Abidlerin sultanlarından olan ve Ebu Said künyeli Hasan Basri(r.h), tabiin devrinin büyüklerindendir. Hz. Ömer’in hilâfetinin bitmesine iki yıl kala h.21(m. 641) senesinde doğmuş, Medine de büyümüştür. Babasının adı Yesar’dır. Hıristiyan olan Yesar’ın hicretin 12.yılında Halid b. Velid ile Karyanus kumandalarındaki orduların arasında vuku bulan Vak’atu’s-Sinyi’de esir düşmüş ve onun Zeyd b. Sabit’in hizmetine girdiği rivayet edilir. Annesi Neyyir de mü’minlerin annesi Ümmü Seleme‘nin azatlısıdır. Hasan Basri(r.h), mü’minlerin annesi Ümmü Seleme (r.a)’ın evinde büyüdü. Ümmü Seleme annemizin Hasan Basri(r.h) için şöyle dua ettiği rivayet edilir: “Ya Rabbi! O’nu dinde fakîh kıl ve insanlara sevdir.“ (1)

Ömrünü ilme ve insanlara Allah korkusunu anlatmaya, zulmün karşısında her zaman dik durmaya adayan Hasan Basri(r.h), 14 yaşında hafız olmuştur. Yine bu yaşlarda Basra’ya gitmiş ve orada ilmi ve hitabeti ile halk arasında itibar görmüştür. Onun bu etkili hitabetini İmam Cafer-i Sadık(r.h) şöyle aktarmıştır: “Sözü Peygamber’in sözüne benziyor.” (Tehzib, 2/265)

Onun haksızlığa karşı çıkmasının bir örneği Yezid’in halifeliğinin sahih olmadığını açıkça söylemesidir. Diğer bir örneği ise Said b. Cübeyr’in katledilmesi olayında sergilemiştir. Haccâc’a karşı çıkmış ancak kargaşaya sebebiyet vereceği endişesiyle Haccâc’a isyan edilmesini doğru bulmamıştır. Öte yandan Haccâc öldüğü zaman, “Allah’ım! Onu ortadan kaldırdığın gibi kurduğu yönetimi de kaldır” diye dua etmiş ve onun ölümünden dolayı Allah’a şükretmiştir. (2)
Tabiinden olan Hasan Basri(r.h), çocukluk günlerini Medine’de geçirmiş ve sahabeden bazılarını görme şerefine nâil olmuştur. Bir gün Basra halkına sahabeyi şöyle anlatır: “Vallahi, Bedir ehlinden yetmiş kişiye yetiştim. Eğer siz onları görseydiniz deli sanırdınız. Onlar da sizin iyilerinizi görselerdi ‘Bunların ahirette bir nasibi yok’ derlerdi. Kötülerinizi görselerdi, ‘Bunlar hesap gününe inanmıyorlar’ derlerdi.“

Başka bir sohbetinde de salih kimseleri anlatırken şöyle der: “Öyle insanlar gördüm ki dünyaya ayaklarının altındaki toprak kadar kıymet vermezlerdi. Dünya kendilerine doğmuş, batmış, filan gitmiş, falan gitmiş hiç umurlarında değildi. Öyle insanlar gördüm ki bunlardan biri akşam eder, yanında azıcık azık vardır, yine hepsini yemez. ‘Bunun hepsini kendi karnıma koymayayım, bir kısmını da Allah için sadaka vereyim’ diye düşünürdü.”

Din Ehli Seni İstemez, Sen de Dünya Ehlini İstemezsin

Ömer b. Abdülaziz(r.h) döneminde bir süre Basra kadılığı yapmıştır. Yine kendisi gibi takva ve zühdüyle meşhur Ömer İbn Abdulaziz(r.h), bir gün kendisinden hüküm meselelerinde kendisine yardım edecek kimseleri tavsiye etmesini Hasan Basri’den istemiş, âbidlerin sultanlarından olan Hasan Basri(r.h) de Ömer bin Abdulaziz’in bu isteğine şöyle cevap yazmıştır: “Din ehli seni istemez, dünya ehlini de sen istemezsin.”

