Tarih boyunca, yaşadığı zamana yön veren, etrafında kalabalık kitleler toplayan ve insanlığın gönlünü fetheden nice güçlü liderler çıkmıştır. Dikkate şayan bir husus vardır ki; bu liderlerin arzu ettikleri başarıya ulaşmalarının ardında onları güçlü, karizmatik ve etkili kılan vasıfları dar bir alanda toplana gelmiştir. Kimisi cesaretiyle, kimisi hitabetiyle kimisi de hikmet ve tecrübesiyle en üst basamağa sıçramanın yolunu bilmiştir. Ancak bunlar içinde öyle bir şahsiyet vardır ki; kâmil bir kimsede bulunması gereken tüm vasıfları kendinde toplamış, sadece küçük bir milletin değil koca bir insanlığın sevgilisi haline gelmiş ve tarihin tozlu sayfalarına gömülmek bir yana tüm zamanların en zirve adamı olma nimetine nail olmuştur. Bahsini ettiğimiz kimse elbette Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’den başkası değildir. O’nun hayatını inceleyen bir kimse görecektir ki; Nebi sallallahu aleyhi ve sellem kimi yerde cesur bir komutan, kimi yerde müşfik bir aile reisi, kimi yerde de sabırlı, hikmetli bir muallim olarak karşımıza çıkacaktır. Bu açıdan, patrondan işçiye; ebeveynden, evlada; öğretmenden, öğrenciye; kadından, erkeğe dileyen herkes, rabbimizin “numune-i imtisal” olarak gönderdiği bu şahsiyetten nasibini almak için dikkat-i nazar kesildiğinde aradığı hayırdan mahrum kalmayacaktır. 

izler Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’i hayatımızın her alanında tüm yönleriyle örnek almaya muhtacız. Ancak, O’nun sallallahu aleyhi ve sellem “muallim” olma vasfı var ki; belki de bugün ihtiyaç duyduğumuz hususların en başında gelmektedir. Zira içinde bulunduğumuz dönem, insanların İslam ahlakından hızla uzaklaştıkları, dini hassasiyetlerini gün be gün kaybettikleri, batılın çukurlarında debelenip durdukları zorlu bir süreçtir. İşte böylesi bir ortamda sadece Müslümanlar değil aksine tüm insanlık, kendilerine hidayet kandillerini taşıyacak, iman pınarlarını coşturacak hikmetli davetçilere, ilim sahibi muallimlere ihtiyaç duymaktadır.

‘Muallimlik’ vasfı, Hz. Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem’in Nebi/Rasûl oluşundan bağımsız değerlendirilemeyeceği gibi, O’nun mertebesini düşüren bir özelliğe de sahip değildir. Zira Hz. Peygamber’in muallim oluşu Kur’an-ı Kerimde övgüyle ifade edilmiş, O’nun sallallahu aleyhi ve sellem sapıklık içinde bulunan bir topluma sunulmuş bir yardım eli olduğu bizzat Allah (cc) tarafından tescillenmiştir.

“O, ümmilere, içlerinden, kendilerine ayetlerini okuyan, onları temizleyen, onlara kitabı ve hikmeti öğreten bir peygamber gönderendir. Hâlbuki onlar, bundan önce apaçık bir sapıklık içinde idiler.” (2)

Ayrıca bu husus Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in kendisi tarafından da dile getirilmiştir. “Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem bir gün odalarından birisinden çıkıp mescide girdi. İçeri girince halka olup oturmuş iki cemaat ile karşılaştı. Halkalardan biri Kur’an okuyor ve Allah’a dua ediyordu. Diğer halka ise ilim öğreniyor ve öğretiyordu. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem: “Hepsi hayır üzeredirler. Şunlar Kur’an okuyup Allah’a dua ediyorlar. Allah dilerse onlara istediklerini verir, dilerse vermez. Şunlar da ilim öğrenip öğretiyorlar. Ben de ancak bir Muallim olarak gönderildim” buyurdu ve hemen onların yanına oturdu. (3)

Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem, Ashab-ı Kiram tarafından da peygamber olmasının yanında güzel bir muallim olarak kabul ediliyordu. Gerçekten de Nebi sallallahu aleyhi ve sellem onları ilmek ilmek işliyor, hakikatin kalplerde neşvü nema bulması için sabrın her türlüsünü gösteriyordu. İşte bu nokta, Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in 23 senelik kısa bir zaman diliminde insanlar üzerinde meydana getirdiği büyük değişim ve dönüşümün ipuçlarını vermektedir. “Muaviye bin Hakem el-Sülemî anlatıyor: “Bir ara Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem ile beraber namaz kılıyordum. Orada bulunanlardan biri aksırdı, ben ona “yerhamükellâh”(Allah sana rahmet etsin) dedim. Orada bulunanlar gözlerini bana çevirip dik dik baktılar. Ben de onlara “Anneniz sizi kaybetsin, neden bana dik dik bakıyorsunuz, dedim.” Ama gördüm ki hepsi ellerini uyluklarına vuruyor, susmamı ve konuşmamamı ihtar ediyorlardı. Anladım ve sustum.

Peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellem namazını bitirince beni yanına çağırdı. Babam, annem dâhil olmak üzere Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem’den ne önce ne de sonra daha güzel bir öğretici görmedim. Vallahi ne bana kızdı ne dövdü ne de ağır bir söz söyledi. Sadece şöyle buyurdu: “Şu gördüğün namaza insanların sözünden bir şey karışması doğru olmaz çünkü namaz bütünüyle tesbih, tekbir ve Kur’ân okumaktır.” (4)

Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem ilme çok düşkündü. Nebevi davetin baskı ve işkence ile geçen ilk günlerinde bile Ashab-ı Kiram’ın Kur’an’ı iyice anlamalarını sağlamak için üsveler, ilim halkaları oluşturmuştu. Medine döneminde ise Ashab-ı Suffa’yı kurarak insanların ilim ihtiyaçlarını karşılayacak düzenli bir müessese inşa etmişti. Nebi sallallahu aleyhi ve sellem herkesin kapasitesi ölçüsünde ilim öğrenmesini istiyor bunun için de çarşı, pazar, ev, mescid demeden her fırsatı değerlendiriyordu.

Ebû Rifâ’a Adevi radıyallahu anh anlatıyor: “Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’in yanına vardım; hutbe okuyordu: Ya Rasûlallah! Dinini sormaya gelmiş, dininin ne olduğunu bilmeyen yabancı bir adamım, dedim. Bunun üzerine Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem bana döndü ve hutbesini bırakarak tâ yanıma kadar geldi. Kendisine bir sandalye getirdiler. Zannederim ayakları demirdendi. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem bu sandalyenin üzerine oturarak, Allah’ın kendisine öğretmiş olduğu bilgilerden bana da öğretmeye başladı. Sonra tekrar hutbesine dönerek, onu sonuna kadar tamamladı.” (5)

Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in muallim oluşu gündelik hayattan bağımsız bir durum da arz etmiyordu. Bilakis O’nun eğitim sistemi bizzat hayatın içinden neşet ediyordu. O sallallahu aleyhi ve sellem, eğitimini sadece belirli gün ve mekânlarla sınırlandırmaksızın bulunduğu her mekânı bir ilim yuvası haline getirmeye çalışıyordu.

“Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem, bir gün pazara uğradı. Etrafında halk vardı. Kulağı kesik bir oğlak ölüsüne rastladı. Ona uzanıp kulağından tuttu ve:
“Hanginiz bir dirhem karşılığında bunun kendisinin olmasını ister?” buyurdu. Oradakiler:
“Biz, bir karşılık verip de onun bizim olmasını istemeyiz, biz onu ne yapalım ki?” dediler.
“Bunun (bedavaya) sizin olmasını ister misiniz?” buyurdu. Oradakiler:
“Vallahi, o canlı olsaydı bile kusuru vardı, kulağı kesik. Ölmüş iken onu ne yapalım ki?” dediler. Bunun üzerine Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem:
“Allah’a yemin olsun ki, Allah’ın nazarında şu dünya, bunun sizin nazarınızdakinden daha değersizdir.” buyurdu. (6)

Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’in Muallim Oluşuna İlişkin Özellikleri

