STRESLİ MİSİN? O HALDE PEYGAMBERİNİ TAKİP ET!

Her şeyin çok çabuk değişebildiği, bu değişimlerin neredeyse hızına yetişemediğimiz bir zaman diliminde yaşıyoruz. Olgular, müsemmalar aynı olsa da isimler ve şekiller zaman ve zemine göre değişkenlik arz edebiliyor. Hızına yetişemediğimiz bu kadar vakıa içersinde muhakkak ki hepimizi üzen, sıkılmamıza sebep olan, içimizi daraltan, kimi zaman dünyayı dar eden pozisyonlarla karşılaştığımız olabiliyor. Bu konuda herhangi bir kimseye özel iltimas geçilecek değildir. Şayet böyle bir kayırma söz konusu olacak olsaydı âlemlere rahmet olarak gönderilen Muhammed Mustafa aleyhisselam’ın sıkılmaması, daralmaması, zorlanmaması gerekirdi. Vakıa siyer kitapları onun hayatının ne şekilde geçtiğini en ince detaylarına kadar gözlerimizin önüne sermektedir. Bizler sıkıntı ile dünyaya gönderilen Âdem aleyhisselam’ın çocuklarıyız. O halde ilk insan da dâhil olmak üzere insanlığın hakikat güneşleri olan peygamber efendilerimiz de onca sıkıntılı durum ve hadise ile karşı karşıya kaldılarsa her hangi bir açıdan onlardan daha üstün meziyetli olamayan bizlere bu konuda tolerans tanınması mümkün değildir. Dünyadaysak sıkılacak, daralacak, bunalacak ve yorulacağız. [...]

  • nedimbal
    Permalink Gallery

    KUDÜS’ÜN FATİHİNE KÜFREDENLER MESCİDİ AKSA’YI ÖZGÜRLEŞTİREMEZLER!!

KUDÜS’ÜN FATİHİNE KÜFREDENLER MESCİDİ AKSA’YI ÖZGÜRLEŞTİREMEZLER!!

Bismillahirrahmanirrahim

İran’ın sömürgecilik geçmişi 2500 yıl öncesinde kurulan Pers imparatorluğuna kadar dayanır. Pers imparatorluğu; bugünkü İran, Afganistan, Arap yarımadasının büyük bir bölümü ve Mısır’a kadar uzanan geniş bir bölgede hâkimiyet kurmuş, o zaman ki dünya nüfusunun üçte birinden daha fazlasına hükmetmişlerdi. Daha sonraları Part’lar ve Sasani devletlerini kurarak tarihte yerini alan Persler, Hz Ömer (Allah ondan razı olsun) döneminde Müslümanlara mağlup olmuş ve o görkemli imparatorlukları tüm cahili düzenler gibi tarihin çöplüğüne gömülmüştür.

Hz Ömer (Allah ondan razı olsun) döneminde; imparatorluklarını, saltanatlarını, şatafatlarını, iktidarlarını kaybeden ve Müslümanlara mecburen boyun eğmek zorunda kalan Mecusi İranlılar/Farslılar kalplerinde gizledikleri İslam düşmanlığını hiçbir zaman açıkça ortaya koyamamışlardır. Fakat İslam dinine olan düşmanlıklarını;  2500 yıllık pers imparatorluğunu sonlandırmak kendisine nasip olan Hz. Ömer (Allah ondan razı olsun) nefretiyle kusmuşlardır. Mecusi İran/Perslilerin İslam düşmanlığı adına ortaya koydukları ikinci husus ise; yaşanan tarihsel olayları da bahane ederek sözde “Ehli Beyt sevgisi” görünümünde “Şİİ’LİK” fitnesini daha da köpürterek ve [...]

  • zafermert
    Permalink Gallery

    HUMEYNÎ’NİN HAYATI ve ELEŞTİRİLER 1902-1989 (خميني)

HUMEYNÎ’NİN HAYATI ve ELEŞTİRİLER 1902-1989 (خميني)

Doğumu ve Çocukluğu

20 Cemâziyelâhir 1320 (23 Eylül 1902) tarihinde Kum’un 160 km. güneybatısındaki Humeyn kasabasında doğdu. İmam Mûsâ el-Kâzım soyundan gelen ataları, XVIII. yüzyılın sonlarına doğru Nîşâbur’dan ayrılarak Hindistan’ın Leknev bölgesindeki Kintur kasabasına yerleşmişlerdir. Aynı aileden tanınmış âlim Mîr Hâmid Hüseyin’in çağdaşı olan dedesi Seyyid Ahmed, XIX. yüzyılın ortalarında Leknev’den (veya Humeynî’nin ağabeyi Seyyid Murtazâ Pesendîde’nin bir ifadesine göre Keşmir’den; bk. Ali Devânî, VI, 760) Necef’e gelerek Hz. Ali’nin türbesini ziyaret etti; bu arada Humeyn’in ileri gelenlerinden Yûsuf Han’la tanıştı ve onun teklifi üzerine Humeyn’e yerleşmeye karar verdi. Burada kendisi ve soyu Hindî nisbesiyle tanındı.

Humeynî beş aylık iken babası Seyyid Mustafa bir cinayete kurban gittiğinden çocukluğunu annesi ve halasının himayesinde geçirdi. Bunların 1918’de vefatı üzerine ağabeyi Seyyid Murtazâ’nın yanında kaldı. Bu dönemde içinde bulunduğu güvensizlik ortamının Humeynî’de mücadeleci bir ruh halinin gelişmesine yol açtığı anlaşılmaktadır. Nitekim kendisi bu dönemi anlatırken, “Çocukluğumdan beri savaş halindeyim” demiştir (Sahife-yi Nûr, X, 63). [...]