Kalp Nasıl Ölür

Malik bin Dinar(r.h) bir gün Hasan Basri’ye sordu: “Dünyada en ağır ceza nedir?” O: “İnsanın kalbinin ölmesidir” diye cevapladı. Sonra Malik: “Kalp neden ölür?” diye sordu. Hasan Basri(r.h): “Dünyayı sevmekten. Çünkü dünyalığı aziz tutan zillete duçar olur. Ne kadar çok olursa olsun, fâni olan bâki olana denk değildir.”

Allah Korkusu

İçinde duyduğu derin Allah korkusu ve etkili vaazlarıyla Basra halkı üzerinde etkili olan Hasan Basri(r.h), bir gün insanlara şöyle hitap eder: “Mü’min, üzgün sabahlar ve akşamlar. Bundan başkasını yapamaz. Çünkü o iki korku arasındadır: “Geçmiş olan ve Allah’ın o hususta kendisine ne işlem yapacağını bilmediği bir günahla, başına ne gibi tehlikelerin geleceğini bilmediği bir ömür arasında.”

Onu tanıyanlardan biri kendisinin etkileyiciliğini şöyle anlatır: “Çok düzgün, etkileyici ve tatlı konuşurdu. Âhireti anlatırken veya sahabe-i kiram devrini tasvir ederken gözünden yağmur gibi yaş boşanırdı. Bu son dönemde, Haccâc b. Yusuf gibi güzel konuşan ve konuşma yeteneği olan biri gelmemişti. Halk Hasan Basri ve Haccac’ı güzel ve düzgün konuşmakta eşit kabul ederdi. Meşhur dil uzmanı ve dil bilgisi otoritesi Ebu Amr b. el-Alâ diyor ki: “Ben Hasan Basri ile Haccac b. Yusuf’tan daha düzgün konuşan kimse görmedim. Hasan, Haccac’tan daha düzgün konuşurdu.”

Bir Nasihati

“Vah vah, yazıklar olsun; aşırı istekler, hayalî beklentiler insanları mahvetti. Laflar çok, amel ve uygulamalardan hiçbir eser yok. İlim var fakat gereğini yerine getirmek için ne azim ne de bir gayret var. İman var fakat yavan ve kuru. Gelip gidenleri, onların hışırtılarını duyuyorum ama samimi bir dost göremiyorum. Millet önce (İslam’a) girdi, vallahi sonra da çıktı. Önce her şeyi öğrendiler, sonra inkâr ettiler. Önce haram olduğunu kabul ettiler, sonra da helâl saydılar. Sizin dininiz nedir?

Birinize, ‘Ahiret gününe inanıyor musun?’ diye sorulsa hemen, ‘Evet’ der. Kıyâmet gününün sahibine yemin ederim ki yalan söyledi. Mü’mine yakışan dinde sağlam olması, iman sahibi ve kesin inançlı olmasıdır. Onun ilmi için hilm, hilmi için de ilim süs olmalı. Akıllı fakat yumuşak huylu olmalı.
Güzel giyimi ve zorluğa katlanması yoksulluğunu örtmeli. Zengin olursa itidalli olmayı elden bırakmamalıdır. Sadaka ve fakirlere harcamalarında şefkatli, perişan durumda olanlara merhametli, haklıya hakkını vermekte cömert ve geniş kalpli, adalet ve insafta dürüst olmalıdır.
Mü’min; birinden nefret ettiğinde aşırılığa gitmez. Birine sevgi ve muhabbet beslediğinde onun hakkında şeriatten tâviz vererek günah işlemez. Ne kusur arar, ne alay eder. Laf taşımaz, zevk-ü sefa peşinde koşmaz. Lüzumsuz sözlerle boşboğazlık yapmaz. Hakkı olmayan şeyin peşine düşmez. Yapması gerekli şeyi reddetmez. Özür göstermekte haddi aşmaz. Başkalarının felâketine sevinmez. Mü’minin namazı huşu içinde olur, rukûya gidişi hızlı (istekli)dır. Sabrı takva, sükûtu baştan başa tefekkür, bakışı tamamen ibret ve ders almadır.

Âlimlerin meclisine gider, ilim öğrenmek için; onların yanında sükût eder. Konuşursa (sevap) kazanmak için, faydalanmak için. İyi bir iş yaparsa sevinir, kötü ve yanlış bir iş yaparsa tevbe ve istiğfar eder. Kendisine bir densizlik yapılırsa yumuşak başlı davranır. Zulmedilirse sabreder. Kendisine hakaret edilirse adaletle karşılık verir.

