Hamd; “Andolsun, Allah’ın Rasûlünde sizin için; Allah’a ve ahiret gününe kavuşmayı uman ve Allah’ı çok zikreden kimseler için güzel bir örnek vardır.” (1) buyuran Allah’a,
Salat ve Selâm; “Sizin en hayırlınız, ailesine karşı hayırlı olandır. Ben aileme karşı hepinizden daha hayırlıyım.” (2) buyuran Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem efendimize,
Allahu Teâlâ’nın lütfu keremi ve mağfireti Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’i kendine örnek edinip onun rehberliğinde Rıza-i Bâri’ye ulaşıncaya kadar hayatını iyi bir eş ve fedakâr bir baba olarak devam ettiren müminlerin üzerine olsun.

Rabbimizin de ayeti kerimedeki beyanı üzere dünya ve ahiret saadetini elde etmek isteyen kimseler için Rasûlullah efendimiz, tabi olunacak yegâne örnektir. Kendisine tabi olmanın fayda vereceği, hatadan masum kılınmış ve bu sebeple de tabi olunduğunda hataya düşmenin mümkün olmayacağı tek önderdir. Bu dünyada ilahi yardımla desteklenmiş ve Rabbinin izniyle kendisine tabi olanları karanlıklardan nura çıkaran biricik rehberimizdir.

Aile reisi olarak Rasûlullah aleyhisselâm’ı incelemeden önce ilk olarak kadının konumu, evliliğin önemi ve Müslümanca yaşam için ailenin gerekliliği üzerinde durmalıyız. Ancak bu yolla meselemizi daha iyi idrak edebilmemiz mümkün olabilir.

Peygamber efendimizin, peygamber olarak gönderildiği zamana baktığımızda, yaşadığı topluma o güne kadar Arap toplumunda görülmeyen bir bakış açısı getirmiş, kadına Allahu Teâlâ’nın verdiği değeri en layıkıyla ve pratik uygulamasıyla göstermişti. İslam’ın kadına verdiği değeri Arap toplumuna çok kısa bir sürede kabul ettirmişti. O güne kadar hiçbir değer ifade etmeyen, yaşadığı müddetçe bir utanç kaynağı olarak görülen, toplum nazarında cüzzamlı bir hastadan bile daha düşük olan, söz yetkisi olmayan, alınıp satılan bir meta olarak görülen, diri diri toprağa gömülen, kız olarak doğmuşsa hayat hakkı elinden alınan ve daha nice değişik şeklilerde ortaya çıkan bu zalim ve haksız uygulamaları sonlandırmış ve ona gereken itibarını tekrardan iade etmişti.

Onun da erkek gibi bir yaratılış gayesinin bulunduğunu ve bir takım vazifeler ve sorumluluklara sahip bir mükellef olduğunu ilan etmişti. Cennette Âdem aleyhisselâm’a onu teskin edip rahatlatacak bir eş olarak yaratmış ve eşi ile birlikte imtihana tabi tutmuş ve neticede her ikisini de dünyaya imtihan gayesiyle göndermişti.

Allahu Teâlâ, tabii olarak yalnız erkeği yaratmamış ve onu yalnız yaşamaya da mecbur bırakmamıştır. Âdem aleyhisselâm bile yaratıldığında tek başına yaşamak zorunda bırakılmamıştır.
Kur’an da şöyle buyurulur: “Biz: Ey Âdem! Sen ve eşin (Havva) beraberce cennete yerleşin; orada kolaylıkla istediğiniz zaman her yerde cennet nimetlerinden yiyin; sadece şu ağaca yaklaşmayın. Eğer bu ağaçtan yerseniz her ikiniz de kendine kötülük eden zalimlerden olursunuz, dedik.” (3)

Bir başka ayette de şöyle buyurulmuştur: “Ey insanlar! Sizi bir tek nefisten yaratan ve ondan da eşini yaratan ve ikisinden birçok erkekler ve kadınlar üretip yayan Rabbinizden sakının.” (4)

Kadın ve erkeğin birbirleri için bir elbise konumunda olduğunu, birbirlerinin eksik ve açık yerlerini yine birlikte tamamlayabilecekleri de Rabbimiz tarafından bizlere bildirilmiştir.

