Müslümanlar büyük savaşlar, yıkımlar ve acılardan sonra dünya iktidarını Allah’ın izni ile ele geçirecekler. Hz. İsa aleyhiselam yönetici olacak ve her insan ona iman edip Müslüman olacaktır. Hz. İsa aleyhiselam, Peygamber efendimizin sallallahu aleyhi ve sellem, şeriatı ile dünyaya hükmedecek, yeni bir şeriat getirmeyecektir. Bütün insanlar Hz. İsa’yı aleyhiselam, görüp iman ettikten sonra kıyamet saatinin çok yakın olduğunu anlayacak ve Allah’a itaatte bulunup, ibadetlerini fazlalaştırarak, aralarındaki buğz ve kini rafa kaldıracaklar. Hatta bir rafa bile gerek duymadan gerçek sevgi, gerçek barış ve gerçek adalet ile izzetli bir şekilde Allah’ın takdir ettiği süreye kadar yaşayacaklardır. Kötülük kıyamet kopuncaya kadar devam edeceğinden ve kötü insanlar o kıyamet dehşetini iliklerine kadar yaşayacaklarından dolayı, onlarda Müslümanlar arasında Müslüman gibi görünmeye, Müslüman gibi konuşmaya ve yaşamaya devam edeceklerdir. Ta ki Allah Teâlâ,  Şam diyarından soğuk bir rüzgâr gönderene dek. Bu soğuk rüzgâr hakkında Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “…insanlar iki kişi arasında bir düşmanlık olmadan yedi yıl geçirecekler. Ardından Allah Teâlâ Şam tarafından soğuk bir rüzgâr gönderecek ve yeryüzünde kalbinde zerre kadar hayr veya iman bulunan hiçbir kimse kalmayacak, bu rüzgâr hepsinin ruhunu alacak. Hatta biriniz bir dağın içine girmiş olsa bile bu rüzgâr onu bulup ruhunu kabzedecektir.” (1) Allah Rasûlü’nün bu hadisinde anlaşılıyor ki, Allah’a iman eden mümin insanların hepsi ölecek ve onların yerine varis olarak kötüler ve inkârcılar kalacaktır. Bu kötüler ve inkârcılar kimlerdir? Biz kötü insanlarız diyenler mi? Ya da “bize bakın ne kadar da kötüyüz” diyenler mi? tabiki hayır! Ne zaman ve nerde görülmüş ki, kötü ve inkârcı olanlar “biz kötüyüz, kötülük yapmaktan zevk alıyoruz” desinler. Kendilerine göre iyi olanlar ve doğru olanlar onlardır. Allah’ın emirlerini harfiyen yerine getirenler ise; olsa olsa aşırı, bağnaz ve eski kafalı olabilirler. Onlar ise medeniyet sancağının gerçek taşıyıcıları ve özgürlüğün yılmaz savunucuları olan halktan insanlardır. İşte müminlerin ruhları, soğuk rüzgâr vasıtasıyla Allah’a taşındıktan sonra geriye özgür iradelerini sonuna kadar kullanan, özgürlüklerine sınır koymayan taşkın ama medeni, sapkın ama aydın insan toplulukları kalacaklar. Hadisin devamında Allah Rasûlü şöyle devam etmektedir: “Bunun üzerine kötü insanlar kuş hafifliğinde ve yırtıcı hayvan tabiatında kalacaklar. Ne bir iyilik tanıyacaklar, ne de bir kötülüğü yasaklayacaklar. Şeytan kendilerine görünüp ‘Bana uymayacakmısınız ?’ diye soracak. Onlarda ‘Bize neyi emrediyorsun?’ Şeklinde karşılık verecekler. Bunun üzerine şeytan, onlara putlara tapmayı emredecek. Onlar bu halde rızıkları bol, yaşayışları güzel devam ederken sura üfürülecektir” (2) günahların üzerine atılmak adına kuş kadar hafif ve cüretkâr olan insanlar, iyilikleri yok etmek, hayırları talan etmek, akrabaya gösterilen muameleleri parçalayan bir yırtıcı hayvan gibidir. Bu insanları günahlardan ve kötülüklerden şimdiye kadar alıkoyan ve alıkoyacak olan mümin insanlar artık yoktur ve meydan bu günahkâr, kâfir insanlara kalmış, onlarda dilediği gibi at koşturmaktadırlar. Şeytanın dostları olarak hareket edecekler ve Allah’ın af etmediği, mazeret kabul etmediği şirk bataklığına doğru sürükleneceklerdir. Onlar Allah’ı bırakıp şeytanların emirlerine uyacaklar. Allah’ın bol olan rızıklarından ve nimetlerinden istifade ettikleri halde Allah’a isyan edip, Allah’ın sınırlarını tanımadan yaşayacaklar. Yarına gebe olmayan gün ansızın geldiğinde, insanları hiç tahmin etmedikleri şekilde yakalayacak. Allah’a karşı özgür olma arzusuyla yanan insanlar günahların hazlarını dorukta yaşadıkları bir vakitte, ticaret onlara göre en verimli piyasada seyrettiği bir zamanda, evlerinin lüks havuzlu, bahçelerinde neşe içinde oyalandıkları bir esnada, en güzel yemekler pişirilip sofraya konulduğunda… Sırtını sağlama aldığını düşünen şımarık gençler, bol nimetler içerisinde lakayt hareketlerine devam ederlerken… Makamlarında ebedi hüküm süreceğini zanneden kibir müptelaları, acizlerin üzerine emir kasırgalarını savururken, ar damarı olmayan kadınlar, iffetlerini günü birlik eşya statüsünde kiralarken, bir türlü doyuramadığı midesine kul olanlar köle gibi çalışmaya devam ederlerken, cümleler noktalanmadan, sözler havaya karışmadan aniden kıyamet dehşeti her yeri kaplayacak.

Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Sûr ile görevlendirilmiş melek hazır halde bekler. Gözünü açıp kapamadan önce kendisine bir emir verilmesini kaçırabilir korkusu ile daima arşa bakar durur. Onun gözleri güçlü ışık saçan iki yıldız gibidir.” (3) Anlaşıldığı üzere sur borusuna üfleyecek olan İsrafil aleyhiselam, hazır bir şekilde beklemektedir. Allah’ın sûra üfle emrini kaçırır korkusuyla her an tetiktedir. Ve işte o beklediği emir geldi ve sûra üfledi. Bu üflemenin çıkardığı ses ile bütün kalpler korku ile doldu. Artık tüccarın kazandığı o para değerini yitirerek elinden düştü. Artık şımarık gençlerin gülen çehreleri soğuk kaskatı bir şekle büründü ki artık bu durağa şen kahkahalar uğramayacak. Artık kibirlilerin omuzları düştü ki onlar artık en mütevazı insanlar olsalar dahi,  bu geç kalınmış mütevazı kimlikleri ile hiçbir hayır satın alamayacaklar. Artık güzelliğine güvenerek aldanan kadınların güzellikleri bedavadır ama alıcısı bulunmayacaktır. Ne fakir ne yetim dinleyerek midesine köle gibi çalışan zihniyetlerin kursakları, nefessiz kalmıştır. Artık bina dikme yarışına girenlerin kuleleri bir barakadan farksız gelmektedir gözlerine. Sûru çıkardığı ses öyle korkunçtur ki, aslanlar bile kuyruklarını bacaklarının arasına sıkıştırarak kaçmaktadır.

“Onu göreceğiniz gün, her emzikli kadın emzirdiğinden geçer. Ve her hamile kadın çocuğunu düşürür. İnsanları hep sarhoş görürsün, hâlbuki sarhoş değillerdir. Fakat Allah’ın azabı çok şiddetlidir.” (4)

Bu dehşet dolu korku tablosuna şahitlik eden şefkat ve merhamet yüklü anneler, artık şefkatlerini ve merhametlerini çocuklarından esirgeyecek bir psikoloji içerisindedirler. Normal bir günde yavrusunun ayağına bir diken batsa, önce kendisi ağlar ve koşarak yanına gelirdi. Evlat bir istekte bulunsa, ikiletmez üzerine titrerdi. Otuz yaşına dahi gelse, onun için küçük bir çocuktu hep. Ama öyle bir tablo düşün ki! Annelerin merhametleri sadece kendilerini kuşatacak. Kucağında çocuğunu emzirirken kıyametin dehşetinden en çok sevdiğini emzirmeyi bırakacak. Yardıma muhtaç ve savunmasız haldeki çocuğunu bırakarak, kendi nefsinin ardına düşecek. Beşikleri sallayan anneler, kimsenin dayatması olmadan soğuk gözlerle beşikleri terk edecekleri günü bir düşün! Nasıl bir korku ki, bir anne aç olan yavrusunu emzirirken, gözünden sakındığı yavrusunu bırakıp kaçmaktadır. Şefkat timsali annelerin şefkatlerinin sadece kendisini kuşattığı o günde,  göbeği burnunda olan genç anneler de göze çarpacaktır. Her daim eli karnında gezerken gülümseyen anneler, doğumunu beklerken çeşitli planlar çerçevesinde hayallerini özgür bırakan anneler ki, kaç aylık hamile olursa olsun o dehşetli günün korkusu ile çocuklarını düşürecekler. İstinasız her hamile kadının başına aynı gün aynı saat ve dakikada gelecek bir musibettir. Çocuğunu düşüren anneler veya anne adayları doğumuna az kalan çocuklarının kaybedişlerine ağlamayacağı, üzülmeyeceği, sızlanmayacağı tek gündür o korku ve panik günü. İnsanlar korkudan akıl sağlıklarını kaybedecekler ve sanki uyuşturucu kullanmış, ya da sarhoş edici içeceklerden içmiş gibi cadde ve sokaklarda yan çizdiklerini bir düşün! Birçoğunun kalbi bu kadarına dayanamayıp krizler içinde ölürlerken, bazıları topraklar altında boğulacak, bazılarını ateş denizleri yutacak, bazıları ise araçlarında ve çeşitli mekânlarda sıkışarak, organlarının patlamasıyla hayatları son bulacak. Kimse kimsenin halini sormayacak, kimse kimseye yardım elini uzatmayacak. Herkesin tek düşündükleri şey;  ne anne ve babası, ne çocukları, ne malları, nede aynı yastığa yıllarca baş koyduğu eşleri olacak. Tek düşündükleri şey kendileri, tek kurtarmaya çalışacakları şey kendi nefisleri olacak. Kıyametin korkusundan çocukların saçları beyazlayacak ve şeytanlar o dehşetten kaçmaya çalışacaklar ama melekler yüzlerine kırbaçlar vurarak geri çevirecekler. Çünkü o gün kaçacak bir yer kesinlikle yoktur.

