Gençlerin zihinlerini meşgul eden bir konu…
Mücahid’in dışında gelenleri kabul mü edeyim yoksa? Allah’ın dinine yardım ve cihad etmek evliliğe mi bağlıdır? Bir mücahidin gölgesi altında hayatım nasıl olacak?!
Bu konu ile alakalı bazı yönleri bu sayıda Allah’ın izni ile tartışmaya çalışacağız..

Erkeklere gelince…
Bir yandan (bu zamanda) cihaddan alıkoyan engeller arasında diğer yandan da Nebi sallallahu aleyhi ve sellem’e uyma, dine ve cihada yardım etmede evliliğin engelleyemediği sahabeler arasında kalakalmışlardır.
Allah yolundaki bacım!
Anlatmak istediğimiz ilk yön; Allah’ın emrine boyun eğip, Onun yoluna yardım ve cihad yolunu seçmede yaşayacağın, hayatın tabiatıyla ilgilidir.
Ey kardeşim bil ki; Evlilik sadece ve sadece iki kişinin bir çatı altında yaşayacağı yeme, içme ve yakınlaşacağı bir şey değildir. Konu bundan daha da büyüktür. O İslam’dır. O şeriatın kaim kıldığı Allah’ın emirlerine boyun eğecek Müslüman toplumu yeryüzünde ikame etmektir.
Bu zamanda… Gerçek gurbet/gariplik zamanı… Müslümanların ülkelerinin  kafirler tarafından işgal edilip zayi edildiği bir zaman… Allah’ın hükmü ve şeriat’ının kaybolduğu bir zaman… Kafirlerin üzerimize musallat olduğu kendi kanunlarına boyun eğdirip Müslümanları zillete duçar ettiği bir zaman… İşte böyle bir zamanda bu acı vakıayı kaldırmak ve değiştirmek için İslam devletini tekrar geri döndürmek, Allah’ın şeriatını tatbik etmek için cihad üzerimize farz-ı ayn olmuştur.
İşte bu gerçekleri anlayan bir kimseye gereken; evvela bu dertle yaşaması, daha sonra da hayatını bu gerçekleri kavrayan ve bu dertle yaşayan bir kimse ile birleştirmesi gerektiğidir.
Evlilikte gerekli olan en önemli şey iki kişinin uyumluluğudur ki gemi, evlilik denizinde devam edebilsin.
Hedeflerde anlaşmak… Yükselmede anlaşmak… Hayat metodunda anlaşmak…

Ey bacım! Nefsini hazırla! Çünkü sen diğer eşler gibi değil, bilakis hakiki bir eş olman gerekir. Sen ki canını, vaktini ve ruhunu Allah’a adayan erkekler için bir dayanak, bir yardımcısın. Yoksa o kişinin hayatı nasıl olacak?

