Kalpleri birbirine ısındıran, daha önce ayrı olan ruhları bir araya getirip aralarına merhamet yerleştiren, beşeri sevgilerin en zirvesini yaşatarak eşleri, bir elmanın iki yarısı kılan Allah’a hamd ederim. Toplumu ayakta tutan aileyi, sağlam temeller üzerine kurmanın yollarını, tüm detayları ve nüanslarını,  örnekliği ile bizlere gösteren Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem’e salat ve selam ederim. Allah’ın selamı, rahmeti, bereketi, inayeti ve hidayeti, O’nun yolunun takipçileri olan ailesi, ashabı ve tüm Müslüman kardeşlerimin üzerine olsun.

Kadın ve erkeğin birbirine muhtaç yaratılmış yapısı gereği insan, evlilik ile sükûna erer. Biri olmadan diğeri yarımdır. Evlenmeden dini kemale ermez insanın. Nikâh vesilesiyle ruhu da bedeni de dinlenir. İbadete, Allah’a itaate daha rahat hazırlanır kişi. Bu yüzden teşvik etmiştir peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellem evliliği, gücü yetenlere ısrarla. Takva yolunda Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem’i takip eden ve daha iyisine talip olmak istediğinden dolayı evlenmeyeceğini, ömrünü ibadete adayacağını söyleyen sahabeye kızar ve insanların içinde en takvalı olanın kendisi olduğunu, buna rağmen evlendiğini söyler. Evliliği terk etmenin takvaya uzak olduğunu gösterir böylece. Çünkü insan tek başına hayat süremez, karşı cinse mutlaka ihtiyaç duyar.

Evlilik sonu belli olmayan bir yolculuktur adeta. Binersin bineğine, yürürsün bir belirsizliğe doğru. Ömrünün sonuna kadar güzel bir geçim hayaliyle atarsın evlilik adımını. Kimse ayrılmak için evlenmez. Ama bazen şartlar, geçimsizlikler sevgi ile dolu olması gereken yuvayı, nefretle dolu bir zindana çevirebilir. Aslında evliliği bitiren sevgi, saygı ve güvenin bitmesidir. Bunlar da karşılıklı geliştirilmesi gereken duygulardır. Fedakârlık, emek ve özen gerektiren bu özel duygular,  günümüzde maalesef umursanmayan ve rafa kaldırılarak yuvalardan çekilip alınan duygular haline gelmiş durumdadır. Tek sebep: Düşüncesizlik… Yuvayı ayakta tutan sevgi ve merhamet duygularını, düşünmeden önemsemeden bir kenara bırakmamız, en büyük hatamızdır. Rabbimiz Rum sûresi 21. ayette eşler arasına sevgi ve merhameti yerleştirdiğini ve bu durumun onun varlığının delillerinden olduğunu bildirmesi, anlayan ve düşünenler için ne kadar da manidardır. Demek ki düşünme olgumuzu kaybetmişiz önce. Ayeti dikkatlice okuyalım. Göreceğiz bu ince ayrıntıyı.

“Kendileri ile huzur bulasınız diye sizin için türünüzden eşler yaratması ve aranızda bir sevgi ve merhamet var etmesi de O’nun (varlığının ve kudretinin ) delillerindendir. Şüphesiz bunda düşünen bir toplum için elbette ibretler vardır.”

Günümüzde boşanma oranı, evlilikleri bile geçer hale gelmiştir. Çünkü evliliğin anlamı yitirilmiştir. Evliliğin, sadece aşkın, sevginin, güzelliklerin olduğu, sıkıntı, problem, iniş çıkışların hiç olmadığı bir müessese olarak algılanması, günümüz insanının en büyük yanılgısıdır. Eskiden boşanmalar daha azdı. Neden? Zira onlar boşanmanın getirdiği zorlukların, evlilikteki zorluklardan daha yıpratıcı ve daha yorucu olduğunu fehmedebiliyordu. Hiçbir evlilik sıkıntısız geçmez. Ama bakış açısı o kadar önemli ki, küçücük bir problem bile koca dağlar gibiyse birinin gözünde, işte o zaman o yuvada huzur aramak mümkün değildir. Günümüz insanı, doyumsuz ve şımarık bir ruh haline büründü maalesef. Elbette ki bunu tetikleyip, teşvik eden faktörler oldukça çok. Ama Müslüman bir kimlik için Allah’ın sınırları, tatmin olmak ve kanaat etmek için yeter de artar. Televizyon, internet, çevredeki haram görüntü kirlilikleri, haram konuşmalar, günahın alenen işlenmesi, Allah’ın dininin uygulanmaması ve dünya hırsı gibi daha nice sebepler, karı kocanın birbirini beğenmemesine, birbirine karşı sevgi, saygı, güven ve hoşgörünün azalıp birbirine sabretmemesine neden olmaktadır. Ama Müslüman her an gözü açık olandır. Akıllıdır. Durum ve şartlar ne olursa olsun kimliğinden ve değerlerinden uzaklaşmaz.

