İnsan, dünya hayatına ilk adımını attığı andan itibaren elde etmek istediği arzu ve istekler peşinden koşar durur. Zira dünya hayatı, yapı olarak peşinden koşulan bir metadan ibarettir. Bu özelliği ile içinde yaşayan insanları bütün kuşatıcılığı ile sarmıştır. Şehir merkezlerinde yaşanayan insanlardan tutun da köylerde en ücra köşelerde yaşayan bireylere kadar bu böyledir. Elde etmek istediği mal, biriktirip durduğu para ve daha fazlasını kazanma isteği uzun emeller kurmasına, bitip tükenmek bilmeyen arzuları kovalamasına sebep olmaktadır. Ancak insanı yaratan Rabbi, dünyanın tüm çekiciliğine rağmen esas olanın kendisine kulluk olduğunu defalarca hatırlatmış ve uyarması için peygamberler göndermiştir. Bu kısa yazıda, Peygamberimizin iki hadisine yer vererek gönül dünyamıza seslenmek amaçlanmış, meselenin tüm detaylarına girmek hedeflenmemiştir.
Hadis kitaplarımızın zühd/rikak bölümlerinde konuyla ilgili bir çok rivayet bulunmaktadır. Bu hadislerden biri şöyledir: Abdullah bin Mes’ûd’dan rivayet edildiğine göre Hz. Peygamber bir gün ashabıyla sohbet ederken kumun üzerine kare biçiminde bir şekil çizer. Karenin ortasına bir çizgi çizerek iki yanına ona bitişen küçük çizgiler ekler. Karenin dışına da başka bir çizgi çizerek sahâbilere ‘bunun ne olduğunu bilir misiniz?’ diye sorar. Sahâbîler: Allah ve Rasûlü en iyi bilendir, derler. Rasûl-i Ekrem çizdiği bu şekli şöyle: “İnsân karenin içindeki orta çizgidir. O çizginin yanına doğru olan küçük çizgiler, insanı her yönden saran musibetler-afetlerdir. Bunlardan birisi ona isabet etmezse diğeri isabet eder. Kareyi oluşturan kenar çizgileri, insanı kuşatan eceldir. Karenin dışında kalan çizgi ise insanın ümit ve hayalleridir.” (1)
Görüldüğü üzere Hz. Peygamber, ashabına bir hususu anlatmak için bazı şekiller çizer, bu şekillerle olayın daha iyi kavranmasını amaçlar. Bazen de şekiller yerine farklı misaller vererek meseleyi kavrattığı olur. Hadis ilminde bu tür rivayetler Emsâlü’l-hadis türü/alanı altında değerlendirilir. (2) Yukarıda yer verilen rivayet, ilgili şerhlerde ve hadis kitaplarında çeşitli şekillerle gösterilmiştir. Burada konunun daha iyi anlaşılması için Abdullah Aydınlı’nın Dârimî’nin Sünen’ine yapmış olduğu tercüme ve şerhteki şekle örnek olarak yer verilebilir. (3)
Arzu ve ümit etmek manalarına gelen emel, nefsin uzun ömürlü olma ve zenginliğin artması gibi hoşuna giden istekleridir. (4) Temenni kelimesi ile yakın anlamı olmakla birlikte emelde daha uzun vadedeki istekler ön plana çıkar. (5)Hadiste görüleceği gibi, insanın bitmek tükenmek bilmeyen arzuları, ulaşmak istediği büyük emelleri vardır. Dünya hayatının çekiciliği, mal hırsı nefsi hiç bitmeyecek hayaller kurmaya sevk eder. Öyle ki insan, ‘şu işten sonra şunu yapacağım, bu iş bitsin hemen şuna başlamam gerekir diye’ planlar yapar, hedefler koyar. Ancak insan tüm bu emeller peşinde koşarken kendisne birçok musibet ve bela isabet eder. Gelen bela ve musibet onu sarsar, kendisine böyle bir musibetin nasıl geldiğine şaşırır, anlam veremez. Ancak en büyük musibet olan ölüm gelip çattığından kişi, diğer musibetlerde olduğu gibi af vaf edecek bir durumla karşı karşılaya değildir. Bu durum hadiste, insanın emellerini çevreleyen ecel olarak şeklediliştir.
