Bizleri en güzel şekilde yaratan ve kulluğuyla şereflendiren yüce Allah’a hamd, âlemlere rahmet olarak gönderdiği Resul’üne salât ve selâm olsun.
Dil insan hayatı için önemlidir, çünkü insan ihtiyaçlarını tek başına karşılayamaz ve mutlaka, başkalarından yardım alarak çeşitli ihtiyaçlarını giderir. Yiyecek, giyecek, mesken, güvenlik gibi tüm ihtiyaçlarını başkalarıyla dayanışma ve iletişim halinde karşılar. Bu sebepten dolayı insanın, başka insanlarla iletişim kurma gerekliliği ortaya çıkar ki bu iletişim aracıda dildir. Dolayısıyla herhangi bir dili öğrenmek, o dili bilen insanlarla iletişim kurabilmek demektir. O nedenle “Bir lisan, bir insan” sözü manidardır.
Ancak dil yalnızca bir iletişim aracı değildir. Aynı zamanda bir toplumun kültürünü, inancını, yaşam tarzını, hayat anlayışını ve düşünüş biçimini taşıma aracıdır. Örneğin; Japoncayı bilmek Japon kültürünü bilmeyi, bir Japon gibi düşünebilmeyi, Japon yaşam tarzını kavramayı gerektirir.
Daha da ötesi dil günümüzün modern dünyasında ciddi bir politik araç olarak kullanılmaktadır. Özellikle büyük devletler kendi dillerini yaymak, başka ülkelerdeki gençleri kendi ülkelerine çekmek, kendi yaşam tarzlarını ve düşünüş biçimlerini öğretmek için yoğun çaba harcamaktadırlar. Bugün görüyoruz ki pek çok ülkede, Fransız kültür merkezleri, Konfüçyüs Enstitüsü adı altında Çin kültür merkezleri, British Time adı altında İngiliz kültür merkezleri ve çok sayıda Amerikan Kültür merkezleri bulunmaktadır.
Ayrıca bu ülkelerin pek çok özel okulları, kursları, eğitim merkezleri açtıklarını görüyoruz. Hatta dil eğitimi ya da üniversite eğitimi adı altında Batılı ülkelere öğrenci taşımak için firmalar, ajanslar ve danışmanlık merkezleri kurulduğunu görüyoruz. Birçok üniversitenin daha kaliteli oluyor diye yabancı dille eğitim verdiğini görüyoruz.
Bütün bunlar kuşkusuz masum amaçlar taşımıyor. Büyük devletlerin kendi dil ve kültürlerini yaymak yoluyla kendilerine bağımlı, kendilerine hayranlık duyan, kendilerini model alan gençler devşirdiğini görüyoruz. Daha da ötesi bu gençler günün birinde önemli makamlara ve koltuklara geldiklerinde onların politikalarına ve projelerine hizmet etmeye başladıklarını görüyoruz. Bütün bunlardan dilin önemini bizlere yeni kapılar ve ufuklar açtığını, yeni bilgi kaynaklarına ve yeni insan topluluklarına ulaştırdığını görüyoruz. Amaçsız bir dil öğrenmenin kişiye faydasının olmadığını, o nedenle bir dil öğrenmek istiyorsak öncelikle onu ne için öğrenmek istediğimize karar vermeliyiz. Örneğin, Mühendis iseniz ve yeni teknolojileri öğrenmek istiyorsanız bir dil öğrenebilirsiniz. Doktorsanız bir dil öğrenebilirsiniz. Çünkü her kültür, kendi diliyle öğrenilir. İslam kültür ve medeniyeti de ancak bu medeniyetin ortak dili olan Arapça ile öğrenilir. Dini konularda halkımızı aydınlatacak din adamlarımız her şeyden önce Arapça olan Kur’an ve sünnet gibi temel kaynaklar ile, bunları açıklamak amacı ile yine Arapça olarak yazılan metinleri doğru bir şekilde anlayabilmek için Arapçayı iyi bilmek durumundadırlar. Bu dili iyi bilmeyen bir din adamının durumu zorunlu olan malzemeyi temin etmeden bina yapmaya kalkışan bir ustanın durumuna benzer. Öyle bir ustanın sağlam ve güzel bir ev yapma imkânı olmadığı gibi Arapçayı öğrenmeden yetkin bir din adamı olmak; sağlıklı inceleme ve araştırmada bulunmak da kanaatimizce imkânsız görünmektedir. Bu bakımdan yeni yetişmekte olan öğrencilerimizin Arapça öğrenimine önem göstermeleri gerekmektedir.
Şunu bilmeliyiz ki, Arapça’nın diğer dillere benzemeyen yönleri vardır. Çünkü, diğer dillerde harf ve hareke birlikte yazıldığından kısa sürede okumayı öğrenen kişi, manasını anlamasa bile metni doğru okuyabilmektedir. Arapça’da ise durum böyle değildir. Zira mana + okumadan ibaret olan Arapça’nın öğrenilmesi işin uzunca sayılabilecek bir süreyi bu dili doğru okuyabilmek için, zorunlu olan kaide ve kuralların öğrenimine harcamak gerekmektedir. Ancak bundan sonra Arapça diğer ilimlere bir basamak oluşturabilir. Arapçayı asıl önemli kılan ve küresel bir iletişim aracı haline getiren ve tüm Müslümanları birleştiren hiç şüphesiz ki İslam’dır.

