Her ay bir Müslüman beldesini ele aldığımız yazı dizimizin bu bölümünde dünyanın en küçük ülkelerinden biri olan “Brunei Darusselam”a konuk olacağız. Brunei toprakları 1400’lü yıllardan itibaren İslam ile müşerref olur ve uzun yıllar Müslümanların kontrolünde kalır. Ancak 1400’lü yıllardan itibaren İspanya, Hollanda, İngiltere ve Japonya’nın sömürgesi ve tasallutu altında kalır. 1984 yılında bağımsızlığını ilan eden ülke, 2013 yılında Sultan Hasan El Boulkiah’ın İslam ceza hukukunun uygulanacağını ifade etmesiyle dünya kamuoyunda önemli bir ilgi görür. Şimdi gelin bu Müslüman beldesini biraz daha yakından tanıyalım.

Ülkenin Coğrafi ve Demografik Özellikleri

Bir Güneydoğu Asya ülkesi olan Brunei Sultanlığı, Endonezya ve Malezya topraklarının da yer aldığı Borneo adasının kuzeybatısında yer alan bir Müslüman beldesidir. Doğu batı ve kuzey sınırları Malezya’ya ait olan Sarawak eyaletine komşu olan ülkenin kuzeyinde ise Güney Çin Denizi yer alır.

Yaklaşık 450 bin kişilik nüfusu ve 5.765 kilometrekarelik toprağıyla dünyanın en küçük ülkeleri arasında yer alan Brunei ülkesindeki halkın yaklaşık yüzde 65’i Malaylardan oluşmaktadır. Malayların neredeyse tamamına yakını Müslümandır. Malaylar, her ne kadar anayurtları Malezya (Malaysia) olsa da Singapur’dan Tayland’a, Endonezya’dan Brunei’e kadar çok geniş bir toprak parçasında yaşamlarına devam eden yaklaşık 300 milyonluk Müslüman Güney Asya nüfusunu ifade eder. Bu yönüyle dünya Müslümanlarının önemli bir yekûnu Malaylardan oluşur. Brunei halkı da bu yönüyle bu çok geniş Malay kültürünün bir parçası olarak karşımıza çıkar. Halkın geri kalan kısmı ise Çinliler ve diğer etnik gruplardan oluşur.

Ülkenin resmi dili Malayca olmakla beraber, özellikle uzun yıllar süren sömürgenin de etkisiyle İngilizce yaygın kullanılan dillerden biridir. Bununla birlikte önemli bir nüfusa sahip olan Çinlilerin de etkisiyle Çince ülkede en çok konuşulan bir diğer dil olarak kaşımıza çıkar. Ülkenin başkenti Bandar Seri Begawan’dır. Kuala Belait, Seria, Muara ve Bangar ise en önemli şehirleridir.

Çok büyük bir kısmı tropikal ormanlarla kaplı olan ülkenin sadece kuzey kıyılarına yakın olan bölümlerindeki tarıma elverişli arazilerde ziraat faaliyetleri yürütülmektedir. Ancak ülkenin ana gelir kaynağı petrol ve doğalgazdır. Ülke sultanının dünya gündeminde sıklıkla yer almasına sebep olan zenginlik ve refahın en önemli kaynağı işte bu petrol ve doğalgazdır. Brunei ülkesinde petrol ve doğalgazdan elde edilen gelir sebebiyle halktan gelir vergisi alınmamaktadır. Buna ek olarak da kişi başına düşen milli gelirin önemli ölçüde yüksek olduğu bilinmektedir.

Tarihsel Süreçte Brunei’de İslam ve Müslümanlar

Brunei’in siyasî tarihi, İslâmiyet’i kabul ettikten sonra Muhammed Şah (1405-1415) adını alan yerli lider Alang (Awang) Betatar’ın bir sultanlık kurmasıyla başlar. Betatar’dan sonra yerine kardeşi Ahmed geçmiş fakat yerli bir aileden gelen bu iki kardeş bir hânedan kuramamışlardır. Sultan Ahmet’ten sonra Sultan Bereket olarak bilinen Şerif Ali adında bir Arap Müslüman tahta çıkmış ve daha sonra bütün sultanlar onun soyundan gelmişlerdir. Böylece Sultan Bereket Şerif Ali, Arap-Malay karışımı bir hânedanın kurucusu olmuş ve Bruney’de İslâm’ın yayılmasına hız vermiştir. Müslüman Arap ve Malayların bu şekilde kaynaşması bölgede İslam’a teveccühü önemli ölçüde arttırmıştır. Şerif Ali’nin torunu Sultan Bolkiah döneminde ise (1473-1521) Brunei, küçük bir sultanlık olmaktan çıkarak Borneo adasının büyük bir kısmını, Filipinler’deki Luzon’u ve Sulu takımadalarını içine alan bir devlet haline gelmiştir. (1)