“Güneş katlanıp dürüldüğünde, Yıldızlar bulandığında, Dağlar yürütüldüğünde, Kıyılmaz mallar bırakıldığında…” (5)

Yeryüzü hiç görülmemiş bir sarsıntıyla çalkalanıyor. Her sabah yüzüne gülümseyen güneş artık sönmeye yüz tutuyor. Güneşin son ışınları, kaskatı kesilerek boşluğa bakan göz bebeklerini ışıtıyor. Çocuk iken görülebilen ama şimdi binaların yüksekliği ve çokluğu ile görülemeyen gökyüzü, binaların aradan çekilmesiyle tekrar görünse de artık kocaman bir farklılık vardır. Artık gök kubbe cam gibi parçalara ayrılarak yeryüzüne düşmektedir. Şiirlere konu olan masmavi gök, renk değiştirmiş ve ateş kırmızısı rengini almıştır. İnci gibi parlak yıldızlar, bulanıklaşmış ve tek tek yeryüzüne bir ateş topu gibi düşmektedir. Yılların nöbetini tutan heybetli dağlar artık nöbeti bitirmiş ve ayaklanarak Allah’ın serbest bırakmasıyla yürümektedir. Uyuyan yanardağlar hiç olmadığı kadar artık uyanıktır ve denizlere için için ateş kusmaktadır. Denizlerden hiç olmadığı kadar büyük ateş dalgaları, önüne gelen canlı cansız herşeyi yutmaktadır. Nice dünya harikaları yerin dibini boylamakta, nice övünülerek sunulan sanat eserleri zilleti yaşamaktadır. Yer çekimi kanunu sonlanmış, gezegenler kazana atılan madenler gibi erimekte ve koca devran alt üst olmaktadır. Dağlar renkli yünler gibi dalgalanmaktadır.

“O gün gök erimiş bir maden gibi olur. Dağlar da atılmış renkli yün gibi olur” (6)

Artık imtihan sona ermiş, gökler ve yerler bir kâğıt gibi dürülerek toplanmaktadır. Artık bugünün yarını hiç olmayacağından hataların telafi edilmesi, pişmanlıkların arz edilmesi ve mazeretlerin sunulması diye bir şeyde olmayacaktır. İnsanlar, cinler ve diğer canlı ve cansız varlıkların artık hayatı sona ermiştir. Ve kâinat tıpkı ilk yaratıldığı günün şeklini almıştır.

Abdullah İbni Ömer radıyallahu anhanın rivayet ettiği bir hadiste Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Aziz ve Celil Allah kıyamet gününde gökleri katlar sonra onları sağ eline alır sonra ben melikim nerede cebbarlar, nerede mütekebbirler buyurur. Sonra yerleri de solu ile dürüp katlar sonra: Ben el- Melikim nerede cebbarlar, nerede mütekebbirler buyurur.” (7)

 

————————-

 

  1. Müslim Fiten, 23
  2. Müslim Fiten, 23
  3. Hâkim bu rivayetin sahih olduğunu söylemiştir. Zehebi de ona tabi olmuştur. Elbani sahih olduğunu belirtmiştir. Bk. Sahihu’l Câmi, 1078
  4. Hac suresi 2
  5. Tekvir suresi 1-4
  6. Mearic suresi 8,9
  7. Buhari 7413, Ebu Davud 4732