1-) Arapça Kur’an’ın dilidir. Allahu Teâlâ şöyle buyurmuştur: “Muhakkak ki biz O’nu Arapça Kur’an olarak indirdik; ta ki anlayıp kavrayasınızböylece siz akıl edersiniz.”(Yusuf: 2)

2-) Arapça Sünnet’in dilidir. Resulullah sallallahu aleyhi vesellem Arapların en fasihi idi.

3-) Arapça İslam devletinin ilk resmi dilidir. Resulullah sallallahu aleyhi vesellem Medine’de ilk İslam’i devleti kurduğu zaman arapçayı devletin resmi dili yapmış, yabancı dil bilen devlet görevleri bulunduğu halde, tüm diplomatik yazışmaları Arapça yapmıştır. Değişik ırklardan, renklerden ve dillerden oluşan Müslümanları bu sayede bütünleştirmiş, onlara gerçek anlamda ümmet kimliği kazandırmış. Allahu Teâlâ’nın emrettiği gibi Müslümanlar arasında bir kardeşlik ve sevgi bağı olmuştur.

4-) Arapça, İslam fıkhı’nın, İslam tarihi’nin, İslam’i ilimlerin ve İslam’i kültürün dilidir. Çünkü asırlar boyunca tüm İslam’i eserler Arapça yazılmıştır. Usül, tefsir, hadis, tarih, edebiyat, kültür, sanat gibi her alanda verilen kıymetli eserler hep Arapça yazılmıştır.

5-) Arapça, İslam’i içtihadın dilidir. Çünkü İslam’ın şer’i delil kaynaklarından hüküm istinbat edebilmek için Arapça olmazsa olmazdır. Çünkü şer’i delillerin delaletlerini, mefhumlarını, manalarını Arapça bilmeden anlamak mümkün değildir.
6-) Arapça, İslam’da eğitimin dilidir. Asırlar boyunca İslam âleminde eğitim veren tüm eğitim kurumlarında eğitim Arapça verilmiş, bu kurumlardan mezun olanlar Arapça bilerek mezun olmuşlardır. Toplum içinde düzenlenen ders halkaları, hitaplar, hutbeler gibi tüm faaliyetler Arapça yapılmıştır. O nedenle bugün Müslümanların tüm dillerinde çok sayıda Arapça kelime yer aldığını görüyoruz. Cumhuriyetin kuruluş yıllarında Arapçaya karşı şiddetli bir savaş açılmış olmasına rağmen, halen dilimizde çok fazla sayıda Arapça kelime varlığını sürdürmektedir.