“Onlar, sizin için (sizi bürüyen, günahlardan alıkoyan, dinlendiren ve güzelleştiren) bir elbise (mesabesinde) dir; siz de onlar için aynı şekilde bir elbise (mesabesinde)siniz.” (5)

Kadın ve erkekten hiçbiri diğerinden ayrı bir şekilde saadet ve sükûnet içinde tam bir hayat süremez. Bu Allahu Teâlâ’nın ilahi kanunudur.

“Ey insanlar! Muhakkak ki Biz, sizi bir erkek ve bir kadından yarattık.” (6)

İlk olarak bugün insanlık şunu bilmelidir ki rahatlık ve huzur ancak evlilik müessesesine gereğince riayet etmekle mümkündür. Ve yine Peygamber efendimizin sünnetine ittiba da ancak nikâh müessesesine riayetle mümkün olur.

Nitekim Peygamber efendimiz şöyle buyurur: “Nikâh benim sünnetimdir. Kim sünnetimden yüz çevirirse benden değildir.” (7)

“Kaynaşmanız için size kendi (cinsi)nizden eşler yaratıp aranızda sevgi ve merhamet peydâ etmesi de O’nun (varlığının) delillerindendir. Doğrusu bunda, iyi düşünen bir kavim için ibretler vardır.” (8)

Rasûlullah aleyhisselâm’ın aile hayatında bu huzuru elde edebilmek için değerli tecrübe ve ibretler yeterince bulunmaktadır.

Özgür bir hayat yaşamak isteyenler ve kimseye bağlı olmamak ve dilediğini dilediği şekilde serbestçe yapmak uğruna kurulmayan veya çok kısa sürede bitirilen evlilikler zahiri bir bakışla kısa bir süre için ferahlık ve huzur gibi gözükse de ileriki yıllarda hayat arkadaşına en fazla ihtiyaç duyulan bir zamanda yalnızlığa ve bunalımlara ve neticede de acı sonlara dönüşebilmektedir.

İslam hiçbir zaman bekârlığı uygun görmez. Rasûlullah aleyhisselâm erkek ve kadınların evlenmeleri gerektiğini sık sık hatırlatmıştır. Evlilik yalnızca neslin devamı için değil aynı zamanda evli çiftleri cinsi sapıklık ve bozukluklardan korumak ve geniş bir zihni denge sağlaması sebebiyle de gereklidir.

Bugün bizler gençlik dönemlerimizde kanların fıkır fıkır kaynadığı delikanlılık dönemiyle birlikte karşı cinse ait bazı özel duygular taşımaya başlarız. Bu duyguların da etkisiyle kendimizi hazır hissedip hissetmediğimizi göz önünde bulundurmadan arzu ve isteklerin yoğun olarak hissedildiği bu duyguları ön plana çıkararak hareket ederiz. Genç yaşın ve tecrübesizliğin de verdiği bu deneyimsizlik bizlere bazı hataları yaptırabilmektedir.

Kendimiz daha çocuk iken bir anda büyük sorumluluklar altına girmemiz ve olgunlaşmadığımız halde olgunca kararlar alacak hale gelmemiz beklenir bizlerden… Bu beklenti çoğu zaman bizim kendi nefsimizden beklentilerimiz için de söz konusu olabilmektedir. Böyle olmaya mecbur hissederiz kendimizi… Daha düne kadar çocuk iken, hayatımızın baharında keskin ve sert virajlarla bir anda başka şeritlerde ve kulvarlarda buluruz kendimizi. Büyük sorumluluklar altına girer, aile geçindirmek, onları korumak, kimseye muhtaç bir halde bırakmamak, onları rahat ettirebilmek için her türlü zorluğa katlanmak zorunda kalırız. Tecrübesiz ve fevri hareket eden delikanlılık dönemi keskin bir çizgiyle bir anda sorumluluk sahibi bir baba rolüne bürür bizleri. Artık yeni bir görevimiz ve mesleğimiz vardır: Babalık…

