Hidâyetiyle bizi doğru yola kavuşturan Allah’a hamd olsun! O bizi doğru yola iletmeseydi kendiliğimizden doğru yolu bulacak değildik. Salât-u selamların en güzeli tek önderimiz, Hz. Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem’e, ailesine, ashâbına ve onun yolunu takip eden muvahhidlerin üzerine olsun.
Zikir, insan hayatında büyük önem taşır. Çünkü kalp zikirden uzak kaldıkça katılaşır ve günahlara meyli artar. Bu şekilde günahlara meyli artan insan önce basit gördüğü bir günahtan başlar. Sonra onun devamı gelir ve eğer yeniden zikre ve tövbeye dönmezse ayağı ciddi şekilde kayabilir. İnsanın bu şekilde ayağını kaydırmak da şeytanın hilelerinden biridir. Bu yüzden zikirden asla gafil olunmamalıdır. Nitekim Allahu Teâlâ zikrin önemi hakkında şöyle buyurmaktadır: “…Allah’ı anmak şüphesiz ki en büyük ibadettir…” (Ankebut, 29/45)
“Ey îmân edenler! Allah’ı çokça zikredin (anın) ve sabah akşam onu tesbih edin.” (Ahzap, 33/41-42)
“…Allah’ı çokça anan erkekler ve çokça anan kadınlar varya; Allah işte bunlar için bir mağfiret ve büyük bir mükafat hazırlamıştır.” (Ahzap, 33/35)
“İçinden yalvararak ve korkarak yüksek olmayan bir sesle sabah akşam Rabbini an. Gâfillerden olma.” (Araf, 7/205)
Peygamber efendimiz ise zikrin fazileti ile ilgili olarak şöyle buyurmaktadır:
“Allah’ı zikredenle zikretmeyenin misali diri ile ölü gibidir.” (Buhari, Müslim)
• Bir adam, Ey Allah’ın Rasûlu! “Benim için İslam şeriatının emirleri çoktur, şöyle tutabileceğim bir şey söyle bana” dedi. O da: “Dilinden Allah’ın zikrini eksik etme” dedi. (Tirmizi)
• Bir topluluk Allah’ı zikretmek üzere bir araya gelirse melekler onların etrafını sarar; Allah’ın rahmeti onları kaplar; üzerlerine sekînet iner ve Allah Teâlâ onları yanında bulunanlara över.” (Müslim)
Allahu Teâlâ Peygamber Efendimize hitâben; “Birazı hariç geceleri kalk namaz kıl…” (Müzzemmil, 2) diğer bir âyette; “Rabbinin adını an, bütün varlığınla O’na yönel” (Müzzemmil, 8) diye buyurmakta, bunun sebebini ise; “Doğrusu Biz sana (taşıması) ağır bir söz vahyedeceğiz” (Müzzemmil, 5) âyet-i kerimesi ile açıklamaktadır. Allahu Teâlâ İslâm daveti gibi büyük bir sorumluluğu omuzlayacak olan peygamberini, kulluk ve davet mücadelesine bir ön hazırlık olarak bu âyetlerle hazırlamakta idi. Zikir, bu kulluk ve davet mücadelesinin uzun ve meşakkatli yolunda, kalbi takviye eden yol azıklarının başında gelmektedir. Bu yüzden onun varisleri olan biz mü’minlerde bu yüce dini hakkıyla yaşayabilmek ve yaşatabilmek için Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem gibi zikirle, duâyla kuşanarak, îmânımızı kuvvetlendirmek durumundayız.
Bilindiği üzere davetçi üç yönlü olgunluğa şiddetle muhtaçtır:
1.Ruhî (Manevî)
2.Aklî (Fikri ve Kültürel)
3.Fiziki (Bedensel)
Bunların en önemlisi olan ruhî olgunlukta ise, zikir ve duânın ayrı bir yeri vardır. Bu yüzdendir ki, Kur’an ve Sünnette, zikir ve duânın ruhî olgunluktaki rolüne dair deliller önemli bir yer tutar. Zira göklerin, yerin ve dağların dahi tahammül edemeyeceği kadar ağır olan mukaddes emaneti yüklenebilmek, mükemmel bir olgunluğu gerektirir.
Unutmayalım ki, büyük ve önemli işleri ancak hazırlıklarını tam yapanlar başarabilirler. Geçmişte olduğu gibi günümüzde de bâtılın zâil olup hakkin ikâmesi için çalışan davetçiler, önce imânî hazırlıklarını tam yapmalıdırlar ki bu zorlu ve uzun davet, hicret, cihad sahasında sabırla, metanetle ilerleyebilsinler, şeytanın ve dostlarının hilelerinden etkilenmesinler.
Bizler de önderimiz Hz. Peygamber ve selefi salihin gibi zikirle kuşandığımız takdirde kulluk, davet ve İslâm düşmanları ile olan mücadelemizde başarıya ulaşabilir; ferd ve ümmet olarak kurtuluşa erer, dünya ve ahiretimizi imar edebiliriz.
“Ey Rabbimiz! Günahlarımızı ve işimizdeki taşkınlığı bağışla, ayaklarımızı sabit kıl, kâfirler topluluğuna karşı bize yardım et.” (Âl-i İmran, 147)

lightbox title