Hayatından Tablolar

Ümmetin Sorumluluğu Üzerimde

Şu olayı, hanımı Fatıma binti Abdülmelik anlatıyor: “Bir gün huzuruna girmiştim. Namaz için tahsis ettiği bölümde, ellerini yanaklarına dayamış, gözlerinden yaşlar boşalıyordu.”

Ona: “Neyin var? Niçin ağlıyorsun?” diye sordum.

Bana: “Vah sana ey Fatıma… Bu ümmetin sorumluluğu benim omuzlarıma yüklendi. Ümmetin içindeki ve yeryüzü üzerindeki bütün aç fakirleri, kimsesiz hastaları, sahipsiz çıplakları, gönlü kırık yetimleri, ezilmiş mazlumları, garipleri, kimsesizleri, esirleri, elden ayaktan düşmüş ihtiyarları, bir başına kalmış dul kadınları, ailesi kalabalık olup da kazancı az olanları ve bunlar gibi nice insanları düşündüm. Biliyorum ki, Rabbim bunların hesabını kıyamet gününde bana soracaktır… O gün onlar adına beni Hz. Muhammed (s.a.v.) dava edecektir. O günde bir dayanağımın olmamasından korktum da onun için ağlıyorum.”

Allah’ı Çokca Zikreden Kul

Hanımı Fatıma onu şöyle anlatıyor:”Gece yatağında yatarken Allah’ı anıyor; korkudan tir tir titreyen bir serçe gibi yatakta titriyordu. Ona bir şeyin olmasından endişelendim de, ‘Bu gece halife vefat edip, insanlar sabaha halifesiz çıkacaklar.’ diye düşündüm…”

Hiç Gülmedi

Halife olduğu günden Rabbine kavuştuğu güne kadar geçen süre içinde hiç kimse onu gülerken görmemişti…

Ümmetin İşlerinin Yoğunluğu Arasında Ailesine Fazla Zaman Ayıramıyor

Halifeliliğin ilk günlerinden birinde hanımı Fatıma’yı çağırır. Ona omzuna yüklenen ağır yükler karşısında ona kocalık yapmaya vaktinin olmayacağını zira bütün zamanını bu ağır yüklerin sorumluluğunun alacağını söyler. Geleceğini ve hayatını yeni baştan kurabilmesi için dilerse onun kendisinden boşanabileceğini bildirir. Ancak o her zaman kocasının yanında ve desteğinde olmuştur.

Cömertliği

Hatta insanlar onun hakkında şöyle konuşmaya başladılar: “Kapısını çalmaya gerek duymadığımız ilk Emevî halifesi bu. Hakkımız olan her şey, biz evimizdeyken ayağımıza geliyor.Uğrunda kellelerin kesileceği, elde edilmesi zor ve tehlikeli hiçbir hak ve alacağımız onda kalmadı.”

Akrabalarına Karşı Adil Davranıyor

Halası Ümmü Amr binti Mervan, Mervan oğullarına ödenmekte olan tüm malî tahsisat ve ödeneklere Ömer bin Abdulaziz son verince kadın derhal halifeye gitti. Onu oturmuş akşam yemeğini yerken buldu. Gördükleri karşısında şaşkına döndü. Halası selâm verip oturdu. Gözlerini dikerek Halifeye bakmaya başladı. Gördüklerine inanamıyordu. Halifenin önünde yemek olarak kuru ekmek ve bir tabak mercimekle tuzdan başka hiçbir şey yoktu. Bu, bir zamanlar nimetler içinde yüzen Ömer değil miydi?

Kadın; gördükleri karşısında daha fazla kendini tutamadı, gözlerinden yaşlar boşalıverdi ve : “Bir ihtiyacımı söylemek için gelmiştim… Fakat seni görür görmez kendi ihtiyacımdan önce senin ihtiyacının giderilmesinin uygun olacağını düşünüyorum…” dedi.

Halife:”Ey halacığım, ihtiyacım olan o şey neymiş?

