Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla başlarım.

Allah Teâlâ insanlara gönderdiği elçilerini “müjdeleyiciler ve uyarıcılar” olarak göndermiştir. Diğer elçilerde olduğu gibi Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in vasıflarının en önemlilerinden iki tanesi de “müjdeleyici ve uyarıcı” oluşudur. “(Rasûlüm) Şüphesiz biz seni bir şahid, bir müjdeleyici ve bir uyarıcı olarak gönderdik.” (Fetih Suresi, 8); “Ey Peygamber! Muhakkak biz seni, bir şahid, bir müjdeleyici ve uyarıcı olarak, hem de Allah’ın izniyle bir davetçi ve nur saçan bir kandil olarak gönderdik.” (Ahzab Suresi, 45); “Biz seni sadece müjdeci ve uyarıcı olarak gönderdik.” (Furkan Suresi, 56). Tüm bu ayetler, Rasûlullah’ın sallallahu aleyhi ve sellem, Allah’ın emirlerini dikkate alarak, takva elbisesini kuşanarak yaşayanları Allah Teâla’nın yaptıklarına karşılık olarak hazırlamış olduğu şeylerle onları müjdeleme; yine Allah’a isyan içerisinde Allah’ı ve emirlerini dikkate almadan yaşayanların da Ahiret yurdunda karşılaşacakları şeylerle korkutma vazifesini bildirmektedir.

Müjdeleme görevi gereği Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem, bazı Müslümanları isim vermeksizin “şöyle yapanlar cennettedir” şeklinde genel bir ifade ile cennetle müjdelemişken; kendisine iman eden ve ona İslam daveti yolunda destek veren bazı sahabileri de isimlerini de zikrederek cennetle müjdelemiştir. İşte bu şekilde bizzat isimleri anılarak cennetle müjdelenen on kişilik bu gruba “Aşere-i Mübeşşere”, “el-mübeşşerun bi’l-cenne” ve “el-aşeretü’l-meşhudu lehum bi’l-cenne” gibi isimler verilmiştir.

“Aşere” ve “mübeşşere” olmak üzere iki kelimeli bir terkipten oluşan bu kavramımızda  “aşere”,  “on” anlamına gelirken, “mübeşşere” de “müjdelenen(kişi)” demektir. “Aşere” hadis metinlerinde geçerken, “mübeşşere” kelimesi yukarıda geçen ayetlerden mülham olarak zikredilmiş ve “Cennetle müjdelenen on kişi” anlamına gelen bir terkip olmuştur. İlk olarak bu ifadelerin kullanılarak kitapların bölümlendirilmelere gidildiği dönem hicri üçüncü asrın başlangıçlarına tekabül eder. Ahmed b. Hanbel’in Müsned’ine bu isimlere ait rivayetlerle başladığı gibi bu dönemden itibaren diğer birçok eser de önce onların adlarıyla, menkıbeleri ile ve onların rivayetleri ile başlatılmıştır.

Cennetle müjdelenen bu sahabilerle ilgili rivayetler üzerine çalışan Salih Saraçoğlu (1), elli üç farklı tarikten naklonunan bu konudaki hadislerin senet ve metin tenkitleri sonucu sahih oldukları yönünde kanaat hâsıl olduğunu belirtir. İlgili rivayetlere göre bir takım farklılıklar olmakla birlikte cennetle müjdelenen bu yüce sahabiler şunlardır: Ebû Bekir es-Sıddık, Ömer ibnü’l-Hattab, Osman b. Affan, Ali b. Ebi Talib, Ebû Ubeyde ibnü’l-Cerrah, Abdurrahman b. Avf, Talha b. Ubeydillah, Zübeyr ibnü’l-Avvam, Said b. Zeyd b. Amr ve Sa’d b. Ebi Vakkas’tır(Allah onların hepsinden razı olsun). (Bkz. Musned, 1/188; Tirmizi ‘Menakıb’, 28[5/651]) (2)