7-) Arapça, davetin ve tebliğin dilidir. İslam tarihi boyunca fetihler yoluyla tüm dünyaya taşınan İslam ile Arapça da taşınmıştır. O nedenle bugün görüyoruz ki fetihler gerçekleştiği zaman İslam ile birlikte Arapçanın güçlü bir şekilde taşındığı topraklar ile zayıf bir şekilde taşınan topraklar arasında önemli bir fark vardır. Bu farkı, Balkanlar’daki Müslümanların İslam’a bağlılığı ile Orta Asya’daki Müslümanların İslam’a bağlılığı, Kuzey Afrika’daki Müslümanlar ile Uzakdoğu Asya’daki Müslümanlar veya Türkiye’deki Müslümanlar ile Pakistan’daki Müslümanlar arasındaki farktan gayet açık bir şekilde görmekteyiz.

8) Arapça, İslam’da ibadetin dilidir. Ne olursa olsun her Müslüman ibadetlerini Arapça eda eder. Kur’an okumada, namazda, ezanda ve duada, hacda ve umrede, düğünde ve cenazede, iyilik ve musibette, hastalıkta ve sağlıkta, şükürde ve hamd de hep Arapçayı kullanır. Bunun en açık örneği tüm İslam âlemi çapında ezanın, selâmın, tesbihin, tehlilin, tahmidin ve tebliğin tüm Müslümanlar için aynı anlamı taşımasında ileri gelir. Dünyanın neresine giderseniz gidin, bir Müslümanla karşılaştığınızda Selâmun Aleykum dediğinizde hep aynı karşılığı alırsınız.
Bütün bu özelliklerden dolayı Arapça, esasen Arapların dili olmaktan öte, artık İslam’ın ve Müslümanların dili haline gelmiştir. Çünkü İslam yalnızca Araplara gelmemiştir. Kıyamete kadar her zamanda, her mekânda, her ırkta ve milletten tüm insanlara gelmiştir. O nedenle tüm ulema Arapça öğrenimini farz görmüştür. Kimileri Farz-ı Ayn, kimileri Farz-ı Kifâye demişlerdir. Çünkü Arapçasız bir İslam düşünülemez, varlığını sürdüremez. İşte bunun içindir ki asırlar boyunca Haçlıların ve Oryantalistlerin Arapçaya yönelik tüm saldırılarına rağmen, Arapça nispeten sarsılmışsa da Resulullah sallallahu aleyhi vesellem zamanındaki safiyetini korumaya devam etmektedir. Bunun en açık örneği Osmanlıcanın yok oluşudur. Yaklaşık 6 asır boyunca dimdik ayakta kalan Osmanlıca bir gecede yok edilmiş, latince gibi ölü bir dil haline gelmiştir.
Arapçanın gücü burada açıkça görülmektedir. Kitabın korunmasından kasıt tarihi bir eser gibi raflarda ya da müzelerde saklanması değildir. Bilakis manasıyla, mefhumlarıyla, dalaletleriyle, hükümleriyle ve delil niteliğiyle korunması demektir ki bu aynı zamanda Fasih Arapça’nın da koruma altına alınmasıdır.
Dikkat ediniz, dünya hâkimiyetini sağlayan herhangi bir devlet ilk olarak dilini yayar. Persler dünyanın birinci devleti iken Farsça, Romalılar zamanında latince, Resulullah sallallahu aleyhi vesellem’in kurduğu İslam devleti zamanında Arapça, Osmanlı yıkıldıktan sonra egemen olan İngilizler zamanında İngilizce, Sovyetler Birliğinin egemen olduğu bölgelerde Rusça, Afrika’daki Fransız sömürgeciliği döneminde Fransızca, Çin’in ekonomik yükselişiyle birlikte Çince ve Amerika’nın süper güç olduğu günümüzde İngilizce dünyanın en çok rağbet gören dilleri olmuştur. O nedenle dünya hâkimiyeti ile dil arasında güçlü bir bağ vardır. İslam devleti Allah’ın izniyle kurulduğu zaman, tüm Müslümanların birliğini sağlayacak olan Arapça dili, eğitim, öğretim ve devletin resmi olmayan en evla lisandır. Koca kâinatı “ol” emri ile var eden yüce Allah; istediğini istediği zaman yapmaya muktedir olandır.
Ey Müslümanlar arasında vahdeti seven Rabbimiz! Sen Müslümanlar arasındaki ayrılıkları sonlandır ve bütün Müslümanları tek bayrak ve tek çatı altında toplanmalarını kolaylaştır. Allahumme Amin…