Halası: “Kendine bundan daha iyi bir yemek temin edebilirsin…”

Halife: “Fakat halacığım, benim bundan başka yemeğim yok ki; olsaydı elbette yerdim.”

Halası: “Senin de bildiğin üzere amcan Abdülmelik, bana ödenekte bulunuyordu… Sonra kardeşin Velid bu ödeneği fazlasıyla ödemeye devam etti… Ardından Süleyman da onun bu uygulamasını sürdürdü… Sonra sen halife oldun ve bana yapılan bu ödeneği tümden kaldırdın.”

Halife: “Halacığım, amcam Abdülmelik ve kardeşlerim Velid ve Süleyman, sana devlet hazinesinden ödeme yapıyorlardı. Devlet hazinesi benim değil ki sana oradan ödenekte bulunayım. Ama istersen sana kendi malımı verebilirim.”

Ben Kıyamet Gününden Korkuyorum
Emevî valilerinden bütün mülk ve servetlerini alıp da onları devlet hazinesine kattığı zaman bazı yakın dostları Halifeye geldiler ve “Ey Halife… Kavminin sana bir kötülük yapmasından korkmuyor musun?” dediler.

İçli, duygulu, her an Allah’a yönelen, sessiz, gözü yaşlı halife birden aslan gibi kükredi:”Siz beni kıyamet gününden başka bir günle mi korkutuyorsunuz…?! Kıyamet gününün korkusu dışında çekindiğim her korku beni bulsun…!!”

Halife Yerde Oturuyor
Biyografisini yazan tarihçilerin onun hakkında kullandıkları bir ifade var ki akıllarımıza durgunluk veriyor. İşte o ifade: “… Sonra Ömer bin Abdülaziz’e biat edildi. O, halkla görüşmek üzere yere oturdu!”

Aç Kalanlar, Kâbe’nin Örtüsüne Harcama Yapmadan Önceliklidir

Kâbe’nin örtülmesi için devlet hazinesinden büyük miktarda para kullanmak için onay isteyecekleri zaman onlara şu cevabı vermiştir: “Ben bu parayı açlıktan kıvranan mideler için kullanmayı daha uygun görüyorum; çünkü onlar bu paraya Kâbe’den daha çok lâyık ve hak sahibidirler.”

Zorba Değil, Adil Olun

Horasan valisi Halifeye bir mektup yazarak ondan Horasan halkına karşı şiddet ve güç kullanma konusunda izin istedi. Gelen mektupta şöyle yazılıydı:”Onları kılıç ve kırbaçtan başka bir şey yola getiremez.»

Halife ise valiye şu cevabı yazdı: “Yanıldın… Bilakis adalet ve hak onları ıslah eder. Sen bu yüzden içlerinde adalet ve hakkı yaygınlaştır. Sonra unutma ki Allah, fesatçıların işini asla yoluna koymaz.

Allah’a yemin ederim ki, şayet bâtılın yok olup hakkın bâki olması, ancak benim organlarımın lime lime doğranmasıyla mümkün olacak olsaydı, seve seve bu uğurda kendimi feda ederdim!

Yine Allah’a yemin ederim ki, aranızda elli yıl hüküm sürecek olsaydım, yine ancak bu şekilde adaletle yönetmekten başka bir yol edinmezdim!”

Bir Halifenin Evinde Akşam Yemeği; Mercimek ve Soğan

Halife Ömer bin Abdülaziz, bir gün yatsı namazından sonra evine dönmüştü. Küçük kızlarını görünce, âdeti olduğu üzere onlara selâm verdi. Fakat kız çocukları her zaman yaptıkları gibi babalarının selâmını alıp ona doğru koşmak yerine elleriyle ağızlarını kapatıp kapıya doğru kaçtılar. Kızlarının bu davranışlarına bir anlam veremeyen Halife, onların niçin böyle kaçtıklarını sordu. Evdekiler: “Akşam yemeği olarak bulabildikleri tek yiyecek, mercimek ve soğandı. Senden kaçmalarının sebebi, yedikleri soğan sebebiyle ağızlarından yayılan kötü kokuyla rahatsızlık vermek istememeleridir.” dediler.