Tabi ki bize yabancı olan bu misyon da bizlere bir çok yanlışın kapılarını aralayacaktır. Daha önceden babadan veya büyüklerden görülen veya öğrenilen tecrübeler doğru veya yanlış olup olmadığı belli bir takım İslami kriterlere tabi tutulmadan aynı usulle devam ettirilmeye ve bazen de öncekilerin hatalarının aynısını yapmaya sevk eder bizleri.
Peki bu tür yanlışlara düşmemek için ne yapmalıyız?

Bize çok yabancı olan bu yeni görevimizi nasıl layıkıyla yerine getirebiliriz?

Bize emanet edilen bu kişilerin hak ve hukuklarına nasıl riayet edebiliriz?

Nasıl daha güzel bir eş ve baba olabiliriz?

Ve daha nice, “Nasıl?” soruları devam ederek kuşatır bizleri.

Tabi ki böyle bir durumda yapılacak şey her zaman olduğu gibi yine Rasûlullah aleyhisselâm’a müracaat etmek olacaktır. İşin doğrusu ondan öğrenilecektir. Tabi ki bu dediklerimiz bugün için ancak onun sünnetini öğrenip tatbik etmekle mümkün olabilir.

Daha ilk etapta eş seçecekken Ona danışılacak, Onun tavsiye ettiği kişiyle bir yuva kurulacak, evlenme esnasında ve evlilik sürecinde nelere dikkat edilmesi gerektiği hususunda Onun tavsiyelerine uyulacak, çocuk sahibi olunurken Onun bildirdiği esaslar gözetilerek bu göreve talip olunacak, çocuklara nasıl davranılacağı, onlara nasıl hitap edileceği, onları yetiştirirken nelere dikkat edileceği yine Ona sorulacak ve verdiği nasihatleri baş tacı edilerek Allahu Teâlâ’nın razı olacağı bir yuva kurma gayesiyle hareket edilecektir. Eşine karşı vazifelerinin neler olduğu, hanımına nasıl hitap edeceği, onun haklarının neler olduğu yine ondan öğrenilecektir. Ancak bu şekilde kurulan aile müessesesi huzurlu bir şekilde devam edebilir ve bu şekilde Rahman olan Rabbimizin rızasını kazanacak müesseselerden biri haline gelebilir.

Sevgi dolu bir ailenin oluşumunda kocanın rolü çok büyüktür. Koca eşine karşı şefkatli, sabırlı, nazik ve saygılı olduğu müddetçe hem bir aile reisi olarak Allah’a karşı vazifesini yerine getirmiş olacak hem de eşinin kalbini tamamıyla kazanacak ve aralarındaki münasebetler gelişecektir.

Yüce Rabbimiz de Kur’an-ı Kerim’de kadınlara karşı kötü muameleyi şiddetle yasaklamış onlara karşı nazik davranmayı emretmiştir. “Onlarla iyi geçinin. Eğer onlardan hoşlanmazsanız (biliniz ki) Allah’ın hakkınızda çok hayırlı kılacağı bir şeyden de hoşlanmamış olabilirsiniz.” (9)

Hatta onlarla boşanma durumunda bile kadınlara karşı nazik muamele hususunda ikaz etmiştir. “Boşama iki defadır. Bundan sonrası ya iyilikle tutmak ya da güzellikle salıvermektir. Kadınlara verdiklerinizden (boşanma esnasında) bir şey almanız size helâl olmaz.” (10)