Yavuz Köktaş, ilgili rivayetler üzerine yaptığı değerlendirmede bu sahabiler ile birlikte başka sahibelerin de cennetle müjdelendiğini, bu müjdelemenin onlara yönelik bir taltif olduğunu belirtir. On kişi olarak belirtilmesini de hadisin bazı varyantlarında yer alan “aşeratun min kureyşin fi’l-cenne (kureyşten on kişi cennettedir)” şeklindeki ifadeden hareketle bunların Kureyşlilik vasfı sebebiyle vurgulandığını belirtir. İfadelerin, sahabeler arasında bir üstünlüğe işaret etmediğine vurgu yapar. Bu sahabiler dışında Sabit b. Kays, Ukkaşe, Hatıb b. Ebi Belta’a, Abdullah b. Selam, Bilal b. Rabah, Hz. Hasan ve Hüseyin, Hz. Peygamberin bazı zevceleri de cennetle müjdelenmiş, (3) “Rıdvan Beyatı’na” katılanlar hakkında Allah’ın onlardan razı olduğu bildirilmiş (4), Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem onlar için “Rıdvan beyatında bulunanlar cehenneme girmeyecektir.” (5) demiştir. Anacak Ebû’l –İzz’in bu konuda bu sahabilerin üstünlüğüne ve bu konuda icma olduğuna dair bir görüşü de mevcuttur.

Bu on sahabenin bir takım ortak özellikleri mevcuttur. Bunları Salih Saraçoğlu’nun tezinden iktibasla kısaca şöyle sıralayabiliriz:

  • Tamamı ilk Müslümanlardandır.
  • Hepsi Kureyş kabilesine mensup olup, soyları Hz. Peygamber’in soyu ile birleşmektedir.
  • Bedir savaşına ve Beyatü’l-Rıdvan’a katılmışlardır. (Beyatü’l Rıdvan’a katılamayan Hz. Osman’ın yerine Hz. Peygamber diğer elini de koymak suretiyle biat etmiştir.)
  • Allah’ı ve Rasûlü’nü sevdikleri Peygamber tarafından açıklanan, Hz. Peygamber’inde kendilerinden razı olduğu kimselerdir.
  • Allah yolunda yakınlarına karşı savaşmaktan geri durmamışlardır. (6)

Sonuç olarak Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem, “müjleyici” olarak gönderilen bir elçi vasfı ile Allah’ın kendisine bildirmesine dayanarak, İslam davetinin insanlara ulaştırılması sürecinde malları ile canları ile kendisine destek olan, yurtlarından hicret eden, bir kısmı bu yolda yaralar alan veya şehid edilen, ömürlerinin sonuna kadar da hiçbir şekilde bu temiz ve pak siretlerinden ayrılmayan bir grup ashahabını daha dünyada iken cennetle müjdelemekle taltif etmiştir. Bunların içerisinde daha davetle ilk muhatap olduğu andan itibaren Rasûlullah’a sallallahu aleyhi ve sellem tasdiki ile “sıddıkiyet” makamına ulaşmış Hz. Ebû Bekir, İslam’a girdiği andan itibaren Müslümanları güçlendirip küfrün belini kıran, hak ile “batılı ayıran (Faruk)” lakabını alan Hz.Ömer, iffet timsali Hz. Osman, ilmin ve cesaretin temsilcisi Hz. Ali, ticaretteki mahareti ile öne çıkmış, Allah yolunda çokça infakta bulunmuş Abdurrahman b. Avf, “Ümmet’in emini” lakabıyla meşhur olmuş Ebû Ubeyde b. Cerrah, “Rasûllah’ın havarisi” lakablı Zübeyr b. A’vam, ömrü boyunca ve özellikle Uhud günü Rasûlullah’ı cansiperane koruyan Talha b. Ubeydullah, Allah yolunda ilk kan döken sahabi Sa’d b. Ebi Vakkas ve hanif bir kişi olarak İslam’a intisap eden Said b. Zeyd vardır. Rabbim hepsinden razı olsun. Bizleri de onların yollarından ayırmasın.

————————-

1. Saraçoğlu, “Salih, Cennetle Müjdelenen Sahablerle İlgili Rivayetlerin Değerlendirilmesi”, Marmara Üniversitesi Sosyal Bilimler Fakültesi İlahiyat Anabilim Dalı Hadisi Bilim Dalı Yüksek Lisans Tezi, İstanbul 2008.
2. Aydınlı, Abdullah, Hadis Istılahları Sözlüğü, İFAV, İstanbul 2009, s.32.  
3. Köktaş, Yavuz, Günümüz Hadis Tartışmaları , İFAV, İstanbul 2012, s.45-48; Aydınlı, Abdullah; Çakan, İsmail L., “Aşere-i Mübeşşere”, DİA, İstanbul 1991, III, s.547
4. Fetih Suresi,18.
5. Ebû Dâvûd, Sünne, 8.  
6. Saraçoğlu. A.g.e., s.22-23; Aydınlı, Abdullah; Çakan, İsmail L., “Aşere-i Mübeşşere”, DİA, İstanbul 1991, III, s.547.