Bu cevabı duyan Halife ağlamaya başlar. Kızlarına şöyle der: “Kızlarım… Sizin çeşit çeşit nefis, leziz yemekler yemeniz, sonra da babanızla birlikte cehennem ateşine girmeniz sizin iyiliğinize olan bir durum değildi!

Halifenin Tek Olan Elbiseleri

Yine bir gün yakın dostlarından biri onu evinde ziyaret eder. İçeri girince evin güneş alan bir köşesinde Halifenin bir örtünün altında büzülüp oturduğunu görür. Hasta olduğunu zannederek hâlini sorar.

Halife:”Bir rahatsızlığım veya hastalığım yok. Sadece elbisemi yıkadım da kurumasını bekliyorum…” der.

Adam:”Elbisen nedir?” diye sorar.

Halife:”Gömlek, peştamal ve ridâ…” der.

Adam: “Yedek gömlek, peştamal ve ridâ edinsen…”

Halife: “Yedek giysim vardı; ama eskiyip yıprandılar…”

Adam: “Başka bir tane daha edinseydin…”

Bu sırada ellerini yüzüne kapayıp hıçkıra hıçkıra ağlamaya başlıyor… Bir yandan da aşağıdaki âyeti okuyor:

“İşte ahiret yurdu! Biz onu yeryüzünde böbürlenmeyi ve bozgunculuğu arzulamayan kimselere veririz. (En güzel) âkıbet, takva sahiplerinindir.”(Kasas; 83)

Valiler: “O Maaşa Daha Fazla Layık İnsan Var”

Bir gün her valiye bir miktar mal göndererek, gönderdikleriyle idare edip işlerini yürütmelerini ve yeni sıkıntılı hayatlarına böylece başlamalarını istedi. Bu durumdan rahatsız olan valiler, kendi aralarında sözleşip toplandılar. Toplantı sonunda bir karar aldılar: ”Halifenin yakın dostlarından birini halifeye göndererek kendilerine yapılan ödeneğin arttırılmasını rica edeceklerdi.”

Halife ona şu cevabı: “Vallahi ben onlara o miktarda mal verdiğime pişman oldum. Halkın içinde o mala onlardan daha fazla lâyık ve muhtaç insanların olduğunu çok iyi biliyorum…”

Yönetim, İmtihandır

Gelin, şimdi bu mektuplardan birini hep birlikte okuyalım: “… Yönetim ve iktidarla sınanan kimse gerçekten büyük bir imtihana tâbi tutulmuş demektir. Allah (c.c.) afiyet ve yardımından bizi mahrum etmesin.

Ben seni, gizli ve açık bütün hâllerinde Allah’ın kurtuluş ve selâmete erdireceğini ümit ettiğin konumda durmaya çağırıyorum.

Geçmişte yapmış olduğun yanlışlarını düşünüp hatırla ve başkası senin bu hatalarını düzeltmeye kalkışmadan önce sen onları düzeltip telâfi etmeye çalış. Bunu yaparken insanların sözlerine kulak asma…

Allah’ın seni başlarına idareci yaptığı insanlara dinleri ve namusları hususlarında yardımcı ol, bu konuda onların iyiliklerine çalış.

Onların küçük büyük her tür kusur ve hatalarını örtüp gizle.

