İslam’ın son Resul ve nebisi olan Hz. Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem; İyi bir kul, iyi bir baba, iyi bir arkadaş ve kardeş, iyi bir koca, iyi bir akraba olduğu gibi eşsiz liderliğiyle de tarih ve eşya üzerinde etki bırakmış ve bırakmaya devam etmektedir. O, adil bir devletin, kusursuz bir sistemin, yıllarca özlemini duyacağımız ilahi bir nizamın ve “benzerine az rastlanırdı” bile diyemeyeceğimiz, benzersiz bir kardeşlik müessesesinin lideriydi. Bir insan, bir lider için hangi beklentiyi taşıyorsa hepsi fazlasıyla en kemal derecesinde onun kişiliğinde ve hayatında bulabilir. Hatta lider kelimesinin tanımını yapacak olursak karşılığının Muhammed Mustafa sallallahu aleyhi ve sellem olduğunu görürüz.

Allah Teâlâ, O’nu kulları arasından seçerek, kulları ile kendi arasında elçi kılmıştır. Elbette ki Allah’ın elçisi her insandan üstün özelliklere ve niteliklere sahiptir. O, bütün insanları Allah’ın yoluna sevk eden ve bilmediği şeyleri açıklayan ve hayat içerisinde pratik olarak uygulatan ve uygulayan her peygamber gibi aynı zamanda da zamanının lideridir.  Peygamber Efendimiz de ahir zamanın lideridir ve üstün liderlik vasıflarına sahiptir. Bulunduğu toplumda hem nübüvvetten önce hem de nübüvvetten sonra el-Emin vasfıyla herkesin güvendiği bir şahsiyettir. Eminlik vasfı bir liderde bulunması gereken en önemli özelliktir. Müşrikler uzak diyarlara gittiklerinde değerli eşyalarını peygamberimize emanet ederlerdi. Nübüvvet geldiğinde kendisinin Allah’ın Rasûlü olduğunu ve doğru söylediğini anlatmak için “ben size şu karşı tepenin arkasındaki bir süvari birliği şu an buraya doğru geliyor desem bana inanır mısınız?” diye buyurduğunda o müşrikler “evet inanırız, sen el eminsin bize hiç yalan söylemedin” demişlerdi. O’nu örnek alan bir lider muhakkak ki hakka samimi, halka karşı emin bir sıfatı olmadığı sürece onu örnek aldığını söyleyemez. Allah Rasûlü, istişare eden bir liderdi. İstişare heyetine her zaman danışır, fikirlerini önemser ve onların fikirlerini gerektiğinde kendi fikrinin önüne geçirirdi. Misal olarak; Rasûlullah, bedir kuyularına müşriklerden önce varıp, suya hâkim olmak için kendilerine en yakın su kuyusunun yanına, geceleyin konaklamak için giderken, Habbab b. Münzir şöyle dedi: “Ya Rasûlallah, buraya gelmemiz senin görüşün müdür, yoksa Allah’ın sana gösterdiği bir yer midir? Allah Rasûlü “hayır bu benim görüşümdür” buyurunca, Habbab b. Münzir “ya Rasûlallah, burası uygun bir yer değildir. Kureyşlilere en yakın kuyuya gidip oradaki kuyuları bozalım ve tek bir kuyuyu havuz yapıp biz içelim onları içirmeyelim” deyince, Rasûlullah bu fikri beğenmiş ve bu fikri uygulamaya koymuştur. Allah Rasûlü ille de benim fikrim, ille de benim planlarım diyen heva ve kibir sahibi liderlerin aksine, yeni fikirlerin doğmasına sebep olan istişareyi önemseyen tabiri caizse birlikten kuvvet doğar prensibi çerçevesinde hareket eden bir hareket lideridir. Yeryüzündeki en kutsal hareketin lideri olarak ileri görüşlü olması, ona, Hudeybiye antlaşmasında aleyhte gibi görünen şartların kısa süre sonra zafere dönmesine neden olmuştur. Hak ile batıl arasındaki önemli bir mücadelenin lideri olarak Uhud Savaşı’nda 40 okçuya “ister