1565 yılında Filipinler’e kadar ulaşan İspanyol sömürgecilerin Müslümanların elindeki toprakları işgale girişmeleri Brunei bölgesini de etkiler. 17. Yüzyılın başlarından itibaren Hollandalılar da Brunei’i güneybatıdan sıkıştırmaya başlar ve zaman içine Doğu Hint adalarının tamamını hâkimiyet altına alır. Hollandalıların ardından İngiliz sömürgeciler bölgeye yerleşir ve zamanla bölgedeki etki alanını genişletmeye başlar. Bu durum Brunei topraklarının da sürekli daralması anlamına gelir. 1888 yılına gelindiğinde ise ülke tamamen İngilizlerin kontrolü altına girer. 1906 yılında İngiliz valisi artık tüm Brunei topraklarının tek yetkilisi olur. İngilizlerin yönetimi 1941’e kadar devam eder. İkinci dünya savaşı sırasında ise ülke Japonların egemenliği altına girse de 1945 yılında İngilizler hâkimiyeti tekrar ele alır. (2)

1970’li yılların sonunda ise ülke sultanı bağımsızlık hususunda İngilizlerle anlaşmaya varır. Bu anlaşma sonucunda ülke 1984 yılında bağımsızlığına kavuşur. Ancak bu bağımsızlık ülkedeki İngiliz etkisinin sona ermesi anlamına gelmemektedir. İngilizler bugün dahi ülkede önemli bir kültürel nüfuza sahiptir. Aynı durum Malezya için de geçerlidir. Bugün Malezya her ne kadar İslami uygulamalarla gündeme gelse de bölgede siyasi, kültürel ve ekonomik anlamda İngilizlerin önemli derecede etkin olduğu rahatlıkla ifade edilebilir. Bu durum özellikle Malay Müslüman havzasının en önemli sorunlarından biridir. Ekonomik ilişkiler ağı İngilizlerin kontrolündedir. Siyaset İngiliz siyasetinin yönlendirmesine açıktır. Aynı şekilde kültürel varlıklarda da İngiliz etkisi yadsınamaz. Bu etki Malay Müslüman havzasının dünyanın diğer bölgelerindeki Müslümanların ahvaline belli ölçülerde kayıtsız kalmasının en önemli sebepleri arasındadır. Bugün neredeyse 300 milyona yaklaşan Malay nüfusuna ev sahipliği yapan ülkelerin özellikle Afganistan, Pakistan, Filistin, Suriye, Irak, Cezayir, Orta Afrika gibi Müslüman ülkelerde yaşanan dramlara neden bu kadar sessiz kaldığının açıklamalarından biri de bu olsa gerektir. Bu yönüyle Güney Asya Müslümanları, İslam’ın güzelliklerinin kendilerinde vücut bulduğu nadide insanlar olmakla birlikte, küresel siyasi güçlerin yalıtıcı politikalarının da kurbanları olmaktadır.

Brunei son yıllarda ülkenin şeri ceza hukukuna geçeceği haberleriyle özellikle batı medyasında önemli yankılar uyandırmıştır. Çünkü bugüne kadar İngiliz hukuk siteminin yaygın olduğu ve İslami hukuk kurallarının aile ve miras hukukuyla sınırlandırdığı ülkenin şeri hükümleri yönetimin temeline alacak olması batı dünyasını önemli ölçüde rahatsız etmiştir. Bu gelişme ülkenin geleceği açısından umut verici olmakla birlikte, özellikle ülke hanedanında somutlaşan lüks ve israf kültürü İslami bir yaşam biçiminin önünde ciddi engeller oluşturur. Müslüman coğrafyaların ciddi zorluklarla mücadele ettiği süreçlerde ülkedeki bu israf ve aşırılık ümmet olma bilincinin önüne setler çekmektedir. Bu tablo Müslüman toplulukların dünyanın dört bir yanındaki parçalanmışlıkları ve ızdıraplarını gözler önüne sermesi bakımından manidardır.

 

————————-

 

1.Muhammad Abduljabbar Beg, “Bruney”, Diyanet İslam Ansiklopedisi, Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları, Cilt 6, Sayfa 337-339, 1992.

  1. Ülkedeki sömürgecilik faaliyetlerinin detaylı tarihsel anlatımı için bkz: http://www.vahdet.info.tr/isdunya/dosya4/1062.html