Muhabbet ve öfke anlarında onlara karşı davranışlarında kendini frenle, tut…”

Birlikte Yaşamanın Beş Esası

Bir gün ayağa kalkıp halka şu konuşmayı yaptı: “Bizimle birlikte olmak isteyenler şu beş şeyi yapmak şartıyla bizimle olabilirler, aksi takdirde bizden ayrılsınlar:

  • İhtiyacını dile getiremeyen kimsenin ihtiyacını bize bildirmek
  • İyi işlerde bize elinden geldiğince yardımcı olmak
  • Görüp bilemediğimiz iyi işlerde bize öncülük ve kılavuzluk etmek
  • Bizimle beraberken hiç kimseyi arkasından çekiştirip gıybetini yapmamak
  • Kendisini ilgilendirmeyen işlere karışmamak…”

Bu konuşmayı nakleden bütün tarih kitapları, konuşma metninin ardından şunu söylüyorlar: “Bu konuşmadan sonra şairler derhal orayı terkettiler, geride Halifeyle sadece zahidler ve fıkıh bilginleri kaldılar…”

İsyancılara Verilen Büyük Ders

Ömer bin Abdüzlaziz’in hilafetinin ilk günlerinde halk arasından bazıları silahlı eylemler yapmaya başladı… Bunun üzerine Halife grubun liderine bir mektup yazarak şöyle dedi: “…Allah ve Resûlü uğrunda öfkelenerek birtakım faaliyetlerde bulunduğun haberi bana ulaştı. Bu işi yapmaya ben senden daha lâyığım.

Gel de bu konuyu karşılıklı tartışıp değerlendirelim…

Eğer biz haklıysak, sen bize katılırsın. Yok; sen haklıysan, biz de kendi durumumuzu yeniden gözden geçiririz…”

İsyancı lider, Halifenin mektubunu okur okumaz yanlışını anlar ve eylemlerine son verir.

Sonra çeşitli bölge halklarına mektuplar yazıp onlara da şöyle dedi: “Haktan yüzçeviren, Kitap ve Sünnet’in gereklerini yerine getirmeyen hiçbir yöneticime itaat etmeyin. Aşağılanmış bir hâlde hakka geri dönünceye kadar onu size havale ediyorum!”

İnsanları Memnun Et, Şikâyetleri Azalt

Valilerinden birine ise şu mektubu yazmıştı: “Hakkındaki şikâyetler çoğalıp, senden memnun olanların sayısı azalmaktadır. Ya durumunu düzeltirsin ya da istifa edersin!”

Bütün İslâm coğrafyasına aşağıdaki öz genelgeyi gönderdi: “İdarecisi tarafından herhangi bir konuda haksızlığa uğramış hiç kimsenin bana gelirken izin alması gerekmez.Uğradığı bir haksızlık sebebiyle bize gelen herkese hakkını iade edeceğiz.

Yine bir hakkı açığa çıkaran yahut bâtılı ortadan kaldıran veya hayır ve iyiliğe yol açan bir haberle uzak yollardan ve meşakkat içinde bize gelen herkese yolculuk masraflarını karşılayacak miktarda yüz dinardan üç yüz dinara kadar nakit yardımında bulunacağız.”

Yazıda Tasarruflu Ol

Başka bir valisi ise Halifeden fazlaca kalem ve kâğıt göndermesini istiyordu. Halife ona da şu cevabı gönderdi:

“Bu mektubum sana ulaşmışsa, kalemin ucunu aç, yazılarını daha derli toplu yaz ve pek çok hususu tek bir sayfada anlat. Müslümanların, devlet hazinesine zarar verecek fuzulî söze ihtiyaçları yoktur.”

İslam İnsanların Müslüman Olmasına Karşı Değil

Bir gün Irak valisi Adiy bin Ertâ’dan aşağıdaki haber ulaştı: “İnsanlar grup grup Müslüman olmaya başladılar. Böyle giderse, vergi gelirlerinin iyice azalmasından endişeleniyorum.

Adaletli halife ona şu cevabı yazdı: “Allah’a yemin ederim ki, yeter ki insanların hepsi Müslüman olsunlar da; önemli değil, ben ve sen kendi el emeğiyle geçinen iki çiftçi durumuna düşelim. “

Halife, devlet hazinesinden bölgeye destek ve yardımcı olacaktır: “Vergileri belirle ve haksızlığa yol açmadan tahsil et. Toplanan vergiler, halkın ihtiyaçlarını karşılamaya yeterse, çok iyi. Aksi takdirde bana bildir, insanların ihtiyaçlarını karşılayacak miktarı göndereyim.”

