Bu ümmet nice badireleri atlatarak, nice zorluklara göğüs gererek kâh düşerek kâh şahlanarak bugünlere kadar gelmiştir. Bu ümmet, zindanların susturamadığı âlimlere şahit olduğu gibi yine bu ümmet kıyıya vuran Aylan bebek ve ambulansın içindeki Ümran bebeğe de şahit olmuştur. Bu ümmet yıllarca izzeti ve şerefi gördüğü gibi yine bu ümmet maalesef zilleti ve aşağılanmışlığı da görmüştür. Bu ümmet suskunların, miskinlerin, acizlerin, muhtaçların anavatanı iken yine bu ümmet zulmün, istikrarsızlığın, savaşın ve enkazın anavatanı haline dönüştürülmüştür. Bu ümmet yeryüzünün doğusuna-batısına-kuzeyine ve güneyine gözünü dikmişken şuan Aylan bebek ile Ümran bebek arasında sıkış(tırıl)an bir ümmet olmuştur. Bu ümmet hayallerini gerçekleştirmek için uğraşırken şimdi ise hayallerini çalanlarla uğraşırken kendini bulmuştur. Bunca olaydan sonra ise Suriye’de, Filistin’de, Afganistan’da çocuk olmak Paris’te, New York’da, Roma’da çocuk olmaya benzemez, benzeyemez. Daha anasının karnındayken babasını ve abilerini hiç göremeyecek olan bir çocuktan bahsediyoruz. Yapılan onca zulmü içinde biriktiren ve dışa vurmak için bekleyen çocuktan bahsediyorum. Evet, Suriye’de çocuk olmak deyince aklınıza hemen oyun parklarıyla çevrilmiş mekânlar, çay bahçeleri, yeşillik alanlarda piknik yapanlar, koşuşturanlar gelmesin. Suriye’de çocuk olmak deyince aklınıza ya savaş ya işkence ya da evlerinden sürülenler gelsin. Suriye’de çocuk olmak deyince aklınıza, beşiğini bombaların salladığı-büyüttüğü bebekler gelsin. Sabahları sabah ezanının sesini bastıran bombalar gelsin. Annesinin; ‘’Yavrum kalk, kahvaltı hazır’’ cümlesinin yerine F-16’ların uyandırdığı çocuklar gelsin aklınıza.

Suriye’de çocuk olmak farklıdır elbette. Batı bilmez nasıl olduğunu çünkü tutturmuştur bir slogan ; ‘’Çocuk Hakları, Çocuk Hakları ‘’ diye. Her şey insan için diyen vahşi kapitalist önce insanı sömürdü sonra çocukları öldürdü. Oysa kocaman kavramlarla savunduğunuz değerler küçücük bedenlerde kayboldular. Bazı geceler vardır sen çayını demlemiş evinin camından dışarıdaki manzarayı seyretmeye dalmışsındır ya işte Suriye’deki evlerin manzarası ise dışarıdaki molozlar ve mezarlıktır… Daha çocukken ölmeyi gözleriyle görmüştür onlar. Elbette bir değildir iki farklı coğrafyada yetişen iki çocuğun yaşadıkları. Nereden bilsin ki New Yorklu bir çocuk Suriye’deki 3 yaşındaki çocuğun bir asker tarafından öldürülmeden önce söylediği son sözün ‘’… Seni Allah’a söyleyeceğim…’’ demesini. Nereden bilsin ki Londra’daki bir çocuk annen nerede diye sorulunca cennette diyen çocukları. Nereden bilsin ki Paris’teki bir çocuk oyun parkında oynarken, F-16’ların bombaladıktan sonra geride bıraktığı molozlar arasında oyun oynayan çocukları. Yetişkin bir insanın dayanamayacağı açlık düzeyine dayanmaya mahkûm bırakılan masum çocuklar var Suriye’de. Kuru ekmeği zenginlik sayan Halepli çocuklar var orada. Düşlerinde lezzetli yiyecekler yerine kaybettiği ailelerini görenler var orada. Her şeyin bitmesini isteyen ve huzur isteyen çocuklar varken orada…

Ey Değerli Dost!
Kimi zaman çocuğunun tabağında koca koca artıkları! Bıraktığını görür de bir şey yapmazsın ya işte o an aklına Suriye’de köpek etini yemek için fetva isteyenler, açlıktan ağlayan çocuklar gelsin.

Ey Değerli Dost!
Bu senede ailecek tatil yapamadık, bir deniz yüzü dahi göremedik diye için içini yerken aklına belki de kumsal yüzü görmemiş sahile vuran Aylan bebek gelsin.

Ey Değerli Dost!
Bunca yıldır kirada oturuyoruz artık bizimde ev sahibi olmamız gerekir diye düşünürken, TV’de gördüğün kredi reklamları nefsini okşarken aklına füzeyle bombalanan ve evsiz kalan Ümran bebek gelsin.

Ey Değerli Dost!
Sıcak yaz günlerinde suyu hunharca kullanıp israf etmeden önce aklına bir yudum suya dahi ihtiyacı olan Afrikalı çocuklar gelsin…

Ve Ey Değerli Dost!
Soğuk kış günlerinde çocuğun üşümüş müdür diye sıcacık yatağından kalkıp evladının üzerine bir battaniye örtmeden önce üzerlerine bombaların yağdığı, F-16’ların geçişlerinden dolayı uykuları bölünenler gelsin.

Son olarak;
Her şeyden kötüsü, artık bu tür olayları kanıksanmaya başladık. Alışmıştık oysaki Afrika kıtasında susuzluktan ve açlıktan ölen çocuklara. Hep ölen çocukları uzaklarda aradık ta ki yanı başımızda olana dek. Alışmıştık oysaki bir çocuğun boğulduktan sonra kıyıya vurmasına, bombalandıktan sonra ambulansta oturmasına ve vurulduktan sonra kanlar içinde yatmasına. Her şeyden önemlisi bir masum çocuğun ölmesine alışmıştık değil mi?

SEN DEĞİL SENİ UNUTAN ÜMMET UTANSIN ÇOÇUK…