Allah’tan başkasından yardım dilemez. Ondan başkasına sığınmaz. Topluluk arasında vakarlıdır, tek başına bulunduğunda şükreder. Rızkına kanaat eder; felâketlere, musibetlere sabreder. Gâfiller arasında bulunursa hakkı söyleyenlerden, hakkı söyleyenler arasında bulunursa tevbe ve istiğfar edenlerden olur.
Hz. Peygamber(s.a.v)’in sahabeleri işte böyleydiler. Derece ve sıralarına göre, dünyada yaşadıkları sürece şanlarına yakışan şekilde yaşadılar. Sonra teker teker Allah’a ulaştılar. Ey Müslümanlar! Sizden önceki Salihler de öyle idiler. Ancak siz değiştiğiniz için Allah da sizi değiştirdi: “Şüphesiz ki bir kavim, kendini değiştirmedikçe; Allah da onları değiştirmez. Ve Allah, bir kavimin fenalığını dileyince; artık onun önüne geçilemez. Allah’tan başka onları koruyacak birisi de bulunmaz.” (Rad, 11) (3)

İlmi

Onun ilminin genişliğini ise Rebî b. Enes(r.h) onu şöyle anlatıyor: “Ben on sene boyunca Hasan Basri’nin yanına gittim geldim. Her gün ondan, daha önceki günlerde hiç duymadığım sözleri duyardım.”

Diğer bir kimse ise şöyle anlatır: “O; ilmi, takvası, zühd ve verâsı, iffeti, üstün himmeti ve fıkıh bilgisi bakımından parıl parıl parlayan bir yıldız gibi idi. Onun meclisinde çok çeşitli insan bulunur ve her biri bir feyiz alır; biri hadis öğrenir, biri tefsirde ondan faydalanır, bir diğeri fıkıh dersi alırdı. Biri fetva sorar, biri mahkemede hüküm vermeyi, karar verme kaidelerini öğrenir, kimi de nasihat ve sohbetini dinlerdi. O dalgalanan bir deniz, etrafına ışıklar saçıp aydınlatan bir lamba gibidir. Sonra onun emri bil ma’ruf ve nehy-i anil münker(iyiliği emretme ve kötülükten sakındırma) konusundaki mücadeleleri, sultanlar ve idarecilerin yüzüne karşı tok sözle gerçeği söyleme olayları unutulacak şey değildir.”

Sahabe ve Mü’minlerin Özellikleri

Bir gün sahabenin imanı ve mü’minlerin özelliklerini anlatırken şöyle der: “Bu davet ilk mü’minlerin kulağına ulaşınca onlar hemen o anda iman ettiler, ‘Ona hemen lebbeyk’ dediler. Bu davete iman, onların kalplerinin derinliklerine işledi. Onların kalpleri, bedenleri, gözleri Allah’ın heybeti, azâmeti karşısında eğildi. Vallahi ben onları gördüğüm zaman, ‘Sanki onlar dinin gerçeklerini gözleri ile görmüş gibi iman ediyorlar gördüm. Onlar birbiri ile çekişen ve yanlışın peşinde koşan kimseler değildi. Lüzumsuz sözlerle uğraşmazlardı. Allah’tan onlara ne gelmişse hemen inandılar.’

Allah Teâlâ onları Kur’an-ı Kerim’de bakınız ne güzel övmekte ve tarif etmektedir: ‘Rahman olan Allah’ın kulları o kimselerdir ki, onlar yeryüzünde tevazu ve vakar ile yürürler. Câhiller kendilerine lâf attıklarında da “selâm” derler.’ (Furkan, 63)

Onlar yumuşak başlı kimselerdi. Cahillik yapmazlardı. Başkası da cahillik yaparsa onlar ağırbaşlılıklarını ve vakarlarım bozmazlardı. Onlar Allah’ın kullan ile işe yarar söz dinlemek için gündüzlerini geçirirler. Allah onların gecelerini hayırlı gece olarak bildirmiştir ve şöyle buyurmuştur: ‘Onlar gecelerini ayakta durarak ve secde yaparak (namaz kılarak) geçiren kimselerdir.’ (Furkan, 64)

Gerçekten onlar ayakları üzerine dikili kalırlar, yüzlerini yere sürerler, secde yaparlardı. Onların yanaklarında gözyaşlarının bıraktığı çizgiler vardı. Allah korkusu onların gözlerini yaşla doldurmuştu. Gecelerini uykusuz, gündüzlerini Allah korkusuyla geçirmek, onlar için bir mesele değildi.