zafer olsun ister yenilgi o tepeden ayrılmayacaksınız!” emrini vererek kritik zamanlarda kritik yönlendirmelerde de bulunan bir komutan olma vasfını da şahsiyetinde barındıran bir liderdir. O, muhataplarını çok iyi tanıyan, hangi ilacı hangi muhataba vereceğini iyi bilen, davetçi bir liderdir ki, “bana bir tavsiyede bulun” diyen sahabelerinin her birine ihtiyaçları doğrultusunda değişik cevaplar vermiştir. Kimisine öfkelenme! Demiş. Kimisine namazına dikkat et! Demiştir. O, serveti ne kadar artarsa cimriliği de o denli artan eli sıkıdan öte, eli taşlaşmış sözde liderlerin aksine kendisinden bir şey isteyen kişileri boş çevirmeyen, hatta borç alıp isteyenin ihtiyacını karşılayacak kadar cömert bir liderdir. Nasıl cömert olmasın ki, O, kerim olan Allah Teâlâ’nın elçisidir. O, Kendisine yıllarca kötülük yapanları, eziyet edenleri cezalandıracak gücü Mekke’nin fethinden sonra kendinde bulduğu ve imkânı olduğu halde, “Ebu Süfyan’ın evine giren af edilmiştir. Evine giren af edilmiştir. Beytullah’a sığınan kurtulmuştur” buyurarak, kin beslemediğini gösteren bir liderdir. O, “kalk ve uyar” emrinin verdiği kararlılıkla “Güneşi sağ elime, ayı da sol elime verseniz vallahi ben davamdan vazgeçmem.” cümlesiyle tavizsiz, “kaz gelecek yerden tavuk esirgenmez” diyenlerin aksine, Allah’ın davasının seyrini değiştirmeyen bir liderdir. O, Allah’ın kanunlarını fakire ve zayıfa uygulayan, nüfuz sahibi olan kişileri ise es geçen Yahudi ve Yahudi zihniyetindeki liderlerin aksine “kızım Fatıma bile hırsızlık yapsa onun da elini keserdim.” buyruğuyla beraber zengin ve soylu bir kabilede ki kadının el kesme cezasını uygulatan adalet sahibi bir liderdir. Allah’ın kanunları karşısında her kul eşittir. O, menfaat zamanlarında insanları dinlermiş gibi yapan, menfaati sona erdiğinde ise görmeye bile tahammül edemeyen zorba liderlerin aksine, ashabının her derdini dinleyen, elini tutan, karşısındaki elini almadan kendisi almayan, muhatabı bakışlarını çevirmeden kendisi çevirmeyen, mescitte göremediği sahabesini sorup, ziyaret eden kişilerarası münasebetleri samimi olan iletişimci bir liderdir. O aynı zamanda Hendek Savaşı sırasında sahabenin; korku, açlık ve ümitsizlik duygularıyla dolu olduğu anda, kayaya vurduğunda çıkan kıvılcımlarda o dönemin en güçlü devletlerinin ilerde Müslümanların eline geçeceğini müjdelemesiyle motive eden, canlandıran, şahlandıran pes etmeyen ve pes edilmesine müsaade etmeyen bir liderdir. O, özel makamına izinsiz girdiği için mazlumu tartaklayan, pataklayan, öfkesinden gözlerinden ateş saçan liderlerin ya da patronların aksine mescide küçük abdestini yapan bedeviye, en güzel şekilde müdahale ederek uyaran, müsamahalı bir liderdir. O her türlü ahlaksızlıkları ve vasıfları üzerinde barındıran ve bu vasıflarla övünen lider bozuntuların aksine Allah Teâlâ’nın Kalem sûresi 4. ayetinde “Ve muhakkak ki sen, mutlaka çok büyük bir ahlâk üzeresin” buyurduğu, güzel ahlakı tamamlamak üzere gönderilen bir liderdir. O en güzel pozu hangi kamerada yakalarım kaygısı ile kürsülerden boy gösterenlerin aksine mescidi nebevinin taşlarını taşıyarak, harç kararak bizzat eylemlerin içinde bulunma mütevazılığıyla güzel ahlakını amele dönüştüren bir liderdir.

