Her ay bir Müslüman beldesini ele aldığımız İslam Coğrafyaları yazı dizimizin bu bölümünde Cibuti’ye konuk olacağız. Afrika’nın en küçük ülkelerinden biri olan Cibuti, Türkiye Müslümanları olarak ismine pek de aşina olmadığımız bir ülke. Ancak ümmet olma şuuru ile kuşanıp ismini dahi neredeyse duymadığımız bu Afrika beldesine biraz daha yakından baktığımızda bizi yüreklerimizden kendisine bağlayacak pek çok sebep olduğunu idrak ederiz.

Bu sebeplerden ilki, belki de en önemlisi bu topraklarda yaşayan insanların % 95’inin Müslüman olmasıdır. Zira her ne kadar yeterince idrak edilemese de Kur’an ve sünnet İslam kardeşliği esasını; yaşanan bölge, konuşulan dil, mensup olunan kavim, sahip olunan deri rengi fark etmeksizin akide temelli bir yapıya kavuşturmuştur.

Cibuti’yi önemli kılan ve Müslümanlar açısından kıymetle anılmasına yeter sebep teşkil edebilecek bir diğer husus ise, bölgenin geçmişte Müslümanların ilk hicret durağı olan Habeşistan ülkesi sınırları içerisinde yer alması ve İslam’ın Afrika’ya yayılmasında önemli bir merkez olmasıdır.

Ülkeyi özelde Türkiye Müslümanları açısından önemli kılan bir diğer husus ise, 1555-1884 yılları arasında yaklaşık 329 yıl boyunca Osmanlı Devleti’nin Habeş eyaleti sınırları içerisinde yer almasıdır. 1800’lü yılların sonlarından itibaren ise bölgede Fransız sömürgesi etkinliğini iyiden iyiye arttırmıştır. Ve ülke bu gün her ne kadar bağımsız olsa da Osmanlı devletinin mirasçısı olmaktan ziyade bir

Fransız kolonisi görünümüz arz etmektedir.

Coğrafi ve Demografik Özellikler

Küçük bir doğu Afrika ülkesi olan Cibuti ya da resmi adıyla Cibuti Cumhuriyeti bugün Afrika boynuzu olarak bilinen bölgenin kıyısında yer alır. Kuzeyde Eritre, Batı ve Güneyde Etiyopya, Güneydoğuda ise Somali ile komşu olan ülkenin, Babülmendep Boğazı olarak bilinen ve Kızıldenizi Aden körfezine bağlayan suyoluna da kıyısı vardır. Bu yönüyle Afrika’nın stratejik açıdan en önemli ülkelerinden birisidir. Özellikle de bütün bir Afrika’ya açılan limanlar bu stratejik konumun en önemli göstergelerinden birdir.

Dünya petrol ticaretinin %70’inin geçtiği Aden Körfezi’nde yıllık 8 trilyon dolar değerinde bir ticari hareket söz konusudur. Cibuti’nin bu merkezî konumu ve ayrıca Asya ve Afrika kıtalarının buluşma noktası olan Bab-el Mendeb Boğazı’nın da bu ülkede bulunması, gerek Soğuk Savaş döneminde gerekse terörizmle savaş kampanyası sürecinde Batılı devletlerin bu stratejik noktada askerî üs kurmaları ile neticelenmiştir. Ülkede ABD, Fransa ve Japon üslerinin yanı sıra, İspanyol ve Alman askeri güçleri de bulunmaktadır. (1)

Yaklaşık bir milyon civarında bir nüfusa sahip olan ülkenin başkenti de Cibuti’dir. Ülkede resmi diller Arapça ve Fransızca’dır. Nüfusun % 95’i ise Müslümanlardan oluşmaktadır.