“Kadınları boşadığınız ve onlar da bekleme müddetlerini bitirdikleri vakit ya onları iyilikle tutun yahut iyilikle bırakın. Fakat haksızlık ederek ve zarar vermek için onları nikâh altında tutmayın. Kim bunu yaparsa muhakkak kendine kötülük etmiş olur. Allah’ın ayetlerini eğlenceye almayın. Allah’ın sizin üzerinizdeki nimetini, (size verdiği hidayeti), size öğüt vermek üzere indirdiği Kitab’ı ve hikmeti hatırlayın. Allah’tan korkun. Bilesiniz ki Allah, her şeyi bilir.” (11)

Veda hutbesinde de bu konuya işaret etmektedir. “Ey insanlar! Kadınların haklarını gözetmenizi ve bu hususta Allah’tan korkmanızı tavsiye ederim. Siz kadınları, Allah’ın emaneti olarak aldınız ve onların namusunu kendinize Allah’ın emriyle helal kıldınız. Sizin kadınlar üzerinde hakkınız, kadınların da sizin üzerinizde hakkı vardır. Sizin kadınlar üzerindeki hakkınızı; yatağınızı hiç kimseye çiğnetmemeleri, hoşlanmadığınız kimseleri izniniz olmadıkça evlerinize almamalarıdır. Eğer gelmesine müsaade etmediğiniz bir kimseyi evinize alırlarsa, Allah, size onları yataklarında yalnız bırakmanıza ve daha olmazsa hafifçe dövüp sakındırmanıza izin vermiştir. Kadınların da sizin üzerinizdeki hakları, meşru örf ve âdete göre yiyecek ve giyeceklerini temin etmenizdir.”
Ailenin önemine ve gerekliliğine işaret eden buraya kadar zikrettiğimiz hususlardan sonra burada asıl konumuzu teşkil eden “Bir aile reisi olarak peygamberimiz” başlığını bir takım alt başlıklara ayırarak incelememiz gerekir. Mükemmel bir eş olarak ve Müşfik bir baba olarak aile bireylerinin tümüne hitap edecek yönlerini öğrenip bunu hayata tatbik etmemiz gerekir.

Mükemmel bir eş olarak Rasûlullah efendimiz

Peygamberimiz kadının narin ve hassas tabiatına dikkat çekerek ona karşı şefkatli ve sevgiyle muamele edilmesi gerektiğini bizlere öğretmiştir.  O hanımlarına karşı adil davranışı, mükemmel ve yüce karakteri sebebiyle örnek bir hayat sürmüştür. Kim bu hususa dikkat ederse yaşam onun için cennete dönüşür. Kim de buna dikkat etmezse işte bu takdirde hayat onun için bir zindan ve cehennem halini alır.

Peygamberimiz ilk evliliğini yirmi beş yaşlarındayken yapar. Hanımı kırk yaşlarında dul ve iki çocuk annesidir. Birbirlerine bütün insanlığa örnek olarak gösterilebilecek bir sevgiyle bağlanırlar. Sevgi ve saygı içinde devam eden bu beraberlik Hz. Hatice radıyallahu anha’nın vefatına kadar yirmibeş yıl devam eder. Yedi çocuğundan altısının annesi Hz. Hatice radıyallahu anha’dır. En zor günlerinde bütün varlığıyla eşine destek olan Hz. Hatice’nin yeri Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in kalbinde hep sıcak kalır. Öyle ki vefatı sonrasında bile onu anar, onun yakınlarına özel bir ilgi gösterirdi. Hatta bir gün Hz. Hatice’nin kız kardeşi olan Hale binti Huveylid’in sesini duyunca Hz. Hatice’nin sesine benzeterek heyecanlanmış ve sevinçle “Allah’ım, bu Hüveylid’in kızıdır” demişti.

Hz. Hatice radıyallahu anha’dan sonraki dönemde en içten bağlandığı eşi ise Hz. Aişe olur. Onu da sever. Öyle ki bu sevgi sebebiyle Hz. Aişe imzasını “Ebubekir’in kız Aişe. Allah’ın sevgilisinin sevgilisi” şeklinde atar.