Şİİ SAPIKLIĞI: MUTA

“Yine O’nun âyetlerindendir ki, sizin için nefislerinizden kendilerine ısınırsınız diye eşler yaratmış, aranıza bir sevgi ve merhamet koymuştur. Şüphesiz ki bunda düşünecek bir kavim için nice ibretler vardır.” (Rum: 21)

“Yine O’nun âyetlerindendir ki, sizin için nefislerinizden kendilerine ısınırsınız diye eşler yaratmış, aranıza bir sevgi ve merhamet koymuştur. Şüphesiz ki bunda düşünecek bir kavim için nice ibretler vardır.” (Rum: 21)

İslam’da nikah yani evlilik, karşı cinsten iki insanı birleştiren en köklü, en güçlü ve en sürekli bağdır. İşte bu bağ, Allah şahit tutularak, O’nun emir ve yasaklarına uyarak iki tarafın birbirine ahit vermesiyle gerçekleşir.

Aile ve evlilik, hayati önem taşıdığından Allah celle celaluhu bu kurumla ilgili bütün hükümleri Kur’an-ı Kerîm’de peygamberleri aracılığıyla vahyetmiştir. Mesela, meşru nikahın şartlarından bazıları: Kadına mehir verilmesi, nikahın alanî olması, nikahın belirli bir zamanla sınırlandırılmaması, nikahın veraset hakkını doğurmasıdır.

“Bununla beraber Allah ve Resulü bir işe hükmettiği zaman, gerek mümin bir erkek ve gerekse mümin bir kadın için, o [...]

  • mahmuthoca
    Permalink Gallery

    PEYGAMBER EFENDİMİZ’İN ÜZERİMİZDEKİ HAKLARINDAN BİRİ DE EHL-İ BEYT’İ SEVMEKTİR

PEYGAMBER EFENDİMİZ’İN ÜZERİMİZDEKİ HAKLARINDAN BİRİ DE EHL-İ BEYT’İ SEVMEKTİR

Peygamber Efendimiz’i insanlığın en seçkin kabilesinden seçen ve en seçkin insanları onun Ehl-i Beyt’ine dahil eden Allah Teâlâ’ya hamd olsun. İnsanlığın efendisi olan Hz. Muhammed Mustafa sallallahu aleyhi ve sellem’e, onun şerefi ile üstünlük kazanmış olan Ehl-i Beyt’ine, onun sohbeti sayesinde yücelmiş olan ashabına ve kıyamete kadar bunlara tâbi olarak istikâmet üzere devam eden mü’minlere salât ve selam olsun.

İmdi; biz bu makalemizde Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem’in Ehl-i Beyt’inin faziletlerinden ve bizim üzerimizdeki haklarından bir demet arzetmeye çalışacağız. Allah Azze ve Celle bizleri Ehl-i Beyt’i sevenlerden ve onların şefaatine nâil olanlardan eylesin.

Ehl-i Beyt Kimlerden Oluşmaktadır

Ehl-i Sünnet ve’l-Cemâat’e mensup bütün âlimlerin ittifakıyla Ehl-i Beyt, başta Peygamber Efendimiz’in bütün çocukları, hanımları ve Hz. Abbas, Hz. Ali, Ca’fer ve Akil radıyallahu anhum’un soyundan oluşan Beni Haşim’den meydana gelmektedir. İmam Şafiî ve İmam Ahmed, bunlara Muttaliboğullarını da eklemişlerdir. Bunların zekattan pay almaları haram kabul edildiği gibi, ganimetin beşte birinden bir payın da bunlara [...]

ŞÎA’NIN HADİS ANLAYIŞINA GENEL BİR BAKIŞ

Hadisler, ehl-i sünnet gibi şîa’nın da ana kaynakları arasında yer almaktadır. Şîa’nın düşünce sistemini ve meselelere bakışını anlamak için, şîa’nın hadis anlayışının incelenmesi gerekmektedir. Ancak, şîa’nın hadise bakışını tespit edebilmek için, şîa’da hadise yüklenen mananın, hadis rivâyetinin keyfiyetinin ve temel hadis kaynaklarının bilinmesi elzemdir. Tabidir ki, belirtilen hususları tespit etmek büyük bir çaba gerektirmektedir. (1) Bu yazı, şîa’nın nazarında hadisin nasıl anlaşıldığına kısaca eğilmeyi hedeflemektedir. Ayrıca “Şîa’nın Hadis Anlayışı” isimli bu yazıda şîa terimiyle, şîa’nın imâmiyye kolu kastedilmektedir.

Şîa’nın tefsir, hadis, fıkıh ve inanç esasları hakkında konuşabilmek, şîa’nın doğuşu ve temel esasları hakkında bazı hususların bilinmesi şartıyla mümkündür. (2) Burada şîa bütünüyle ele alınamamakla birlikte, şîa’nın hadis anlayışını kavramaya yardımcı olacak birkaç meseleye değinilecektir. Şîa’nın temel kabullerinden biri Hz. Ali’nin, Hz. Peygamber tarafından halife tayin edildiği ve halifeliğin Hz. Ali evladına ait olduğudur. Bu düşünceye göre, Hz. Ali’den önceki halifeler ve onlara biat eden sahâbîler Hz. Peygamber’in emrine karşı çıkmışlardır. [...]