Bugünün İşini Yarına Bırakamam

Bir gün oldukça yorulmuş, bitkin düşmüştü. Maiyetindekilerden bazıları biraz dinlenmesini önerdiler. Onlara: “Bugünkü işimi yerime kim tamamlar?!” diyerek bu öneriyi kabul etmedi. Daha sonra ona “Yarım kalan işlerini yarın tamamlar, telafi edersin.” dediler. O ise şu muhteşem cevabı verdi: “Tek bir günün işi, dinlenmemi isteyeceğiniz derecede beni yorup bitkin düşürmüşken iki günün işi bir araya geldiğinde hâlim nice olur?!”

Ey Halife! Duvarımı Yükselt

Bir gün postacısı ona bir mektup uzattı. Mektup Mısır’ın Cîze bölgesinden, “Fertûnetü’s-sevdâ” isminde bir kadından geliyordu. Kadın, evinin bahçesinin duvarlarının yıkılmış olduğunu, hırsızların bu duvarı aşıp tavuklarını çaldıklarını, kendisinin de duvarı onartacak para ve imkâna da sahip olmadığını şikâyet ediyordu.

Halife, devletin başkenti Şam’da mektubu okur okumaz derhal Mısır valisi Eyyûb bin Şurahbîl’e şu mektubu yazdı: “Allah’ın kulu Halife Ömer’den Eyyûb bin Şurahbîl’e…

Allah’ın selâmı üzerine olsun… Fertûnetü’s-sevdâ, bana bir mektup yazarak bahçe duvarının kısalığından ve bu sebeple tavuklarının hırsızlarca çalınmasından şikâyetçi olup, duvarının onarılmasını istedi.Bu mektubum sana ulaştığında, sen bizzat kendin oraya giderek duvarı sağlamlaştır.”

Bu mektubu Mısır valisine ulaştıran postacı, Halifeden Fertûnetü’s-sevdâ’ya da bir mektup götürdü… Halife, mektubunda kadına şöyle diyordu: “Allah’ın kulu Halife Ömer’den Fertûnetü’s-sevdâ’ya…

Allah’ın selâmı üzerine olsun… Duvarın kısa olduğu için hırsızların tavuklarını çalmasından dert yandığın mektubunu aldım. Allah’ın izniyle, Eyyûb bin Şurahbîl’e haber göndererek, seni içinde bulunduğun sıkıntından kurtaracak şekilde sana sağlam bir duvar yapmasını emrettim.”

Bu harika olayı bize nakleden İbn Abdülhakem şöyle diyor: “Eyyûb bin Şurahbîl mektubu alınca, bineğine binip Cîze’ye gitti. Fertûnetü’s-sevdâ’yı arayıp buldu. Bu siyah tenli, kimsesiz yoksul bir kadındı… Vali, kendisinden istendiği gibi duvarı kadın için onarıp yükseltti.”

Baş Tarafı Burada, Sonu Orada Bir Ordu Gönderirim

Hilafet merkezine ulaşan haber, İstanbul’u kuşatan İslâm ordusunun savaşçı yiğit askerlerinden birinin Bizans ordusuna esir düştüğünü söylüyordu. Bizans komutanının huzuruna çıkarılan Müslüman asker, İslâm dininden çıkmaya zorlanmış; ancak o bütün zorlamalara rağmen dinini terk etmeyi kabul etmemişti…

Bunun üzerine İmparator, askerin iki gözünün de oyulmasını emretti…

Komutanın bu kararı Halifeye tez elden ulaştırıldı. Bunun üzerine Halife, askeri içinde bulunduğu durumdan kurtarmak için derhal harekete geçti.

Kalem ve kâğıdını alarak Roma imparatoruna bir mektup yazdı: “… Falan esirine yaptığın işkence haberi bana ulaştı. Allah’a yemin olsun ki, derhal o esiri bana göndermezsen, baş tarafı senin orada, arka tarafı da benim burada olacak kadar büyük bir orduyu üzerine gönderirim…!”