Bir gün Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in hanımı Aişe ile arasında bir tartışma olur. Meseleyi hakeme götürmeye karar verirler. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem hakem olarak Hz. Ebubekir radıyallahu anh’i tayin etmeyi önerince Hz. Aişe radıyallahu anha derhal bu teklifi kabul eder. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem konuyu anlatmaya başlayınca eşi hemen sözünü keserek “anlatımında adaletli ol” der. Bu uyarıyı Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’e karşı büyük bir saygısızlık olarak kabul eden Hz. Ebubekir radıyallahu anh kendine hâkim olamaz ve kızının yüzüne bir tokat atar. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in kaşları bir anda çatılır. Bir yandan Hz. Aişe radıyallahu anha’nın burnundan akan kanları temizlerken diğer bir yandan da sert bir tonla “Ey Ebubekir! Seni hakem kılmaktan maksadımız bu değildi” der.

Peygamberimiz hanımı Hz. Aişe radıyallahu anha ile birlikte yemek yerken özellikle dikkat eder. Bardağın Aişe’nin içtiği yerinden su içer. Et yiyorlarsa Aişe’nin ısırdığı eti elinden alır, onun ağzının değdiği yerden ısırır. Kendi elleriyle Aişe radıyallahu anha’yı yedirirdi.

Hz. Aişe radıyallahu anha ile yeni evlidirler. Beraber koşu yarışı yaparlar. Hz. Aişe radıyallahu anha kazanır. Aradan birkaç yıl geçer. Hz. Aişe radıyallahu anha kilo almış ve biraz şişmanlamıştır. Tekrar yarışırlar. Bu kez Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem kazanır. Gülümseyerek “Şimdi ödeştik” der.  

Kalabalık bir grup içindedirler. Bir arkadaşı uzun zamandır merak ettiği bir soru sorar. “Ey Allah’ın Rasûlü, En çok kimi seviyorsunuz? Cevapta hiçbir çekingenlik göstermeden “Aişe’yi” der. Aynı soru evliliklerinin başında Hz. Aişe radıyallahu anha tarafından da sorulur. “Beni nasıl seviyorsun?”  Cevap: “Kördüğüm gibi” Hz. Aişe radıyallahu anha aldığı cevaptan o kadar hoşnut olur ki ilerleyen yıllarda sık sık sorusunu yineler. “Ey Allah’ın Rasûlü kördüğüm ne alemde?” Cevap: “İlk günkü gibi”

Rasûlullah efendimizin diğer bir eşi Hayber’de ele geçirilen Yahudi esirlerden Safiyye radıyallahu anha’dır. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem onun ile evlenir. Babası ve önceki kocası yapılan savaşta Müslümanlar tarafından öldürülmüştür. Daha sonraları Hz. Safiyye radıyallahu anha ilk gecelerini anlatırken “Allah’ın Rasûlü sabaha kadar benim gönlümü almaya çalışmakla vakit geçirdi. “Ne yapabilirdim ki senin baban bir türlü beni rahat bırakmadı. Bütün Arapları bizim aleyhimize biraraya getirmeye çalışıyordu.” şeklinde konuşuyor, kendisi haklı olduğu halde yine de benden defalarca özür diliyordu” demektedir.  

Hz. Safiyye radıyallahu anha’yı insanlar kızdırır, “Yahudi kızı” diyerek küçük görmek ister ve onu üzerlerdi. O da gidip üzüntüsünü Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’e açtığında Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem ona “Bak, bir daha aynı şeyleri söyleyecek olurlarsa “Benim kocam Rasûlullah, babam Hz. Harun, amcam da Hz. Musa’dır. Bu durumda ben hepinizden daha üstünüm, diyerek onlara cevap ver” demiş ve onu teselli etmişti.

Peygamberimiz hanımlarına verdiği değere başka bir misal olarak: “Bir yolculuk sırasında Enceşe isimli bir arkadaşı develerin önünde, daha hızlı yürümeleri için şarkı söyleyerek tempo tutmaktadır. Şarkı hızlanır, tempo yükselir ve develerin sürati de artar. Develerin üzerinde bulunan hanımlar için endişelenen Hz. Muhammed aleyhisselâm Enceşe’ye:
“Enceşe dikkat et! Billurlar kırılmasın!” diyerek seslenir.

Peygamberimiz hanımlarını her açıdan yetiştirmeye özen göstermiş, onların eğitimine önem vermiştir.

“İlim her Müslüman kadın ve erkeğin üzerine farzdır.” buyurarak bu hususa işaret etmiştir. Yine belli günleri tayin ederek o günlerde kadınlara vaaz ederek onlara emir ve nehiylerini bildirir, sorularına cevap verirdi. Ve yine onlara Allah’a ve kocalarına karşı vazifelerinin neler olduğunu haber vermiş, dini ve dünyevi sorumluluk alanlarının sınırlarını belirlemiş, cennete gidecek yolun hangi hususları yerine getirmekle mümkün olacağını haber vermiştir.

Peygamberimizin kendi hanımlarının eğitimine ne kadar önem verdiğinin bir başka isbatı da Urve b. Zübeyr radıyallahu anh’in Hz. Aişe radıyallahu anha hakkındaki şu sözleriydi. “Kur’an veya onunla ilgili vazifeler, mubahlar ve haramlar gibi konularda Aişe’den daha büyük bir âlim görmedim.” (12)

Peygamber efendimizin diğer bir eşi olan Ümmü Seleme radıyallahu anha da zeka ve iyilik sahibi olmasına ilaveten sağlam bir muhakeme kabiliyetine de sahipti. (13) İbadete düşkün ve çok cömertti. Kadınlardan fıkhı en iyi bilenlerdendi. Hudeybiye sulhu anlaşmasında peygamberimizin yanında bulunan Ümmü Seleme validemiz ashabın anlaşma metninin hoşlarına gitmemesi üzerine peygamberimizin kurban kesip tıraş olmaları tavsiyesine karşılık yerlerinden kalkmamaları, Rasûlullah aleyhisselâm’ı bir hayli üzmüştü. Peygamberimiz bu durumu hanımına anlatınca “Ya Rasûlallah, bunların yapılmasını istiyorsan çık ve hiç kimseye bir şey söylemeden kendi deveni kes ve sonra berberini çağır ve tıraş ol dedi. Peygamberimizde bu makul tavsiyeyi gerçekleştirdi. Peygamberimizin bu halini gören müslümanlar hızla yerlerinden kalkarak kurbanlarını kesip tıraşlarını oldular. İstişare ehli böyle bir eşin tavsiyeleri Rasûlullah aleyhisselâm’ı rahatlaşmış ve müslümanlar da peygamber aleyhisselâm’a muhalefet edip helak olmaktan kurtulmuşlardı.

Müşfik Bir Baba Olarak Peygamber Efendimiz

Rasûlullah aleyhisselâm’ın çocuklara karşı özel bir ilgisi vardı. Karşısındaki bir yetişkinmiş gibi ciddiyet gösterir, onlara değer verirdi. Hata ve yaramazlık yaptıkları zaman da çocuk olduklarını düşünür, müsamahakâr davranırdı. Manevi torunu olan Üsame’ye de özel bir değer verir, yüzündeki kiri temizler, biryandan da onu severdi.
Üsame’yi bir dizine, torunu Hasan’ı diğer bir dizine oturtur, başlarını birbirine yasladıktan sonra kendi başını da onlarınkine dayar ve Allah’a yönelir: “Allah’ım! Onlara merhamet etmeni diliyorum çünkü ben onlara merhamet ediyorum” derdi.

Medineli kız çocuklarından birisi elini tuttuğunda onunla kız elini bırakıncaya kadar dolaşırdı.

