Yalnızlıktır, itilip kakılmaktır, sahip çıkılmamaktır kimse tarafından yetimlik…

Üzülmektir, teselli bulamamak ve kalbin büyüdükçe boşluğunun da büyümesidir yetim olmak…

Etrafının kalabalık olup, kimsesiz gibi büyümektir yetimlik…

Yetim olmak, anne babanın yokluğu değil, varlıkları içinde yoklarmış gibi büyümektir…

Bugün acırız anne babasını kaybetmiş yetimlere. Ama asıl acınacak olan, anne babası yanındayken yetim gibi yaşayan, öyle muamele gören kendi evlatlarımızdır da farkına varmayız. İnsan kendi dibinde olanları daha zor görür ya, ondan belki de bu yaşananlar. Ama her geçen gün, çocuklarımızı ihmal ettiğimiz, bize ve şefkatimize ihtiyaç duyduklarında yanlarında olmadığımız anlarda, terk ediyoruz onları yetimlik hissiyatına aslında…

Günün tüm saat ve dakikalarında gardiyan misali çocukların başında olmaktan bahsetmiyorum. Sürekli yanlarında durup, arkadaş edinmelerine bile fırsat vermeden, her şeylerine müdahil olmak da değil mesele… Meramım odur ki, ihtiyaç duyduklarında ve yanlarında olmamız gereken zamanlarda çocuklarımızı yalnızlık çukuruna terk etmemektir. Ve dahi, onları kendi hallerine bırakmadan yanlışlarını düzeltmeye üşenmemek, doğru yaptıkları şeyler de “yine mi” demeden onları desteklemeye devam etmekten bahsediyorum. Bazı şeyleri tecrübe etmelerine fırsat verip, her şeylerine müdahil olmayacağız elbette. Ama dünya meşgalesine dalıp, “anne babalı yetimler” güruhuna bir nefer daha eklememeliyiz.

Günümüzde imkânlar eskisi gibi değil. Hemen hemen her aile çocuğunu en azından yılda bir tatile götürme, ailecek güzel vakit geçirme imkânı bulabilmektedir. Hiç olmazsa birkaç saat hoş vakit geçirecekleri umumi parklardan istifade edebilmektedir. Öyle değil mi? Ama gelin görün ki ailecek vakit geçirmek için gidilen mekânlar, anne babalı yetimlerle doludur. Çocuklar bir tarafta çizgi film kanallarında fıtratına ters bir şeklide oyundan uzak kaybolup giderken, diğer tarafta anne babalar da aile mahremiyetini tamamen bozan filmler seyrederek vakit geçirmektedir. Etrafınıza bakın. Eşiyle sohbet ederken çocukların da onları mutlulukla seyre dalıp gönül rahatlığı ile oyun oynadığını gördüğünüz kaç aile kaldı? Anne babalar ya telefonla, ya da boş filmlerle vakit geçirir hale gelmişlerdir. Ailecek oturup faydalı sohbetlerde bulunan ya da her bir bireyine bir şeyler katacak programların seyredildiğini görebiliyor musunuz?

Bizim ailecek yapılacak ve herkesin zevk alarak vakit geçirdiği zamanlara ihtiyacımız var. Bizim pahalı, cafcaflı oyun ve eğlencelerle dolu yerlere değil, kaliteli zaman geçirmeye ihtiyacımız var. Buna çocuklarımızın daha çok ihtiyacı var. Bizim, ailesi olmadan, eşi olmadan arkadaşlarının davetini kabul etmeyen babalara ihtiyacımız var. Peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellem eşi olmadan davet edilen yerlere gitmeyi kabul etmezdi. Bazı babaların eşlerinin ve çocuklarının kendilerinin içinde bulunduğu İslâmi çalışmalara dâhil olmadıklarından şikâyet ettiklerine şahit oluyoruz. Bu şikâyette bulunan bir eş, önce hanımını ve çocuklarını böyle ortamlara ne kadar dâhil etmeye çabalayıp çabalamadığına bir bakmalıdır. Aynı şekilde anneler, ilgilendiği etrafındaki insanlar kadar çocuğuyla ilgileniyor mu? