Allah yolundaki bacım..! Mücahidin eşi, Onun yol arkadaşı… Sen… Evet, sen, diğer kadınlara benzemeyen sen!
Sen Mücahide’sin; Çünkü sen Mücahid bir adamın eşisin.
Sen Yiğitsin, kahramansın; Çünkü Yiğit bir adamın gölgesi altındasın.

Bu garip zamanda hak yolunda eşinle beraber yürüyorsun, sen ki bu hayata bırakılmış bir risalesin. O zaman ey Allah yolundaki bacım! Yürüdüğün bu hak yol senden ne ister? Yol boyunca sana isabet edecek olan musibetler, engeller, eziyetler nelerdir? Bunları bilmelisin.
Yol arkadaşın, kocan Mücahidle beraber hayatında sürekli başına gelecek olan ve duyacağın şey;  Düşmanların ve medyanın sürekli Cihad ve cihad ehline karşı uydurdukları batıl, yalan, iftira ve şüpheleri duyman olacaktır. Ey -Mücahide- bacım! Onlar bu karalama kampanyasını yaparken sana ve inancına gölge düşürmek isteyecekler. Senin bu iftira ve yalanlara karşı kendini koruman, sabit kadem durup etkilenmemen gerekir.
Senin mücahid olan eşin ve onun arkadaşları daima Haçlı ordusu ve Haçlıların işbirlikçileri tarafından açık hedef halindedirler. Bunları biliyor musun? Haçlı ve işbirlikçiler mübarek cihad’a karşı savaş halindeler. Niçin? İnsanları mücahidlerin metotlarından uzaklaştırmak, onları halkın dayanağı olmaktan çıkarmak, mübarek cihad kafilesine katılanların sayısını azaltıp, geride kalanları çoğaltmak için… Bunları yaptıkları zaman hemen akabinde İslam ülkelerinde kâfirlerin otoritelerini sağlamlaştıracak, İslam dinine karşı yaptıkları savaşı da kazanacaklardı.
Ey bacım! Sana düşen daima mücahidlerin metotlarını hakiki bir şekilde öğrenecek ilme sarılmak ve onunla silahlanmaktır… Bu da iki türlüdür; 1- Şer’i ilimler 2- Vakıa ilimleri (Vakıa ilimleri: Müslümanların etraflarında olup biten hadiseleri, lehlerinde ve aleyhlerinde gerçekleşen olayları kavramalarıdır.)
Çünkü bu mübarek kervanı izlemek ve izzetin tekrar dönmesini sağlamak sadece sevgi beslemekle yeterli değildir.
Sen akıllı bir Müslüman kadınsın. Mücahidlere karşı yürütülen kültür savaşında da bilgin olması gerekir. Düşmanlar bu yolda her alana hatta kendilerini ilme nispet edenlere kadar ordularını yerleştirmiş durumdalar.  Yayınladıkları fetvalarla İslam ümmetini cihaddan kaçırıyor ve Mücahidleri töhmet altında bırakıyorlar. Ve diyorlar ki Mücahidler müslümanların genelini tekfir edip, onların içlerinde bomba patlatıyor ve öldürüyorlar.. Onlara Harici damgası vurup çirkin sıfatlar takıyorlar.
Allah yolundaki bacım! Ey Mücahid’in eşi!
Cihad ve ehline karşı çirkin sözler söyleyen kişilerle karşılaşırsanız onlara deyin ki; bu yaptıklarınız insaf ve adalete aykırıdır. Biz bir tarafın (Amerika ve medyanın)sözlerini işitiyoruz fakat diğer tarafın (mücahidlerin) sözlerini ise terk ediyoruz.
İslam düşmanlarının ve medyanın sözlerini işittiğimiz zaman daima mücahidlerin yapacağı açıklamayı beklememiz gerekir. Onlar konuştukları zaman işin hakikatini ve onların metotlarını bilmiş oluruz.
Onlar ki Mücahidlerdir…Sancağı dalgalandıranlardır.. Allah’ın şeriatına tabi olan, Rasulullah’ın sünneti üzere yola devam edip İslam ümmetine karşı çekilen sancakları, bayrakları kıranlardır.

Onlar ki Mücahidlerdir…Sancağı dalgalandıranlardır.. Allah’ın şeriatına tabi olan, Rasulullah’ın sünneti üzere yola devam edip İslam ümmetine karşı çekilen sancakları, bayrakları kıranlardır.

Ey bacım! Hezimet rüzgârları hayatınızda estiğinde, (bu davada)geride kalmışların seslerini ve zindanlarda işkence edildiğinden (eşinizin) görüşlerinden döndürüldüğünü işittiğiniz zaman o vakit eşine destek olman ve kocanı sebat ettirmen gerekmektedir. Sakın ola ki onun gerilemesini, bocalamasını sağlayan bir kaynak olmayasın!
Hatice binti Huveylid -Allah ondan razı olsun-…  “İlk ‘Oku’ ayet-i celilesini alan Allah’ın Resulü, yüreği titreyerek, eşi Hatice’nin yanına geldi ve: “Beni örtünüz” dedi. Korkusu geçinceye kadar onu örttüler. Sonra başına gelen olayı eşine anlatarak: “Kendimden korkuyorum.” dedi.  Bunun üzerine eşi: “Allah’a yemin ederim ki, Rabbin seni hiçbir zaman utandırmaz. Çünkü sen akrabanı gözetirsin, âciz olanların ağırlığını yüklenirsin, fakire verir, misafiri ağırlar, hak yolunda halka yardım edersin” diyerek, onu teselli etti.
Bu sözler derin bir hikmet ve büyük bir kalpten çıkıyordu. Bununla da yetinmedi bilakis O’nu iyice sebat ettirmek için hikmetli bir adım daha atarak semavi dinleri iyi bilen amcası Varaka bin Nevfel’e götürdü.
Böyle bir eş ihsan edilmişti… Sebatta zirve… Zekâda zirve… Hikmette zirveydi…
Ey bacım! Güçlü meseleleri kavrayan biri olmalısın ki kocanı sebat ettirebilesin, senin desteğinle, sebatınla onunda gözü aydın olsun. Çocuklarını da eşinden öğrendiğin şeylerle yetiştir! Onları daima korkaklıktan, zayıflıktan ve fitnelerden koru! Doğru ve gerçekleri de etrafına, aile ve toplumuna anlatmayı da ihmal etme!
Allah yolundaki bacım!
Takipçilerin az olmasına aldırma, seni mahzun etmesin! Hak daima üstündür, tabi olan ise azdır.
Ey bacım!
Eşin bazen sürgün edilebilir bazen esaret hayatı yaşayabilir o zaman da derin sıkıntı vakitleri başında dolanır durur. Eşini yalnız bırakmaktan ziyade ona güçlü bir dayanak, bu halden kurtarmak içinde daima kurtuluşun kapısı ve kaynağı olacaksın.
Eşinin kuvvetini arttıracak ve her sıkıntı, işkence seansında da şunları söyleyeceksin:
“Sıkıntı yok! Problem yok! Senden önce Ammar işkencelere uğradı. Senden önce Bilal sabretti. Selahaddin ise galip geldi.”
Müjde verin! Allah’ın dini daima galiptir.

Ummu Ğadir

Tercüme: Said Özdemir

Bir  Mücahidle Evlilik… (1)