Îsar: Başkasının ihtiyacını kendi ihtiyacından önce düşünmek; muhtaç olduğu hâlde, kardeşini kendisine tercih edip kendi durumuna sabretmektir.
Îsar: Allah’ın buyruklarına teslim olmuş, Ahidlerine sadık kalmış Müslümanların şahsiyetlerini süslüyecek, kişiliklerini olgunlaştıracak ahlâki amellerden bir tanesidir.

 

Nitekim Allah Teâlâ şu ayeti kerimelerde bizlere bu vasıfla vasıflanmayı tavsiye etmektedir.
“Kendilerinde bir açıklık (ihtiyaç) olsa bile (kardeşlerini) öz nefislerine tercih ederler.” (Haşr; 9 )
“Sevdiğiniz şeylerden infak edinceye kadar asla iyiliğe eremezsiniz.” (Âli İmran; 92)
Müslümanlar îsar’ı gerçek anlamda hayatlarında tatbik etmeye başladıkları zaman, toplumdaki bencillik ve açgözlülüğün yerine kardeşlik ve kanaat duyguları hakim olur. Böylelikle fertlerin kalplerine ülfet ve muhabbet duyguları ekilerek toplumsal huzurun ve refahın sebeplerinden bir tanesi de oluşturulmuş olur.
Ayrıca îsar, Rabbimizin rızasına, sevgisine ve cennetine ulaşmaya vesile olan faziletli büyük amellerden bir tanesidir .
Îsar’ın malla ve canla yapılan mertebeleri vardır. Elbette ki canla yapılan Îsar diğer mertebelere göre daha üstündür.
MAL İLE YAPILAN ÎSAR
Hz. Ömer bir gün dört yüz dinarı bir keseye koyarak hizmetçisine “Bunu Ebu Ubeyde b. el-Cerrah’a götür ve sonra oralarda oyalanıp bu parayı ne yapacağını öğren” dedi. Hizmetçi paraları alıp Ebu Ubeyde’ye götürdü ve “Mü’minlerin Emîri bu dinarları, ihtiyaçlarını gidermen için sana gönderdi” dedi. Ebu Ubeyde “Allah Teâlâ, Mü’minlerin Emîrine merhamet etsin” dedi ve sonra cariyesini çağırarak ona “Şu yedi dinarı falan aileye, şu beş dinarı falan kişiye götür. Şu beş dinarı da falana ver” diye emretti. Böylece hiç bir şey bırakmaksızın paranın tamamını fakirlere dağıttı. Hz. Ömer’in hizmetçisi dönüp geldi ve gördüklerini olduğu gibi ona anlattı. Bu kez Hz. Ömer “Şimdi de şu dört yüz dinarı alıp Muaz b. Cebel’e götür. Aynı şekilde onun evinde de biraz oyalanıp paraları ne yapacağını öğren” dedi. Hizmetçi paraları Muaz’a vererek “Mü’minlerin Emîri ihtiyaçların için bu parayı sana gönderdi” dedi. Muaz da “Allah ona merhamet etsin ve kendisine bol bol ihsan eylesin!”diye dua etti. Sonra o da Ebu Ubeyde gibi cariyesini çağırarak “Şu paraları al! Falan aileye şu kadar, falan adama bu kadar ver. Falan yoksula da şu kadarını götür” dedi. Bunun üzerine Muaz’ın hanımı “Allah’a yemin ederim ki o gönderdiğin kişiler kadar biz de muhtacız. Bundan bize de bir şeyler ayır” dedi. Ancak kesede iki dinardan başka para kalmamıştı. Muaz bu ikisini de hanımına verdi. Hizmetçi Hz. Ömer’e dönerek gördüklerini ona anlattı. Bunları öğrendiğinde Hz. Ömer sevinerek “Onlar birbirlerinin kardeşidirler” buyurdu
Bir kadın Hz. Aişe radıyallahu anha’ya geldi. Âişe ona üç hurma verdi. Kadıncağız çocuklarına birer hurma verdi ve kendine de bir hurma alıkoydu. İki çocuk hurmaları yediler ve annelerine baktılar. Kadıncağız alıkoyduğu hurmaya dönerek onu böldü de her çocuğa yarım hurma verdi. Sonra Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem gelince Âişe annemiz, Hz. Peygambere olayı anlattı. Bunun üzerine Peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:
– “Bundan neden taaccüp ediyorsun? O kadıncağızın, her iki çocuğuna ettiği merhamet sebebiyle Allah ona rahmet etmiştir.” (Buhari, Müslim, Tirmizi)
ALLAH’IN TAACCUP ETTİĞİ ÎSAR
“Bir adam Rasûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)’a gelerek:
“Ben açlıktan bitkinim!” dedi. Aleyhissalâtu vesselâm derhal hanımlarından birine (adam) (gönderip yiyecek istedi. Ama kadın):
“Seni hak ile gönderen Zâüt-ı Zülcelâl’e yemin olsun yanımızda sudan başka bir şey yok.” diye cevap verdi. Aleyhissalâtu vesselâm bunun üzerine diğer bir kadına gönderdi. O da aynı şeyi söyledi. Aleyhissalâtu vesselâm sonunda:
“Bu (bitkin) açı kim misafir edip (doyurursa) Allah ona rahmet edecektir!” buyurdu. Ensardan Ebu Talha (radıyallahu anh) denen birisi kalkıp:
“Ey Allah’ın Resûlü! Ben misafir edeceğim!” buyurdu ve onu evine götürdü. Evde hanımına:
“Yanında yiyecek bir şey var mı?” diye sordu. Hanım:
“Hayır, sadece çocukların yiyeceği var!” dedi. Bunun üzerine hanımına:
“Sen onları bir şeylerle avut, sonra da uyut. Misafirimiz girince, ona sanki yiyormuşuz gibi görünelim. Yemek için elini tabağa uzatınca lambayı düzeltmek üzere kalk ve onu söndür!” diye tenbihatta bulundu. Kadın söylenenleri yaptı. Beraberce oturdular. Misafir yedi. Karıkoca geceyi aç geçirdiler.