Boşanma kimsenin hoşlanmadığı ama bazen insanın içine sürüklenmek durumunda kaldığı Allah’ın en sevmediği helaldir. Eşlerin ayrılması, sadece ikisini etkilemez. Onların en yakınlarını, anne babalarını, kardeşlerini ve yakın dostlarını da etkiler, üzer ve olumsuz duyguları besler. Umutları zedeler. Gelecek nesli tehlikeli ve riskli durumlara sokar. Ama boşanmada en çok etkilenenler, çocuklardır. Belki ilk zamanlar çok belli etmezler. Ama aynı parçalanmış aileleri gibi, içleri de paramparça olur. Her nefeslerinde acıyı içlerine çekerler. Annesine gitse babasını özler, babasına gitse annesini arar hüzünlü gözleri. Kimse anlamaz o buruk yüreklerinden gizli gizli akan kanları. Dolduramaz kimse, o eksik kalan yanlarını ömür boyunca. Anne babası beraber ve mutlu olan çocukların mutlulukları yakar en çok canını. Güler sanırsın, mutludur zannedersin ama onun her zaman kırıktır kalbi. Büker boynunu hayata karşı. Neden der, neden benim annem ve babam da diğer çocukların anne ve babaları gibi beraber ve mutlu değil? Bazısı kendini suçlar, kapanır içine. Bir daha açılmamak üzere kapanır içine. Elinden samimiyetle tutan olmazsa, çıkamaz içine girdiği o boşluktan. Hep yarım kalır bir şeyler. Bazısı da içindeki boşluğun acısını çıkarır çevresindekilerden. Huysuzluk yapar, yanında olduğu büyüklerinden ilgi bekler, belki bebekçe hareketlere sığınarak çıkarmaya çalışır ayrılığın acısını. Diğer çocuklardan farklıdır o. Anne babası hayattadır. Ama o, hep yalnızdır.

Boşanmış anne babaların çocukları, itilip kakılır kimi acımasız ve anlayışsız çevrelerde. Aşırı agresif veya aşırı içine kapanık tavırlarından, onu suçlu tutar bu hoşgörü yoksunu çevreler. Bilmezler ki, daha çok iterler bu hiçbir günahı olmayan masum yavruyu o nereye gideceği belli olmayan dehlize. Her yanlış tavırlarında “Bu çocuk amma da mızmız, amma da şımarık” der ve bir kılıf uydururlar onları toplumdan dışlarcasına hareketlerine. Ama bilmezler ki o dışladıkları masum çocuk, onların dışladıkça daha çok düştüğü, içinde debelenip durduğu boşluğun acısını ilerde onlardan çıkaracak biri olabilir. Onların evine girip eşyasını talan eden ve huzursuzluklara sebep olan bir hırsız olabilir. Ya da kendi çocuklarının kötü alışkanlıklar kazanmasına sebep olan bir madde bağımlısı olabilir. Veya bir yan kesici, ya da çocuk katili ve ya Allah korusun masum insanlara tecavüz etmeyi bir zevk haline getiren insanların korkulu rüyası olan bir canavara dönüşebilir. Biraz düşünceli olalım. O çocuk bizim çocuğumuz da olabilir. Anne babası ayrılmış olan çocukları iyi anlayıp daha hoşgörülü olalım. Ama kesinlikle şımartmayalım. Bu da başka sorunlara yol açabilir.

Anne babası ayrılmış çocukları, merhamet ve sevgiden nasibini almış bazı çevreler de çocuğu gibi sahiplenir ve sever onları. İçlerindeki boşluğu tamamen dolduramayacaklarını bilseler de, bırakmazlar ellerini. Kucaklarlar, severler, öperler ve terbiyesini de ihmal etmezler çocukları gibi. Şımartacak kadar abartılı ilgiden de uzaktırlar o merhametli insanlar. Böyleleri bilsinler ki, bu emekleri boşa gitmeyecek. Bir gün fedakârlıklarının karşılığında o çocuklar topluma faydalı, sevgi dolu, kendi gibi olan çocukların elini bırakmayan merhametli bir birey olacaklar. Yeter ki bu durumda olan çocuklarımızı hiç bırakmayalım. Sabredelim onların normal dışı tavırlarına. Ama kendi hallerine asla bırakmayalım. Teslim etmeyelim onları küfrün ve günahların kucağına. Davet, davet diye sokak, sokak, ev, ev dolaşan davetçiler! İşte size fırsat! Sevginize, ilginize, fedakârlığınıza ve sabrınıza muhtaç elinize bakan kırık kalpli çocuklar! Onların duasını alın. Kalpleri kırık olanların duası makbul değil mi? Çıkarın onları, karanlıklarından ve öğretin sevgiyle Allah’ın nuru ve sevgisinin yeterli ve asıl olduğunu. Bırakmayın sakın o minicik masum yürekleri…