Namazda secde sırasında sırtına çıkan torunu düşüp incinmesin diye secdeden kalkmaz, çocuk kendiliğinden ininceye kadar bekler, secde o kadar uzar ki arkasında saf tutmuş arkadaşları daha sonra “Ey Allah’ın Rasûlü! Size bir şey olduğunu veya vahiy geldiğini zannetmiştik” derler.

Torunlarına olan ilgisini her ortamda ve rahatça sergilerdi. Torunları kendisinden deve almasını istediklerinde, o an için bu dileği yerine getirebilecek parası bulunmadığı için dört ayak olur ve şakayla karışık “haydi binin, bundan iyi deve mi olur?” derdi.

Başka bir gün sırtında torunları Hasan ve Hüseyin ata binme oyunu oynarlarken Hz. Ömer radıyallahu anh ile karşılaşırlar. Hz. Ömer radıyallahu anh çocuklara “Ne güzel bineğiniz var” der. Peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellem şöyle cevap verir. “Onlar da ne güzel süvariler”

On yaşından yirmi yaşına kadar Rasûlullah aleyhisselâm’ın hizmetine bakan, günlük işlerini gören zeki ve yaramaz bir çocuk olan Enes radıyallahu anh kendi anlatımıyla “Rasûlullah beni çarşıdan bir şey almaya gönderirdi. Ben sokakta oynayan çocukları görünce onlarla oyuna dalardım ve ne alacağımı unuturdum. Sonra sus pus onun huzuruna gelirdim. O beni böyle mahcup ve ürkek görünce “Enes ne yapsın, O’nun elinde bir şey yok ki, ona yapacağı işi Allah unutturuyor” der ve gönlümü alırdı.

Yine bir gün Rasûlullah aleyhisselâm onu bir iş için gönderir. O da derhal yola koyulur ancak sokakta oynayan çocuklarla karşılaşınca yapacağı işi unutarak oyuna dalar. Bir süre sonra bir el onu ensesinden yakalar. Dönüp bakınca karşısında Rasûlullah aleyhisselâm’ı görür. Peygamberimiz gülümseyerek “Enesçiğim, gönderdiğim yere gittin mi?” der. Enes: “Evet, Ey Allah’ın Rasûlü, şimdi oraya gidiyorum” der. Rasûlullah aleyhisselâm hiçbir şey söylemeden gülümsemeye devam eder.

Enes radıyallahu anh: “Küçük yaşta yanına girdim ve tam on sene hizmetinde bulundum. Bana bir defa olsun sövmedi. Beni bir defa olsun dövmedi. Yaptığım bir hatadan dolayı “Niçin bunu yaptın? Veya ihmal ettiğim, yapmadığım bir işten dolayı “Niçin bunu yapmadın? diye kızmadı, azarlamadı. Yüzüme karşı yüzünü somurtmadı.” der.

Enes radıyallahu anh, Onu “Aile efradına ondan daha şefkatli davranan bir insan görmedim” sözleriyle anlatır.

Yine Enes radıyallahu anh anlatıyor: “Bir adam Rasûlullah’ın yanında oturuyordu. Bir ara adamın oğlu geldi. Adam çocuğu dizlerine oturtarak öpüp sevmeye başladı. Biraz sonra da kızı geldi. Adam ise onu yanına oturtarak hiç ilgilenmedi. Rasûlullah’ın yüzü bir anda değişmişti. Sert bir tonla “Niçin ikisini bir tutmadın?” dedi.

Kız Fatıma her yanına girdiğinde mutlaka ayağa kalkarak karşılar, “Hoş geldin kızım” diyerek öper, elinden tutarak yanına oturtur ve şöyle derdi. “Fatıma benim parçamdır. Ona eziyet veren bana eziyet vermiş olur.”

Hz. Ali ile Hz. Fatıma evlenmek üzeredir. İkisini birden karşısına alarak öğüt verir. “Ey Ali, kızımı sana cariye olarak veriyorum ama unutma ki sen de onun kölesisin.”