O, korkudan ya da hiyerarşi gereği sözü tutulan saygı duyulan liderlerin aksine Sahabenin “Anam-babam sana feda olsun ya Rasûlallah!” hitabı ile sevilen; “Keşke biz kardeşlerimizi görebilseydik” buyurarak ümmetini ayırt etmeden seven bir liderdir. O, iki muhalif kelime ile hayatı insanlara zindan eden zorba kralların aksine, Taif şehrinde taşlanıp kovulduğu zaman Allah Teâlâ, ona dağlarla görevli olan meleği gönderdiği vakit, melek ona: “Eğer onların üzerine dağları kapatmamı emredersen, söyle, dilediğini yerine getireyim.” demesine rağmen: “Hayır!” der, “ben sadece onların nesillerinden yalnız Allah’a ibadet edecek, O’na hiçbir şeyi ortak koşmayacak insanlar gelmesini dilerim.” duasıyla sabırlı bir liderdir. “Size kendi aranızdan öyle bir peygamber geldi ki sıkıntıya düşmeniz O’na çok ağır gelir. Kalbi sizin için titrer, müminlere karşı pek şefkatli ve merhametlidir” (Tevbe, 128-129) ayetleri ışığında O, âlemlere rahmet olarak gönderilen merhametli bir liderdir.

Belli bir kariyer veya mevkiye ulaşan şahısların önceki arkadaşlarını ve çevresini geçmişte bırakmalarının aksine; Allah Rasûlü, vefat eden hanımı Hz. Hatice’nin yakınlarına, hanımının vefatından çok sonra bile gösterdiği hürmet ve sevgisiyle, Sütannesine ve eşine ikramlarda bulunmasıyla, her hafta Kuba mescidini ziyaret etmesiyle vefalı bir lider örneğinin ta kendisidir.

Hak davayı bırakıp batı ideolojilerini benimseyen, küfür sistemini getirmek adına batıl bir mücadeleye giren, Allah’ın dünyasında Allah’a rağmen Allah ile savaşan, batıl ehli devrimcilerin aksine, zalime karşı cihadıyla, şirke karşı tevhidiyle kula kulluktan Allaha kulluğa çağıran, Allah’ın otoritesi dışındaki insanların kanını emerek hayat bulan her türlü sahte ilahları devirerek, Allah’tan başka ilah yoktur! davasıyla gerçek devrimci bir liderdir. O, kendisinin ölümünden sonra davanın çıkmaza girdiği ya da bittiği koltuk sevdalısı liderlerin aksine “Ashabım gökteki yıldızlar gibidir, hangisine uyarsanız selamete kavuşursunuz.” buyruğundaki gibi liderler yetiştiren bir liderdir.

O, korkulu ya da üzücü olaylar karşısında ben hayattaysam sorun yoktur diyerek kendine yönlendiren liderlerin aksine hicret sırasında korkan en yakın arkadaşını teskin etmek için “Üzülme, Allah bizimledir.” buyurarak Allah’a yönlendirmiştir. O şahıs eksenli değil ilke eksenli hayat dini olan İslam’ın lideridir.

Sonuç olarak; her insanın fıtratı gereği bir dava gereksinimi, her davanın ise bir gayesi vardır. Çünkü insan düşünen bir varlıktır. Kimi insanlar dünyadan zevk almayı gaye edinirlerken, kimileri ise insan yapımı sabun misali çeşitli ideolojilerin manifestolarını gaye edinmişlerdir. Sabun misali dememizin amacı bu tip ideolojiler bir çağda bir ya da birkaç insan tarafından ortaya atılmış ve daha sonraki çağlarda tıpkı sabun gibi erimiş ve geçerliliğini yitirmiştir. Biz Müslümanlar ise İslâm’ı gaye edindik. Biz hiçbir insan ürünü olmayan bu dinin tabiileriyiz. Bizim kaynağımız (7) kat gökten inen vahiylerdir. Bu dinin yeryüzünde Allah’ın adaletinin uygulayıcıları Hz. Âdem’den bu yana ileri gelen peygamberler ve onların Râşit halifeleridir. Bir Müslüman lider olarak Allah’ın Rasûlünü izler ve ona tabi olur. Bir Müslümanı peygamberin izince bir yol izleyen bir lidere ancak bu yolda kaldığı müddetçe tabii olabilir. Aksi takdirde yoldan sapmış bir lidere tabi olmak liderle beraber sapmaktır. Allah Rasûlünden başka bir lider, bir önder, bir öncü arayan bir Müslüman ya cahildir ya da Müslüman değildir. Yukarıda yazılan niteliklere sahip olan bir liderden başka bir lider, Allah’ın yolundan başka bir yol mu arayacağım.

“Kim kendisine doğru yol besbelli olduktan sonra, peygamberle bağını koparıp, müminlerin yolundan başka bir yola saparsa, onu tercih ettiği o yolda bırakır ve cehenneme sokarız. O ne kötü bir yerdir.” (Nisa, 115)