Allah Teâlâ şöyle buyuruyor: ‘Onlar; Ey Rabbimiz, cehennem azabını bizden uzaklaştır. Muhakkak cehennem azabı sürekli bir felâkettir derler.’ (Furkan, 65)
İnsanoğlunun başına gelen sonra da uzaklaşıp giden şeye Araplar “ğarâm”(sürekli azab) demezler. Âyet-i kerimede geçen “ğarâm” kıyâmete kadar insanın başından gitmeyen musibet ve felâket demektir. Kendisinden başka mâbud olmayan Allah’a yemin olsun ki; Allah’ın o kulları (sözlerinde, dinlerinde) sağlam olduklarını gösterdiler. Ağızları ile söyledikleri şeyleri yaptılar (söylediklerine göre amel ettiler). Hâlbuki sizler ne yazık ki sadece temenni etmekle yetiniyorsunuz. Ey insanlar! Bu boş temennilerden vazgeçin. Çünkü Allah Teâlâ hiçbir zaman hiçbir kuluna, dünyada da âhirette de kuru arzusu ve boş temennisinden dolayı bir şey vermemiştir.” (4)

Bu konuşmanın sonunda (çok kere nasihatlerinin sonunda söylediği gibi) şöyle buyurdu: “Bu nasihat ve öğütlerde bir eksiklik yoktur. Ama gönüllerde hayat ve canlılık varsa tabiî.” (5)

Mal Hususunda Bir Ölçü

Hasan el-Basri(r.h), “Ben ölümden korkuyor ve onu sevmiyorum” diyen birine şu cevabı vermiştir:

“Malını geride bıraktığın için ölümü sevmiyorsun. Eğer malını ileriye (ahirete) gönderseydin, peşinden gitmek isteyecektin.

Allah Teâlâ sana mal verir; sen de Allah’ı unutur malla uğraşırsan, o malı sana kara bir perde yapar. Dünyayı, ahireti göremez olursun. Yalnız malı bilirsin. Çok kere de malı alır, seni değiştirir. Fakir eder, zelil eder. Çünkü sen asıl nimeti vereni unuttun, nimetle meşgul oldun.

Eğer o mal, mülk seni meşgul etmez de ibadetinle uğraşırsan, sana bir hediye olarak verilmiş olur; bir tanesi bile eksilmez. Mal sana hizmetçi olur, sen de Yaratana ibadet edersin. Böylece dünyada rahat, güzel geçinirsin. Ahirette ise sıddıklar, şehitler, salihlerle beraber bulunursun…”

Hasan Basri’nin Ömer bin Abdulaziz’e Mektubu

“Ey müminlerin emiri! Bil ki, adaletli bir başkan her eğriyi doğrultur, her zulme karşı gelir, her bozuğu düzeltir. Her zayıfa destek olur, her mazlumun imdadına koşar ve her korkanın korkusunu giderir.

Ey müminlerin emiri! Adaletli başkan evladını seven bir baba ve anne gibidir. Öksüzlerin anası, yoksulların hamisidir. Küçüklerini yetiştirir, büyüklerini besler. Adaletli başkan kalb gibidir. Kalb iyi ise bütün gövde iyidir.

Ey mü‘minlerin emiri! Daima ölümü hatırla. Ölümü tek başına karşılayacağını unutma. Ona göre ve onun ardına göre hazırlan. Bugünkü ikametgâhından başka ikametgâha geçeceğini düşün. Orada uzun uzadıya kalacaksın. Dostların seni bırakacak ve sen o ikametgâhın dibinde tek başına yaşayacaksın. Yanına öyle azık al ki, insanın kardeşinden, anasından, babasından ve çoluk çocuğundan kaçarak canını kurtarmak için uğraştığı gün işe yarasın. O günü düşün ki, kabirlerin içinde ne varsa hepsi savrulur, sinelerin içinde gizli ne varsa hepsi açıklanır, hiçbir şey saklanmaz ve amel defterleri bir bir açılır. Onun için ey mü‘minlerin emiri! Ecel gelmeden evvel eldeki mühletten faydalan, ümitler kesilmeden önce hazırlan. Allah‘ın kulları arasında cahillerin vereceği hükümle hükmetme. Ve onları zulmeden kimselerin yoluna saptırma. Kibirli ve gururlu kimseleri zayıf olan kimselerin başına musallat etme. Çünkü bu çeşit kimseler müminlere saygı göstermezler. Yoksa suçların ağır yükü altında ezilir, suçlarına başka suçlar da eklenir. Kendi yükün yetmiyormuş gibi başkalarının yükü de sırtına vurulur…