Allah yolundaki kardeşim!
Şüphesiz ki mücahid’in gölgesi altında yaşayacağın bir hayat, diğer hayatlara benzemez.. Şüphesiz ki o hayat büyük bir nimettir. Allah’ın izni ile ahiret nimetine ulaştıracak bir nimet.
Mücahidle yaşayacağınız bir hayatla fedakarlığın lezzetini, itaatın tadını hissedeceksiniz. Prensip ve mücadeleden dolayı hayatın manasını bileceksiniz.
Mücahidle yaşayacağınız bir hayat; bazen acının bir çeşidi, zorluğun ta kendisidir, bazen de gözetim ve kovalamacadan ibarettir, fakat ey kardeşim bu hayat, nimetin bol olduğu bir hayattır. Çünkü sen Allah’a yaklaşmanın sadece ve sadece Ona sığınmanın ve münacatta bulunmanın vaktini iyi biliyorsun ve yine Allah’a tevekkülün ve inanmanın doğru ve gerçek vaktini de iyi biliyorsun.
Fakat ey bacım! Bu yola adımını atmadan önce nefsini büyümeye ve güçlü olmaya hazırlaman, gerçek müslümanın sıfatlarına bürünmüş Müslüman bacılara da örnek olman gerekir..
Ey bacım! Nefsini hazırla! Çünkü sen diğer eşler gibi değil, bilakis hakiki bir eş olman gerekir. Sen ki canını, vaktini ve ruhunu Allah’a adayan erkekler için bir dayanak, bir yardımcısın. Yoksa o kişinin hayatı nasıl olacak?
Nefsini hazırla! Sen ki kurban ve fedakarlık yolunu seçen kişiler için önemli bir yol arkadaşısın..
Ey kardeşim!
Abdullah Azzam’ın vasiyetinde eşine yazdığı şeyleri iyi oku, cümlelerini iyi düşün..Ki anlayasın nefislerin ve ruhların nasıl bir hayat yaşadığını..Ki bunlar Allah’ın dini için yaşadılar..
Abdullah Azzam rahimehullah der ki: “Ve sen ey Müslüman eşim! Sana anlatmak istediklerim çok, pek çoktur. Muhammed’in annesi, Allah bana ve Müslümanlara yaptığın hizmetlerin karşılığını en güzel şekilde versin. Uzun süre benim sıkıntılarıma benimle birlikte katlandın. Acı tatlı hayat şerbetini benimle birlikte yudumladın. Bu mübarek yolculuğa çıkmakta benim en büyük yardımcım oldun. Cihad alanındaki faaliyetlerime senin yardımın çok büyüktür. 1969 yılında iki küçük kızımız ve bir oğlumuzun olduğu sırada evin bütün yükünü omuzlarına bıraktım.
Ve sen, mutfağı ve buna benzer şeyleri bulunmayan çamurdan tek bir oda içinde yaşadın. Yük ağırlaştığı, aile sayımız çoğaldığı, çocuklar büyüdüğü, tanıdıklarımızın artıp misafirlerimizin çoğaldığı sırada da evi omuzlarına terk ettim. Ve sen, önce Allah için, sonra benim için aza da, çoğa da kanaat ettin.
Bana yaptığın bu hizmetlerin karşılığını benim yerime Allah sana en güzel şekilde versin. Önce Allah’ın yardımı, sonra da senin evden uzun süren ayrılığıma katlanman olmasaydı, ben tek başıma bu ağır yükü taşıyamazdım. Senin dünya hayatına rağbet etmediğini gördüm. Seni öyle tanıdım. Senin hem gözünde hem hayatında maddenin en ufak bir ağırlığı olmadı. Sıkıntı çektiğimiz zamanlarda el darlığından şikâyet etmedin. Allah’ın nisbeten bize dünyalık verdiği zamanlarda da kendini lükse kaptırmadın. Dünya senin kalbinde yer etmedi. Çoğu zaman dünya senin elinin altındaydı.”
Cihad hayatı en lezzetli hayattır. Sıkıntılara, darlığa sabır ve tahammül, nimet ve lüks içerisinde kalmaktan daha güzeldir. Zühd’ten ayrılma. Allah seni sevecektir.
İnsanların elinde bulunana rağbet etme, insanlar da seni sevecektir. Kur’ân ömrün zevki, hayatın en güzel arkadaşıdır. Namaz kılmak ve nafile oruç tutmak, seher vakitlerinde istiğfar etmek kalbe bir incelik verir, ibadete lezzet katar. Hoş, hanım arkadaşlarınla oturup kalkıp dünya imkânlarından çokça yararlanmayıp dünya ehlinden ve dünya gösterişinden uzak durmak kalplere rahat ve huzur verir. Allah’tan dilerim ki, dünya hayatında bizi bir arada bulundurduğu gibi Firdevs’le de bizi bir araya gelirsin…”
Bizim için Müminlerin annesi Hz. Hatice –Allah ondan razı olsun- hayırlı bir önderdir..
O öyle bir zevceydi ki; zor günlerde Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’in yanında duran, destekleyen sabırlı bir mümineydi. Ayıplamadı.. Sıkıntı ve garipliği, insanların onlara düşman olmasını ve inkâr etmesini şikâyet bile etmedi.
Bilakis eşini Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’i sebat ettirdi. Rasulullah için o, ne güzel bir zevce ne güzel bir arkadaştı.
İman kalbine doldu taştı, Rabbinin emrine boyun eğdi, sabretti, eşine sevgi ve şefkatte bulundu.. Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’de Onun yanında daima sükûneti, huzuru ve iyi bir arkadaşlığı bulurdu.

Bana düşen ise yine sabretmek ve metanetli davranmam gerekti. Ona şunu da söylemem gerekiyordu ki Avvad’ın karısı hiçbir zaman kocasından daha geri kalmayacak…

Ey bacım! Kocası mücahid olan kardeşlerimize bu olayı anlatın!.. Filistin’de..Her şeyini Allah’a adayan Müslüman kadının hayatı nasıl olacak? Bunu doğru kelimelerle (bir bacımız) şöyle vasfediyor:
“Daha sonra.. Şuna inandım ki eşimin hayatı gerçekten tehlikeliydi. Çünkü her an eşimin parçalanmış vücudu bana gelebilirdi, kendimi buna hazırladım buda bana sabrı, dayanmayı öğretti ve gemileri yaktım: Eşim’in amaçladığı yola, hedefe ulaşmada ona yardımcı olmamın dışında önümde hayırlı bir şey yoktu. Çünkü O Siyonist ordusunun kapısını çalıyor onlarla savaşıyordu…
Bana düşen ise yine sabretmek ve metanetli davranmam gerekti. Ona şunu da söylemem gerekiyordu ki Avvad’ın karısı hiçbir zaman kocasından daha geri kalmayacak…
İhtilal güçleriyle geçen peş peşe yıllar gerçekten onun için zordu; O yıllar zordu ama güzel ve tatlı yıllardı.  O zaman şunun farkına vardım ki ben sadece kocam için bir eş değil bilakis onun destekçisi ve sırdaşıydım. Bana düşen görev de şuydu; Kocamın ve onun mücahid kardeşlerini korumak ve onların yemelerini, içmelerini ve barınmalarını sağlamam, bunu yaparken de eşimin anne ve babasının dahi bilmemesi gerekiyordu.
Gazze’de Siyonist askerler evi kuşatıp, gözetlerken ben dışarı çıkıyor ve kocamı işaret eden her şeyi hatta resimleri bile saklıyordum. Bu konuda Siyonist Gazze komutanı kocama ait en küçük malumatı elde edemeyince bana çeşitli eziyetleri reva görüyordu bu alanda da uzmanlaşmıştı. Bana “Kocan Tel-abib’in ortasında bile olsa sana getireceğim.” Diyordu. Bana düşen ise yine sabretmek ve metanetli davranmaktı. Ona şunu da söylemem gerekiyordu ki Avvad’ın karısı hiçbir zaman kocasından daha geri kalmayacak…
Onlar ne güzel kadınlardır ki hakkı bilip tutundular…
İmtihan oldular sabrettiler…
Belaya uğradılar sebat ettiler…

Ummu Ğadir

Tercüme: Said Özdemir

Bir  Mücahidle Evlilik… (2)