1-Hilm Sahibi Olması

Hilm(yumuşaklık)bir eğitimci de bulunması gereken en temel özelliklerdendir. Kaba tutum ve davranışlar ise eğitimde faydadan çok zarar getirir. Hilm sahibi olmanın bir eğitimciye neler kazandırdığının en büyük örnekleri Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in hayatında bol miktarda mevcuttur. Hz. Ali radıyallahu anh peygamberimizin bu husustaki ahlakını şu şekilde özetler: “Allah Rasûlü, her zaman güler yüzlü, yumuşak huylu idi. Katı kalpli, kavgacı, kusur bulucu değildi. Üç şeyden uzak dururdu: Ağız kavgası, boş boğazlık, laubalilik. Üç husustan sakınırdı: Kimseyi kötülemez, kınamaz ve kimsenin ayıbını araştırmazdı. Gerekirse konuşurdu. Her ihtiyaç sahibine yardımcı olurdu. Uygun konuşmayanların konuşmasını dinlemezdi.” (7)

Belki de insanların Hz. Peygamber’in yanında bu kadar güçlü bir şekilde kenetlenmelerinin, O’nun yolunda canlarını feda etmelerinin en büyük sebeplerinden birisi de buydu. O’ndaki bu özellik ise Allah’ın rahmetinin insanlığa bir tecellisiydi.”Allah’ın rahmeti sayesinde sen onlara karşı yumuşak davrandın. Eğer kaba, katı yürekli olsaydın, onlar senin etrafından dağılıp giderlerdi. Artık sen onları affet. Onlar için Allah’tan bağışlama dile. İş konusunda onlarla müşavere et. Bir kere de karar verip azmettin mi, artık Allah’a tevekkül et, (ona dayanıp güven). Şüphesiz Allah, tevekkül edenleri sever.” (8) 

2- Sabırlı ve Metanetli Olması

Eğitim meselesi başından sonuna kadar sabır işidir. Zira köklü alışkanlıklara sahip insanları değiştirmek, eski malzemeden yeni ürünler meydana getirmek meşakkatli bir uğraştır. Hal böyle olunca eğitim ve davet ile iştigal eden kimselerin metanetli olmaları, en acı olayları dahi sabır ile karşılamaları, gerekirse kendi benliklerinden bile vazgeçmeleri kaçınılmazdır. En büyük eğitimcimiz olan Nebi sallallahu aleyhi ve sellem bu hususta gerisinde harikulade örnekler bırakmıştır:

“Hz. Enes radıyallahu anh anlatıyor: “Biz, Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem ile birlikte mescitte otururken bir bedevi çıkageldi. Durup mescidin içine işemeye başladı. Rasûlullah’ın sallallahu aleyhi ve sellem Ashab’ı kalkıp:
“Dur! dur!” diyerek (üzerine yürümeye) başladılar ki Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem müdahale etti:
“Kestirmeyin, bırakın tamamlasın.” Ashab müdahale etmedi, adam da ihtiyacını tamamladı. Sonra Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem adamı yanına çağırdı ve:
“Bu mescitler, idrar ve pislik bırakma yeri değildir. Allah’ın zikredildiği yerlerdir. Buralarda namaz kılınır. Kur’an okunur” dedi. Sonra cemaatten birine bir kova su getirmesini emretti. Kova gelince idrarın üzerine boşalttı.” (9)

3-Hikmetle Davet Etmesi

Kur’ân Hz. Peygamber’e sallallahu aleyhi ve sellem tebliğ konusunda şu öneride bulunmuştur: “Rabbinin yoluna hikmetle ve güzel öğütle çağır ve onlarla en güzel şekilde mücadele et…” (Nahl, 125) Ayette geçen “hikmet” kavramı çeşitli anlamlara gelmektedir. Hikmet, sözde ve fiilde doğruyu tutturmak, varlıkların özündeki manaları ve Allah’ın emrini anlamak, varlık düzenindeki her şeyi yerli yerine koymak, doğru ve güzel işlere yönelmektir. Allah’ın emirlerini düşünmek ve ona uymaktır. Doğru ve hızlı karar verebilmektir. Allah’a itaattir. Doğruya iletmektir. (10)

Davetini belirli bir plan dâhilinde yapması, insanlara anlayacakları dil ve düzey ile hitap etmesi, kendisine sorulan aynı sorulara kişiye bağlı olarak farklı cevaplar vermesi, doğruyu gelişigüzel bir şekilde değil de uygun zaman ve mekân gözeterek söylemesi Rasûlullah’ın eğitim ve davetinde büyük hikmetler barındıran hususlardır.