Sakın bugünkü kudretine güvenme, yarın ölümün pususuna düştüğün zamanki kudretine güven. Allah‘ın karşısına durup hesap vereceğin anı düşün!
“Ey mü‘minlerin emiri! Bu öğütlerimle eskilerin payesine erişemedim. Fakat elimden geldiği kadar senin hakkında hayırseverlik göstermiş bulunuyorum. Bu mektubumu, bir hastayı tedavi için ve sıhhatini korumak ve kurtarmak için verilen bir ilaca benzet. Selâm sana ey müminlerin emiri!” (6)

Tefsiri

Hasan Basri(r.h), İbn Abbas(r.a)’ın tefsir derslerini katılmıştır.

İslam tarihçilerinden İbn Nedim, ‘Fihrist’ adlı eserinde tefsirlerden bahsederken Hasan Basri’nin de bir tefsir kitabı olduğunu söyler. Müfessir âlimlerimizden İmam Taberi(r.h) de Hasan Basri’nin talebeleri tarafından rivayet edilen tefsirlerini kitabına almıştır. Çok defa da Hasan Basri’nin tefsiri, talebesi Katade’nin tefsirine karışmıştır. Yine talebelerinden Amr İbn Ubeyd’in tefsire dair bir kitabı vardır ve bu kitapta Hasan Basri’den işittiklerini yazmıştır.
Bir Tefsir Örneği: “Çünkü onun sağında ve solunda oturan, her davranışı yakalayıp tesbit eden iki melek vardır.” (Kaf, 17)

Bu ayeti Hasan Basri(r.h) şöyle tefsir etmiştir: “Ey Âdemoğlu, senin için iki sayfa açıldı. Sana iki kerim melek verildi. Biri sağında, öteki solunda. Sağında olan iyiliklerini zapteder, solunda olan kötülüklerini. Artık dilediğini yap. Az veya çok. Ölünce sayfan dürülür, boynuna asılır ve kabrine konur. Kıyamete kadar o seninle beraberdir. O zaman (Allah) der ki: ‘Her insanın günahını boynuna astık. Kıyamet günü onun için ap açık bir kitap olarak çıkaracağız. Kitabını, oku, bugün kendi kendine hesabını görebilirsin.’ Vallahi seni nefsinin hesapçısı yapan Allah, gerçekten adalet yapmıştır.”

Vefatı

Ömrünün son yılları hastalık ile geçen Hasan Basri(r.h), ölüm döşeğindeyken devamlı; «Biz Allah’ın kuluyuz ve (öldükten sonra) yine O’na döneceğiz, derler.”(Bakara, 156) ayetini okumuştur. Vefat etmeden önce de şöyle demiştir: “İnsanoğlu sıhhatli günlerinde ve hasta olduğu günlerde faydalı şeyler yapmış olsa (ömrünü iyi değerlendirse) ne iyi olur.”

Bundan sonra da vasiyetini şöyle yazdırmıştır: “Hasan ibn Ebu’l-Hasan şehâdet eder ki: Allah Teâlâ’dan başka ilâh yoktur. Muhammed(sallallahu aleyhi ve sellem) O’nun Resulu’dür” dedikten sonra Muâz bin Cebel’den (radıyallahu anh) şu hadisi rivâyet etti: “ “Kimin (hayatta söylediği) en son sözü La ilahe illallah olursa cennete gider.” (Ebu Davud, Cenaiz 20)

Hayatının son anlarında kendisinden faydalanmak için birşeyler soranlara, size üç şey söyleyeceğim buyurdu ve şunları söyledi: “Size harâm edilen şeylerden, insanların en çok sakınanı olunuz. Emredildiğiniz şeyleri de en iyi şekilde amel etmeye çalışınız. Yapacağınız işler zararlı ve faydalı olmak üzere iki kısma ayrılır. Siz faydalı olanına yönelerek bu hususta kendinizi iyi kontrol ediniz.”