Boşanan anne babalar! Ayrılığın verdiği acı bir kenara, evladının paramparça olmuş yüreği bir yana. “Allah düşmanımın başına vermesin” dedirtecek cinsten bir acıyla sınanıyorsun biliyorum. Sen paramparçayken nasıl evladının yüreğini onaracaksın, öyle düşünüyorsun muhtemelen değil mi? Ama bak, içine kapansan da, boşluğunu yanlış yollarda doldurmaya çabalasan da, sabredip çocuğuna sarılsan ve yaralarınızı beraber sarsanız da gerçek değişmiyor. Öyleyse bırakma en çok sana ihtiyacı olan çocuğunu. İki kat fazla yorulacağın çok doğru. Ama kendinden daha değer veriyorsan çocuğuna ve geleceğine. Öyleyse kendi dertlerini ikinci plana atıp dertlenmelisin evladının eğitimi ve terbiyesiyle sadece. İçten gelerek, dualarınla, doğru eğitim metotlarıyla ve şımartmadan, çocuğunun düştüğü o boşluğu yanlış şeylerle doldurmasına müsaade etmeden aşacaksın bu süreci, Allah’ın yardımıyla. Bu süreçte en önemli noktayı aklından sakın çıkarma! Çocuğunun yeri gelecek; hem annesi hem babası olacaksın. Diğer anne babaların boş vakti olacak, ama sen çocuğunun yaralarını iyileştirmek ile sürekli meşgul olacaksın. Boşluğunu, anlamsız ve boş şeylerle doldurmasına müsaade etmeyecek, hayatının merkezine Allah sevgisini yerleştirmeye çalışacaksın. Bu çok zor olacak. Ama eğer sabredebilir ve çocuğunu güzel yetiştirebilirsen sonunda çok büyük ecir alacaksın. Kulağına küpe olsun! Çocuğunun kırık kalbini senden başkası onaramaz. Onu ve eğitimini başkalarına bırakma. Çevren en fazla sana destek olabilir. Ama senin yerini tutamaz. Allah Rasûlü sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyuruyor:

“Ben ve yanakları solmuş dul kadın, kıyamet gününde, yan yana iki parmak gibi beraber olacağız…” [1] Yani çocuğuna tek başına bakarken çektiğin sıkıntılara rağmen sabreden sen, Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem ile kıyamette beraber olacaksınız. Bundan büyük ecir var mı?

Boşanan çiftlerde esas mağdurun çocuklar olduğunu ve çocuğun hayatında nice sıkıntılara yol açtığını görüyor musunuz? İşte bu ve daha nice kötü sonuçlar sebebiyle Allah’ın yanında boşanma, hoş olmayan bir helal kabul edilmektedir. Bununla beraber İslâm talakı meşru kılmıştır. Çünkü ailelerde geçimsizlik çoğu kez, facialara yol açmaktadır. Ailede esas olan nefret değil, karşılıklı sevgi, saygı, hoşgörü, sabırdır. Karı koca arasındaki anlaşmazlık, tüm çabalara rağmen temin edilmezse, o zaman ayrılık kaçınılmaz olur. Keşke hiç ayrılıklar olmasa. Çocuklar mağdur olmasa. Ama bu da insan olmamızın bir gereğidir. Herkes anlaşamayabilir. Yalnız her anlaşmazlık, boşanma sebebi olamaz. Olmamalıdır. İki taraf birbirinin iyi taraflarını görüp kötü yönlerini idare etmeye çalışmalı ki, evlilikler yürüsün ve yuvalar cennet bahçesine dönsün. Kimse dört dörtlük değil. Herkesin bir kusuru vardır. Bizim eşimizde eksiklik olarak gördüğümüz şeylerde bizim için hayır olabilir. Sabırdan başka huzura çıkış yolu yok.

“… Onlarla iyi geçinin. Eğer onlardan hoşlanmazsanız (biliniz ki) Allah’ın hakkınızda hayırlı kılacağı bir şeyden de hoşlanmamış olabilirsiniz.” ( Nisa, 19)

Boşanma mağduru olan evlatlarımızı korumayı ve güzelce terbiye edebilmeyi Rabbim bize kolaylaştırsın. Yuvaların dağılıp şeytanın sevinmesinden ve çocukların hüznünden Allah’a sığınırız. Hamd, Âlemlerin Rabbi olan Allah’a mahsustur. Selam ve dua ile…

 

[1]. İbn Malik, Ebu Davud