. Ya da Suruç saldırısının ardından yine aynı çevrelerin söylediği gibi “Tayyip Erdoğan’ın gladyatörleri..”

İstihbaratçıların değişmez bir kuralı vardır. Herhangi bir olayın gerçek failini bulmak istiyorsanız o olaydan en çok faydalanan, en çok istifade edeni tespit etmeniz gerekir.

Biz de bu tez üzerinden yola çıkarak olayları ve muhtemel faillerini tahlil etmeye çalışalım. Fakat bugüne gelmeden önce geçmişi hatırlamakta fayda var.
2000 li yıllara gelirken Amerika, Ortadoğu’da bir strateji değişikliğine gitti. Adına kısaca BOP denilen Büyük Ortadoğu Projesi’ni uygulamaya soktu. Ilımlı İslâm Projesi BOP projesinin saç ayağından biriydi. Bu proje ile amaçları; İslâm’ı yeni İslâm ile yıkmak ve Müslümanı Müslümana boğdurmaktı. Rol model ülke olarak Türkiye seçilmişti. Türkiye’nin siyasal rejiminin laik ve demokrat olması bu seçimde öne çıkmasına sebep oldu. [...]

BİLADU’S SUDAN

 Her sayıda bir İslâm Coğrafyasını ele aldığımız yazı dizisinin bu bölümünde Sudan’a konuk olacağız. Sûdan, Arapça’da siyah anlamına gelen “Sûd” kelimesinden türetilmiş ve Afrika kıtasının yüz ölçümü bakımından en büyük ülkesi olan bu toprakları Müslüman coğrafyacılar Biladü’s Sûdan yani siyahlar beldesi olarak adlandırmıştır. Müslüman coğrafyacıların bu isimle adlandırdığı bölge Kızıldeniz’den başlayarak Batı Afrika’ya kadar uzanmakta ve bugünkü sınırlarından çok daha geniş bir alana tekabül etmektedir. Ancak bugünkü Sudan toprakları ise, bu geniş bölgenin doğu kısımlarında yer almaktadır. 2011 yılında ülkenin Sudan ve Güney Sudan olarak iki bölgeye ayrılmasıyla birlikte ise Cezayir ,Afrika’nın yüz ölçümü bakımından en büyük ülkesi haline gelmiştir. Ancak Biladü’s Sûdan olarak adlandırılan bu geniş toprakların bugünkü sınırlarına gerilemesinde hiç şüphesiz bölgenin İslâmi kimliği ve stratejik önemi sebebiyle gerçekleştirilen uluslararası müdahaleler ve çıkartılan iç karışıklıkların etkisi büyük olmuştur.

Coğrafi Konum ve Demografik Özellikler

Doğu’dan Kızıldeniz ve Etiyopya, güneyden Kenya, Uganda ve Demokratik Kongo Cumhuriyeti, güneybatıdan Orta Afrika Cumhuriyeti, batıdan [...]

KEMALİST VESAYETTEN PKK VESAYETİNE

Osmanlı Devletinin yıkılması, Hilafetin kaldırılmasının ardından birçok ulus devleti kuruldu. Müslümanlar başsız, sahipsiz, lidersiz kaldı. İslâm ülkeleri ise bu süreç içinde parçalandı. Bunlardan bir tanesi de Türkiye Cumhuriyeti’dir. Türkiye Cumhuriyeti’nin kurulması ile birlikte ülke tamamıyla Kemalist vesayetin hegemonyasına girdi. Kemalist vesayet 1945 yılına kadar ( Kemal Atatürk ve İsmet İnönü ) ülkeyi tek başına yönetti. Müslüman halka tepeden inme devrimleri dayatarak baskı uyguladı. Tek parti iktidarında Kemalistler sayısız katliamlar yaptı. Devrimleri kabullenmeyenleri ise katletti, suikastlar düzenledi, ortadan kaldırdı.

Kemal Atatürk, takvimler 1924 yılına geldiğinde Hilafeti kaldırarak ‘Ülkeyi gökten indiği sanılan dogmalarla yönetecek değiliz’ ifadesi ile İslâm dinine bakış açısını ortaya koydu. Atatürk’ün takipçilerinden bazıları Kemalizm’i din; Nutuk’u da kutsal kitap olarak kabul ediyor. Cumhuriyet dönemi yazarlarından Yakup Kadri Karaosmanoğlu ise 28 Haziran 1929 tarihli Milliyet gazetesinde yazdığı köşe yazısında Kemalizm’i mezhep olarak tanımlıyor. Kemalizm’i din olarak gören Atatürkçüler kitap bulduktan sonra bir de mabede ihtiyaç duydular. Bu sırada ise Kemalettin [...]

  • Permalink Gallery

    ALLAH’A ÖRTÜSÜYLE YAKLAŞAN ŞEHÎDE; HADÎL EL-HAŞLAMÛN

ALLAH’A ÖRTÜSÜYLE YAKLAŞAN ŞEHÎDE; HADÎL EL-HAŞLAMÛN

Kök salmak için değil de, bir gölge uzantısı kadar kalıp gideceğimiz şu âhir ömrümüzde öyle olaylar, öyle şahsiyetler gündemimize gelip konuk olup gitti ki. Her gelen bir şeyler fısıldadı, bir şeyler anlattı; bir zamanlar cihâna sığmayan şimdiler de iki gölün arasına sıkışan İslâm ümmetine.

Ne yazalım inançlarını şehâdetle taçlandırıp, ‘Ben geldim yâ Rabbi’ diyerek, tekbirlerle Allah’a gidenlerin arkasından. Ne diyelim sorumluluklarının farkına varıp da dikenlere, cam kırıklarına basmadan, silahların önünde izzeti sergileyenlerin akabinden…

Adı; Hadîl’di… ‘Güvercin sesi’ manâsını Aksa’nın bağrında taşıyıp durdu. Ümmetin acı sızıntısına muttâli olan biriydi Hadîl… Yükünü bırakarak bir güvercin edâsıyla Rabbine de uçup gitti. Bomba ve silah seslerinin eğitimin nağmesi olduğu Filistin de her gün okula silahların gölgesi altında gidip gelirken, İslâm ümmetine feryât edenlerden biriydi. Taşıdığı iki gözü zulümlere ve zorbalığa, kulakları geceleri yükselen âh-u figânlara tanıklık etmiş, zihni ise sürekli ‘çıkış nerede’ suâlini sorup durmuştu.

Yaşı daha 17 idi. Baharı fırsat bilip de [...]