Saban olunca Aleyhissalâtu vesselâm’a geldiler. Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm), Ebu Talha’ya:
“Dün gece misafirinize olan davranışınız sebebiyle Allah Teâla Hazretleri taaccüp etti (ve güldü)!” buyurdu ve şu âyet-i kerime nazil oldu. (Meâlen):
“…Ve kendileri ihtiyaç içinde olsalar bile, onları kendi nefislerine tercih ederler.” (Haşr, 59/9). (Buhârî, Menâkıbu’l-Ensâr 10, Tefsir, Haşr 6; Müslim, Eşribe 172)
CAN İLE YAPILAN ÎSAR
Yermuk savaşında meydana gelen bir olay can ile yapılan îsar’ın en güzel bir örneğidir.
Hz. Huzeyfe şöyle anlatıyor: “Yermuk harbinde, yaralılar arasında kalan amcamın oğlunu aramak üzere savaş alanında geziyordum. Yanımda biraz su vardı. Hava da çok sıcaktı. Amcamın oğlunu buldum. Su isteyip istemediğini sordum. Başıyla isterim, dedi. Tam suyu içireceğim sırada öteden birisi, “Ah su”, diye inledi. Amcazâdem gitmemi ve suyu ona içirmemi işaret etti. Gittim, baktım ki Âsım’ın oğlu Hişâm. Tam ona su vereceğim sırada başka birisi “Su!” diye inledi. Hişam da suyu içmedi ve beni ona gönderdi. Arayıp buldum, fakat kendisine suyu ulaştırıncaya kadar o şehit olmuştu. Hemen Hişâm’ın yanına koştum, o da şehit olmuştu. Bari suyu amcamın oğluna içireyim diye onun yanına gittim, fakat o da şehit olmuştu. Nihayet su elimde kaldı. Allah hepsine rahmet etsin.”
İslâm, mü’minleri kendi aralarında “kardeş” kılmış ve onları âdeta birbirine zimmetlemiştir.
Bu sebeple günümüz dünyasında günlerdir İsrail’in zulmü altında inleyen Filistinli yavrular, bir lokma ekmeğe muhtaç hâlde ölümü bekleyen Suriyeli din kardeşlerimizi, günlerce bir şey yemediği için yeni doğmuş yavrusunu emziremeden vefat eden Afrikalı çilekeş anneleri, gayr-i müslimlerin katliamına mâruz kalan Orta Afrika Müslümanlarını ve daha nicelerini gördükçe, imanın en büyük meyvesi olan merhamet, şefkat, diğergâmlık ve bunların en tabiî neticesi olan infak ve cömertlik hasletlerinin bugün her zamankinden çok daha fazla ehemmiyet arz ettiğini söyleyebiliriz. Hattâ bugün, cömertliğin de zirvesi demek olan “îsâr” ahlâkına şiddetle ihtiyaç olduğu bir dönemdeyiz.
Cömertlik, malın fazlasından, kendine lâzım olmayan kısmından vermektir. Îsâr ise, nefsinden fedakârlık yaparak veya hakkından vazgeçerek, kendisinin de muhtaç olduğu bir hakkı veya imkânı, diğer bir mü’mine Allah rızâsı için gönül huzuruyla devredebilmektir. Bir nevî benlikten diğergâmlığa geçip, “önce ben” yerine “önce kardeşim” diyebilmektir. Bu sebeple denilebilir ki îsâr, nefsin îtirazlarını susturup ihtiraslarına set çekerek kazanılan mânevî bir zaferdir. Ve bu zaferlere günümüz insanı, gerçekten çok muhtaçtır.
Rabbimiz, kullarında görmeyi arzu ettiği bu yüksek ahlâka dair şöyle buyurmaktadır:
“Onlar, kendi canları çektiği, kendileri de muhtaç oldukları hâlde, yiyeceklerini yoksula, yetime ve esire yedirirler: “Biz sizi sadece Allah rızâsı için yediriyoruz, sizden ne bir karşılık ne de bir teşekkür bekliyoruz. Biz, çetin ve belâlı bir günde Rabbimizʼden (O’nun azâbına uğramaktan) korkarız.” (derler). İşte bu yüzden Allah, onları o günün fenâlığından esirger; (yüzlerine) parlaklık, (gönüllerine) sevinç verir.” (İnsân; 8-11)
Selef-i salihinin ulaşmış olduğu yüce mertebelere ulaşmak temennisiyle…