İnsanın arzu ve isteklerine son veren ecel başka bir hadisi şerifte şöyle dile getirilmektedir: Ebû Saîd el-Hudrî’den şöyle rivayet edildiğine göre Hz. Peygamber önüne bir çubuk dikti sonra yanına bir tane daha uzağa bir tane daha dikti sonra da şöyle buyurdu: “Bu ne anlama geliyor biliyor musunuz?” Sahâbîler: “Allah ve Rasûlü daha iyi bilir” dediler. “Bu önümdeki çubuk insanı temsil eder sonrasındaki ecelidir en uzaktaki de arzu ve ümitleridir. İnsan arzularını elde etmeye çalışırken eceli onu önceden yakalar.” (6)
Dünya tüm çekiciliğine ve bağlılığana rağmen, her bir insanın veda ettiği bir diyardır. İnsan emelleri beşinde koşarken arzu ettiği dünya kendisini yarı yolda bırakmakta emellerini kesip atmaktadır. Hal böyle iken veda edilecek bir diyarda yığın yığın yükler biriktirmek beyhude bir çabadan ibadettir. Tam tersine dünyayı geçiçiliği ile tanıyıp, kervanla yola çıkılmış bir ticaret diyarı olarak görmek beklenendir. Böyle bir ticarette insan dünya malı elde etmede arzulu olabilir, kazanç sağlamak için gayret gösterebilir. Zekat ve sadakalarla malını temizleyerek helalin peşinden koşabilir. Hatta alimlerin kitap yazmaları hasebiyle ümit ve arzu içinde olmaları övülmüştür. Ancak kişi, kendisine gelen musibetlere sabretmeli, gelenin bir imtihan sebebi olduğunu bilmeli ve buna göre hareket etmeye gayret etmelidir. En büyük musibet olarak da ecelin varlığını hatırında canlı tutabilmelidir. Bu anlamda bir ayet-i kerime hatırlatılarak yazıya son verilebilir. “Her canlı ölümü tadacaktır. Ancak kıyamet günü yaptıklarınızın karşılığı size tastamam verilecektir. Kim cehennemden uzaklaştırılıp cennete sokulursa gerçekten kurtuluşa ermiştir. Dünya hayatı, aldatıcı metadan başka bir şey değildir.” (7)

————————-

1. Buhârî, Rikâk, 4: İbn Mace, Zühd, 27. Hadisin tercümesinde Hadislerle İslam (V, 16) isimli eserden yararlanılmıştır.
2. Emsâlü’l-hadis ile ilgili daha fazla bilgi için bk. Rıza Karabulut, Hadislerde Cevamiul-kelim ve Emsalül-hadis, Mektebe Yayınları, Kayseri, 2007.
3. Darimi, Sünen-i Darimi, VI, 26. Bu hadisin Buhârî rivayeti üzerine yapılan bir incelemede, tüm şerh ve hadis eserlerinde çizilen şekillere yer verilmiş ve değerlendirme yapılmıştır. Bk. Selim Demirci, “Hadis Metnini Anlama/Somutlaştırma Çabasına Bir Örnek: Hz. Peygamber’in Emel-Ecel İlişkisine Dair Çizdiği Şekil”, FSM İlmî Araştırmalar İnsan ve Toplum Bilimleri Dergisi, Sayı: 6 Yıl: 2015 s. 101-121.
4. İbn Hacer, Fethu’l-Bârî, Daru’l-fikir, Lübnan, 2007, XIII, 6689.
5. Daha fazla bilgi için bk. Zeki Duman, “Emel”, DİA, XI, 87.
6. İbn Hanbel, III, 17.
7. Âl-i İmran, 185.