4- Tane Tane ve Öz Bir Şekilde Konuşması

Eğitimin ilk basamağı taraflar arasındaki iletişimin doğru sağlanmasıdır. Bu açıdan konuşma üslubu hem iletişimde hem de eğitimde önemli bir yer kaplamaktadır.
Rasûlullah’ın sallallahu aleyhi ve sellem konuşması ise tane taneydi. Acele konuşmaz, anlaşılmaz kelimeler kullanmazdı. Öyle ki dinleyen, kelimelerini sayılabileceğini zannederdi. Yanında oturanlar dediklerini ezberlerdi.

“Lüzumsuz ve gereksiz konuşmazdı. İnsanlar bıkmasın, usanmasın diye çok konuşmazdı. Sessizliği uzun olurdu. Söze başlarken de bitirirken de dudakları ile konuşurdu. Sözlerinde ne bir fazlalık ne de bir eksiklik olurdu. Sözleriyle kimseyi incitmez, küçümsemezdi. “Kişinin malayani (boş) şeyleri terk etmesi, onun Müslümanlığının güzelliğindendir.” (11)

Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem “Cevâmiü’l-Kelim”  ile gönderilmişti. Bu özellik ise; Allah Teâlâ’nın daha önceki kitaplarında yazılmış bulunan birçok emrinin, Hz. Peygamber tarafından sadece bir, iki veya bu kadar az bir emir içinde toplanması veya özetlenmesidir. Daha net bir ifadeyle “az sözle çok manalar ifade etmek” manasındadır.

“Bir adam Rasûlullah’a gelerek dedi ki: Ey Allah’ın Rasûlü, İslam’a dair bana öyle bir söz söyle ki, bu hususta senden başka kimseye soru sormayayım. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Allah’a iman ettim, de sonra da dosdoğru ol.” (12)

Görüldüğü üzere Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem, kendisine İslam’dan soran kimseye saatlerce İslam’ı anlatmak yerine yüreklere hitap eden özlü bir cümleyle karşılık vermeyi tercih ediyor.
 Hz. Peygamber’in cevâmiü’l-kelim niteliğindeki hadislerinden bazıları: “Ameller niyetlere göredir… “ (Buharî, Bed’ü’l-vahy 1). “Sizi neden men ettiysem ondan kaçınınız, neyi de emrettiysem, gücünüzün yettiği oranda onu yerine getiriniz… “ (Buharî, İ’tisam, 3). “Her sarhoşluk veren şey haramdır. “ (Buhârî, Vudû’ 71)… Bu misalleri daha da çoğaltmak mümkündür.

5- Sıkmadan ve Usandırmadan Anlatması

Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem insanlara bir şeyler öğretirken onları usandırmaktan son derece kaçınırdı. Konuşmadan önce ashabının durumunu gözetir, en uygun zaman ve mekânı tercih ederdi. Bu şekilde yapmasından dolayı insanlar O’nun konuşup hitap etmesini özler ve böylesi anların gözetleyicisi olurlardı.  
Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’in Eğitimde Kullandığı Metod Ve Tekniklerden Bazıları

1-Güzel Yaşantısıyla Öğretmesi

En verimli öğretme metotlarından biri de “uygulamalı anlatım”dır. Yaparak ve yaşayarak öğrenileni insan kolay kolay unutmaz. Uygulamalı eğitim, en verimli öğretme biçimidir.

Bir gün Sevgili Peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellem, koyun yüzen bir delikanlıya rastladı. Ona:
– “Bak, sana öğreteyim.” dedi. Elini deri ile et arasına sokup koltuk altına kadar vardırdı. Sonra da şöyle dedi:
– “Delikanlı, işte böyle yüz!”
Sevgili Peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellem’in, abdestin nasıl alınacağını soran bir kimseye, bizzat abdest alarak göstermesi de bu kabildendir.

2- Tedrici Olarak Öğretmesi

Tedrici sistem ile öğretim İslam’ın önemsediği hususlardandır. İçkinin aşama aşama haram kılınması, birçok emrin Mekke döneminde değil de Medine döneminde indirilmesi bu durumun açık delillerindendir. Bu metod, Rasûlullah’ın eğitiminde de yerini almıştır.

Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem Muâz bin Cebel’i Yemen’e gönderirken bu hususa riayet ederek şu tavsiyelerde bulunmuştur:
“Muhakkak ki sen ehl-i kitap olan bir topluma gidiyorsun. Onları, Allah’tan başka ilâh olmadığına ve benim Allah’ın resulü olduğuma şehâdet etmeye dâvet et. Şayet buna itaat ederlerse, Allah’ın kendilerine bir gündüz ve gecede beş vakit namazı farz kıldığını bildir. Bunu kabul edip itaat ederlerse, zenginlerinden alınıp fakirlerine verilmek üzere kendilerine zekâtın farz kılındığını haber ver. Buna da itaat ettikleri takdirde, mallarının en kıymetlilerini almaktan sakın! Mazlumun bedduasını almaktan çekin, çünkü onun bedduası ile Allah arasında perde yoktur.” (13)

Cündüb İbnu Abdillah radıyallahu anh anlatıyor: “Biz ergenlik çağına yaklaşmış bir grup genç, Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem ile beraberdik. Kur’an’ı öğrenmezden önce imanı öğrendik. Sonra da Kur’an’ı öğrendik. Kur’an sayesinde imanımız daha da arttı.” (14)

3- Akli Ölçülerle Konuşarak Öğretmesi

İnsanların mizaçları farklı farklıdır. Eğitimde ise bu farklılıklar önemli bir durum arz eder. Zira her insana aynı metotla ulaşmak bir sabite değil kısırlıktır esasında. Mesela; duygusal bir insana sunulan akli ölçülerin oluşturacağı etki ve tepki daha sakin insanlarınkinden çok farklıdır. Hakeza soğukkanlı insanlara da duygusal yöntemlerle yaklaşmak bir sonuç doğurmayacaktır. Biz bu ayrımın Rasûlullah’ın hayatında şahıslara ve meselelere bağlı olarak uygulandığını görüyoruz. 

“Bir genç Hz. Peygamber’den, “Ey Allah’ın Rasûlü! Zina etmeme müsaade et.” diyerek izin ister. Olaya şahit olan ashab-ı kiramın, gencin bu tavrına canları sıkılır, onu azarlar ve susturmaya çalışırlar. Bunun üzerine Hz. Peygamber gençten kendisine yaklaşmasını ister. Genç Hz. Peygamber’in yanına oturur. Hz. Peygamber, gence herhangi bir kimsenin, annesi, kızı, kız kardeşi, halası ve teyzesi ile zina etmesini hoş karşılayıp karşılamayacağını sorar. Genç, böyle bir duruma hoşnutluk göstermeyeceğini söyleyince Hz. Peygamber, “İnsanlar da, annesi, kızı, kız kardeşi, halası ve teyzesi ile birilerinin zina yapmasını istemez.” buyurur. Daha sonra Hz. Peygamber, elini gencin üzerine koyarak onun hakkında şöyle dua eder: “Allah’ım! Onun günahlarını bağışla. Kalbini temizle, namusunu koru.” Genç bu hadiseden sonra böyle olumsuz ve kötü şeylere iltifat etmez. (15)

Bu örnekte olduğu gibi Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem, bu gence İslam’ın zina ile ilgili ahkâmını anlatmak yerine onu ikna etmesini sağlayacak bir takım akli ölçülere başvurmayı tercih  etmiştir.

4- Teşbih ve Benzetme Yoluyla Öğretmesi

Allah Rasûlü sallallahu aleyhi ve sellem, meseleleri müşahhas misallerle kolaylaştırarak anlatmıştır. Şu örneklerde olduğu gibi; “Mü’min bal arısına benzer. Arı; dâimâ temiz olan şeyleri yer, temiz olan şeyler ortaya koyar, temiz yerlere konar ve nâzik davrandığı için konduğu yere zarar vermez, orayı kırıp bozmaz. Düştüğünde ise kırılmaz, bozulmaz.” (16)

“Benimle sizin durumunuz şuna benzer: Bir adam ateş yakar. Ateş etrafı aydınlatınca pervâneler (gece kelebekleri) ve aydınlığı seven bir kısım hayvanlar bu ateşe kendilerini atmaya başlarlar. Adamcağız onlara mânî olmaya çalışır. Ancak hayvanlar galebe çalarak pek çoğu ateşe düşerler. Ben, ateşe düşmemeniz için sizi belinizden yakalıyorum, ancak siz ateşe atılmak için koşuyorsunuz!” (17)