Hasan Basri(r.h), 728 (h. 110) senesi Receb ayının evvelinde bir Perşembe gecesi vefât etti

Eserleri:

Tefsîr-ul-Haseni’l-Basrî: Bu kitabı bir bütün olarak zamânımıza kadar ulaşmamıştır. Ancak kaynak tefsir kitaplarında dağınık rivâyetler hâlinde bulunmaktadır.

Kitâbü’l-Hasen ibni Ebi’l-Hasen fil Aded: Kur’ân-ı kerîmin âyetlerinin adedi ile ilgilidir.

Risâle fî Fadlı Harami Mekketi’l-Mükerreme: Mekke’nin fazîletine dâirdir.

Risâle Abdi’l-Melik ibni Mervan ilâ Hasen-il Basrî ve Cevâbihi Aleyha: Halîfe Abdülmelik’e yazılmış bir risâledir.

Risâle Erbea ve Hamsin Farîda: İmanda aranılacak elli dört farzı anlatan bir kitaptır.

El-İstigfârâtu’l Munkıze Mine’n-Nâr (Bu kitabın bir adı da Errâd-ı Hıfzıyye’dir): İstigfâr, yâni tövbe hakkındadır.

Bunlardan başka eserlerinin de olduğu kaynaklarda bildirilmektedir

Sözleri

“Kalbin bozulması altı şeydendir:
Allah Teâlâ’nın rahmetini umarak, tövbeyi terk etmek,
İlim ile amel etmemek,
Amelde ihlas sahibi olmamak,
Allah Teâlâ’nın ihsan buyurduğu rızkı yiyip, şükretmemek,
Allah Teâlâ’nın taksimine razı olmamak,
Vefât edenleri kabrine defnedip, onlardan ibret almamak.”

“Allah Teâlâ hakkı için söylüyorum: Hiçbir kimse altın ve gümüşü ile Allah katında azîz olmadı. Altını ve gümüşü olmayan hiç bir kimse de Allah katında bu sebeple zelîl olmadı.”

“Fitnenin görünür bazı alâmetleri vardır. Bunların arasında önemli olan iki alâmet ise insanların Allah’a isyan etmeleri ve görevlerini yapmada gevşek davranmalarıdır.”

“Ey âdemoğlu! Allah’ın haram kıldıklarından uzak durursan âbid olursun, Allah’ın sana verdiğine razı olursan zengin olursun.”

Hakkında Ne Söylediler?

İmam Zehebî(r.h) onun için; “Basra halkının şeyhi, Basralılar’ın imamı, şeyhü’l-İslâm” tabirini kullanır.

Hicri üçüncü asrın gayrimüslim filozofu Sabit b. Kurre’nin şu sözü meşhurdur: “Başka milletlerin gıpta edeceği ümmet-i Muhammed’in en seçkin kişilerinden biri de Hasan Basri’dir. Mekke-i Muazzama her zaman ve daima İslâm dünyasının merkezi olmuştur. Oraya her ilmin en yetenekli kişileri devamlı gelir gider. Halk bunlara alışıktır, bu bakımdan dikkatlerini çekmez. Fakat Mekkeliler, Hasan Basri’nin derin ilmini gördükten, onun konuşmalarını dinledikten sonra: ‘Biz böyle bir adam görmedik’, diyerek hayran kalmışlardır.” (7)

————————-

1. İbn Sa›d, Tabakât, VII, 114
2. İbn Sa‘d, a.g.e, VII, 169
3. İbn Cevzi, Hasan el-Basri, s.69-70
4. Muhammed b. Nasr el-Mervezî, Kıyam el-Leyl, s.12
5. Ebu’l-Hasan En-Nedevi, İslam Önderleri Tarihi 1, Kayıhan Yayınları:, 1/91-95.
6. Bkz. İkinci Ömer, Selâmet Mecmuası, S. 60- 62, İstanbul 1948, s. 7.
7. Ebu’l-Hasan En-Nedevi, a.g.e, 1/88-91