Mektubun gönderilmesinden bir müddet sonra asker, vatanına ve ailesine döner…

Bir Âlimin Halifeye Önemli Nasihati

Halife olunca bir alim ona yöneticilere ışık tutacak şu çok önemli nasihatleri yaptı: “Ey Halîfe! Yarın kıyamet günü kurtulmak istersen, müslümanların yaşlılarını baban, gençlerini kardeşin ve küçüklerini evladın bil! O zaman bütün müslümanlara kendi evindeki ana-baba-kardeş ve evladın gibi muamele etmiş olursun..”

Oğluna Verdiği Ders

Bir valiyi görevlendirirken “Ellerini Müslümanların kanından, mideni malından uzak tut” buyururmuş.
Tam o günlerde oğlunun 1000 dirheme bir yüzük taşı satın aldığını duyar. Ona 2 dirhemlik bir yüzük yollar ve üzerinde “Allah Teâlâ haddini bilene merhamet eylesin” yazmaktadır. Oğlu mesajı alır, yüzüğü satıp bin garibe yemek verir.

Zekat Verecek Kimse Yok

Ömer b. Abdülaziz’in ekonomik uygulaması sayesinde İslâm devletinin her yerinde refah seviyesi yükselmiş, daha önce yoksulluk içinde bulunan kalabalık halk kitlesi, normal bir yaşama kavuşarak ihtiyaçlarını rahatça karşılayabilecek bir duruma gelmiştir. O, ticaret yapan kimselerin dışında kalan herkese beytülmaldan maaş bağlamıştı. Uyguladığı âdil siyaset ile fakir zümre ortadan kalkmış, toplanan zekâtların dağıtılması için memurlar zorluk çekmeye başlamıştı. Çünkü zekâta ihtiyacı olan kimse bulunamıyordu.

Bu konuda Yahya ibn Sâid’den şöyle bir rivayet nakledilmektedir: “Ben Afrika bölgesinin zekât amili idim. Zekatları topluyor, fakat dağıtacak ihtiyaç sahibi kimse bulamıyordum. Ömer’in uygulaması insanları zengin yapmıştı. Ben bu paralarla köle satın alıp azat ediyordum.”

İbn Kesîr, “Ömer b. Abdülaziz çarşı pazarlara memurlar göndererek şöyle bağırmalarını emrederdi: “Ey borçlular! Ey evlenmek isteyen gençler! Ey yetimler! Ey fakir ve muhtaçlar! Neredesiniz, geliniz! Nasibinizi alınız” Ömer böylece bütün bu insanları zengin yapmıştı” demektedir.” (1)

Dayım Abdullah bin Ömer(radıyallahu anh) Gibi Olmak İstiyorum

Abdullah bin Ömer, Ömer bin Abdülaziz’in annesinin amcası… Ondan bahseder veya onu çağırırken, “dayı” demekten daha çok hoşlandığını görüyoruz.

Medine’ye geldiği günden beri onun yanında. Onun ilim meclisinde öğrenci. Ve onu örnek alıyor. Ondan hiç ayrılmıyor. Onu çok beğeniyor. Abdullah bin Ömer’in ilmini, verâ hâlini, cömertliğini ve ruhundaki asaleti dilinden düşürmüyor, öve öve bitiremiyor…

Annesiyle daima şu içten söylenmiş sözleriyle şakalaşıyor: “Anneciğim, biliyor musun? Ben de kesinlikle dayım Abdullah bin Ömer gibi olacağım.”