5- Sorulanlar Üzerinden Değil Sorulması Gerekenler Üzerinden Dini Anlatması

Ashab-ı kiram bazen Peygamber Efendimiz’e bir mevzu hakkında sual sorar, Efendimiz ise muhtelif sebep ve hikmetlerle onu başka bir istikamete yönlendirirdi. Mevzuun, sual sorana daha ziyade fayda sağlayacak yönlerine temas ederdi. Yâni gayeye daha uygun ve faydalı olduğu için muhatabın beklemediği ve sualiyle talep etmediği yönde cevap verirdi. Buna belâgatta “uslûb-i hakîm” denmektedir. Bunun bir misâlini şu hâdisede görmekteyiz:
Bir kişi Allah Rasûlü sallallahu aleyhi ve sellem’e gelip:
“Yâ Rasûlallah! Kıyâmet ne zaman kopacak?” diye sormuştu. Peygamber Efendimiz:
“Ona ne hazırladın?” diye karşılık verdi. Sahâbî:
“Kıyâmet için fazlaca namaz, oruç ve sadaka hazırlayamadım, ancak Allah ve Rasûlü’nü çok seviyorum” dedi. Bunun üzerine Rasûl-i Ekrem Efendimiz:
“Sen sevdiklerinle beraber olacaksın!” buyurdu. (18)

6- Ashabını Yetiştirmek İçin Onlara İmkânlar Vermesi 

Bazen ashabını geliştirmek için kendisine sorulan sorunun cevabını onlara havale ederdi.
Ukbe bin Âmir radıyallahu anh anlatıyor:
İki kişi gelip davalarını Peygamberimize arz ettiler. Efendimiz bana:
“Kalk ey Ukbe! İkisi arasında hüküm ver!” buyurdu. Ben:
“Ya Rasûlallah! Siz buna benden daha layıksınız” dedim.
Allah Rasûlü sallallahu aleyhi ve sellem:
“−Öyle olsa da ikisi arasında sen hüküm ver. Bütün çabanı sarf ederek doğru karar verdiğinde on sevap, bütün çabanı sarf ederek karar verip yanıldığında ise bir sevap vardır.” (19) buyurdu.

7- Meselelere Bütüncül Yaklaşma Tarzı

8- Konuşurken Jest Ve Mimiklerini de Kullanması

9- Latife ve Şaka Yoluyla Öğretmesi

10- Va’z ve Nasihat Yoluyla Öğretmesi…

————————-

1. Ahzab, 21
2. Cuma, 2
3. Sunenu İbn-i Mâce, I-II, el-Mektebetü’l-İslamiyye, İstanbul, ty., 183. Mukaddime, bâb, 17, nr. 229.
4. Müslim, V/20,Müsned, V/448
5. Müslim VI/165,Kitabu’l- Cumua
6. Müslim, XVIII/93, Kitabu’z- Zühd ve’r-Rekaik
7. İ. Canan, Hadis Ans: 5/401
8. Âl-i İmran, 159
9. Buhari, Vudü 57, 58, Edeb 35; Müslim, Taharet 99, (284); Nesai, Taharet 45, (1, 48).
10. Geniş bilgi için bkz. Elmalılı Muhammed Hamdi Yazır, Hak Dini Kur’ân Dili, İstanbul, 1971, II. 205–215
11. Muvatta, Tirmizi, İbn-i Mâce, K.S.-4553
12. Müslim, İman, 62
13. Buhârî, Zekât, 41, 63; Müslim, Îmân, 29-31
14. Buhari, Tarihul Kebir hadis no: 571
15. Ahmed b. Hanbel, V, 257
16. Bkz. Ahmed, II, 199; Hâkim, I, 147; Beyhakî, Şuab, V, 58; Suyûtî, el-Câmi, no: 8147.
17. Buhârî, Rikâk, 26. Ayrıca bkz. Müslim, Edep, 82; Ahmed, II, 244
18. Buhârî, Ashâbu’n-Nebi, 6
19. Ahmed, IV, 205