Ülkede İslam ve Müslümanlar

Cibuti halkının büyük çoğunluğu müslüman olup Şâfiî mezhebindendir. Müslüman olmayanlar, Avrupalılar ile geleneksel dinlere mensup bazı küçük Afar topluluklarıdır. Buranın İslâmlaşması, VII ve VIII. yüzyıllarda Arabistan’dan göçmen olarak gelen Müslümanlar yoluyla gerçekleşmiştir. (2) Bu tarihlerden itibaren bölgede İslam’ın hâkimiyeti önemli ölçüde yaygınlaşmıştır. Ve uzun yıllar Müslümanlar bölgenin yegâne hâkimi olmuşlardır. 1500’lü yılların ortalarından itibaren Osmanlı devletinin himayesine giren bölgede devam eden yıllarda da İslam’ın etkinliği artarak gelişmiştir.
Bölgenin Cibuti adını alması ile sonuçlanan süreçte ülkenin asıl tarihi, Süveyş Kanalı’nın milletlerarası deniz trafiğine açılması ve Avrupa devletlerinin Afrika ve Asya ülkelerini ekonomik, siyasî, askerî ve dinî maksatlarla hegemonyaları altına alma ve sömürge haline getirme yarışına girmeleriyle başlamıştır. İngiltere ve Fransa, XIX. yüzyılın en büyük devletleri olarak sömürgecilik ve yayılmacılık alanında büyük bir rekabete girişmişler ve bu arada İngiltere’nin Aden’e (1839) ve Somali’ye (1869) yerleşip Kızıldeniz’deki ticaret yolunun denetimi üzerinde önemli bir üstünlük elde etmesi karşısında Fransa, İngiltere’nin bu avantajlı durumunu dengeleyebilecek bir yer olması münasebetiyle, Kızıldeniz ile Aden körfezinin birleştikleri yerde bulunan bu günkü Cibuti sınırları içerisinde yer alan Tâcûrâ körfezinin kuzeyindeki Ubûk’ta (Obok) bir iskele kurmuştur (1859). (3) Bu tarihte günümüze kadar Cibuti’de Fransız etkinliği eğitimden kültüre, siyasetten ekonomiye çok geniş bir çerçevede hissedilmektedir. Ülke her ne kadar 27 Haziran 1977’de Fransa’dan fiili bağımsızlığını ilan etmişse de Fransızların ülkedeki etkinliği devam etmektedir.

Ülke Müslümanları her ne kadar İslam’la sıkı bir bağ içerisinde ise de pek çok iç ve dış kaynaklı sorunla da mücadele etmektedir. Özellikle ülkede tarımın etkin bir biçimde kullanılamaması, yeraltı kaynaklarının yeterince değerlendirilememesi, çok yaygın olan ve uyuşturucu etkiye sahip olan gat bitkisinin kullanımı, yolsuzluklar vb. gibi durumlar bu sorunlardan yalnızca birkaçıdır.

Türkiye’den ülkeyi ziyaret eden sivil toplum kuruluşu görevlilerinden birinin (4) “Bu yüzyılda bir yanda insanlar açlıktan ölürken diğer yanda çağın vebasının obezite olması ne garip?” şeklindeki ifadesi ülkedeki emperyal sorunları ironik bir biçimde ortaya koymaktadır. Bir yanda sömürerek semiren obez insanlar diğer yanda ise iliklerine kadar sömürülen ve çoğunluğu Müslüman olan Cibuti halkı.

————————-

1. Araştırma Ekibi, “Cibuti’de Fırsatlar ve Engeller”, İHH İnsani ve Sosyal Araştırmalar Merkezi, İstanbul: Temmuz 2015, http://www.ihhakademi.com/wp-content/ uploads/2015/07/cibutide-firsatlar-ve-engeller.pdf
2. Davut Dursun, “Cibuti”, Diyanet İslam Ansiklopedisi, Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları, İstanbul, 2013. S.520
3. Davut Dursun, A.g.m. s.522
4. Bahsedilen röpotaj için bkz: http://www.dunyabulteni.net/haber/155189/taslarla-cevrili-bu-alan-cibutide-bir-cami.