Çocukların eğitimi hususuna da ehemmiyet göstermiş hatta Arapların değer bakımından aşağı mertebede gördükleri kızlar hususunda şöyle buyurmuştur. “Eğer bir kimse üç kız çocuğuna sahip olur, onlara sabırlı bir şekilde bakar ve kendi imkânlarına göre onları giydirirse, onlar babanın cehennem ateşinden korunması için koruyucu vasıta olacaklardır. ” (14)

Burada örnekleri çoğaltmamız mümkündür. Ancak bunların hepsinden çıkacak netice şudur ki Peygamber efendimiz bizim için biricik örnektir. O hanımlarına nasıl değer vermişse biz de öylece değer vereceğiz, insanların bizlere yönelik eleştirilerine ve bizlerle eğlenmelerine değer vermeyip İslam’ın ilkelerini baş tacı edineceğiz. Hanımımızın ağzına bir lokma koymanın sadaka sevabına sebep olacağını düşüneceğiz. Onlara değerli olduklarını hissettireceğiz. Çocuklarımızın yetişmesi için her türlü fedakârlığa katlanan eşlerimizi Ahirette de bizlerle buluşturması için Rabbimize dua edeceğiz. Onun sallallahu aleyhi ve sellem ahlakıyla ahlaklanacak ve onun sallallahu aleyhi ve sellem  eşlerine gösterdiği muamelenin aynısını eşlerimize göstereceğiz. Allah’ın emanetleri olan eşlerimize emanete gösterilmesi gereken hassasiyeti gösterecek ve onları zayi etmeyeceğiz. İşte o zaman Onun sallallahu aleyhi ve sellem yolundan gitmiş olacağız.

Babalık şefkatinden mahrum kalmış evlatlarımıza olanca merhametimizle muamele edecek, onlardan esirgediğimiz o hak ettikleri sevgiyi onlara sunacağız. Yaptıkları yanlışları ve hataları hoşgörü ile karşılayacak, hayat tecrübesi edindikleri bu meselelerde onlara doğruyu göstereceğiz. Her zaman yanlarında olduğumuzu hissettirecek bir an olsun gözlerimizi onlardan ayırmayacağız. İhtiyaç hissettikleri her an onların yanında olacak, onları sahipsiz ve kimsesiz bırakmayacağız. Belki de bizlerin de muhtaç olduğu o babalık şefkatine suya kanarcasına onları doyuracak, onları sevgi ve şefkat deryasına daldıracağız. Belki de böyle yapmakla bizlerinde hasretini çekip arzuladığı o mutluluğu elde eder ve kendimizde bulamadıklarımızı onlarda görerek bizlerin başlattığı bu güzel sünnetin gelecek kuşaklara ulaşması ve devamlılığında bir paya sahip olabiliriz.

Unutmayalım ki Babalık Allahu Teâla’nın bir kuluna verdiği en büyük nimetlerdendir. Yaşama sebeplerinden bir tanesidir. Ümmetin sağlıklı bir şekilde devamlılığı için kutsal bir meslektir. Bunun kıymetini en iyi Allah’ın mümin kulları anlar. Hasretini ise bu nimetten mahrum kalanlar ve onu elde edemeyenler çeker.

Selâm ve Dua ile   

————————-

1. Ahzab, 21.
2.  İbn Hibban, Sahih hadis no: 4177; Tirmizi, Sünen hadis no: 3895; Darimi, Sünen hadis no: 2260 ve diğerleri… Hadis sahihtir. Elbani de İbn Hibban’ın rivayetin sahih olduğunu belirtmiştir.
3. Bakara, 35.
4. Nisa, 1.
5. Bakara, 187
6. Hucurat, 13.
7. İbni Mace, hn:1846.
8. Rum, 21.
9. Nisa, 19.
10. Bakara, 229.
11. Bakara, 231.
12. Tezkiratu’l Huffaz, c.10 s.27.
13. El-İsabe fî Temyizi’s-Sahabe, c.4 s.459
14. Buhari, İbni Mace.