Zühd ve Takvası

İbrahim İbn Bekkûr onun bu durumunu şu şekilde dile getirmektedir: “Ömer b. Abdülaziz’i Medine’de gördüm. O, insanlar arasında en güzel giyineni, en güzel kokular sürüneni ve yürüyüşünde en heybetli olanı idi. Halife olduktan sonra da onu gördüm; dünya nimet ve lezzetlerini tepmiş, takva sahibi bir mümin gibi yürüyordu.” (2)

Bir gün yine odasına çekilmiş ağlıyorken, annesi çıkageldi. Biricik oğlunun ağladığını görünce hemen ona sarıldı. Kendisini üzüp ağlatan şeyin ne olduğunu sordu…

Çocuk şu cevabı verdi:”Anneciğim, beni üzen hiçbir şey yok. Sadece ölümü hatırladım…”

Medine’nin büyük Fıkıh bilgini Salih bin Keysan, Ömer bin Abdülaziz’in çocukluğunu şöyle anlatıyor: “Gönlünde Allah’ı bu çocuk kadar yüceltip, saygı duyan birini görmedim.”

Bir gün Medine’de Resûlullah’ın mescidinde cemaat namazlarından birine vaktinde yetişemedi.Hocası ve mürebbisi Salih bin Keysan, ona cemaate geç gelmesinin sebebini sorunca şöyle dedi:”Berberim saçımı yapıyordu.”

Hocası onu ayıplayarak şöyle dedi:”Sen saçını yaptırmayı namazdan daha önemli mi görüyorsun?!”

Babası Abdülaziz bin Mervan, Salih bin Keysan’a oğlunun her haberini kendisine iletmesini istemişti… Salih bin Keysan, bu olayı da bir mektupla babaya iletti. Babası yazdığı mektubunda, oğlu Ömer’in saçının tamamını tıraş ettirmesini (kazıtmasını) emrediyordu.

İbadetinin nasıl olduğunu soranlara hanımı Fatıma onun ibadetini şöyle anlatıyor: “Vallahi o herkesten daha çok namaz kılan ya da oruç tutan biri değildi. Fakat Allah’a yemin olsun ki, ben Allah’tan onun kadar korkan hiç kimseyi görmedim…”

Vefatı

Onun yönetimine hayran kalan kimi arkadaşları bazen ona “Allah İslâm’a hizmetinden dolayı seni hayırla mükâfatlandırsın.” diyor, o da onlara: “Bilakis Allah bana hizmetinden dolayı İslâm’ı hayırla mükâfatlandırsın.” karşılığını veriyordu.

Ömer b. Abdülaziz şuan üzerinde yirmi sekiz devlet bulunan Emevi Devleti’ni Şam’ın kuzeyinde, halen bir medrese olan o iki odalı bu evinden idare etti.

Ömer bin Abdülaziz yemeğine zehir katılıp şehit edildiğinde henüz kırk yaşındaydı. Hanedan mensupları mı? Hariciler mi? Yoksa bilinmeyen gizli bir el mi? Kimin öldürdüğü hala bilinmemektedir. İmam Taberi rahimehullah onun taht sevdası yüzünden Mervan’ın hanedanından birisinin zehirlediğini söylemiştir. (3) İmam Suyûtî de Ömer bin Abdulaziz’in şiddetle Ümeyyeoğullarının üzerine gittiğini; gasbetmiş oldukları malları onlardan geri aldığını ve bundan dolayı onların da onu zehirlediklerini kaydetmektedir. (4)

————————-

1. İbn Kesîr; el-Bidâye ve’n-Nihaye, IX, 200
2. İbn Sa’d; Tabakatul-Kubrâ, V, 332
3. Taberî, Tarih, IV/132
4. Suyûtî, Tarihul-Hulefâ, 277

Kaynaklar:
– Ömer bin Abdulaziz; Halid Muhammed Halid, Beka Yayınları. Bu eser kaleme alınırken en çok faydalanılan eser olup, kardeşlerimize şiddetle okumalarını tavsiye ettiğimiz bir eser olma niteliğindedir.
– Ömer b. Abdülaziz’in Hayatı ve Şahsiyeti, Doç. Dr. Murtaza Köse ,Yeni Ümit Dergisi
– Ömer bin Abdulaziz; Ömer Tellioğlu, Şamil İslam Ansiklopedisi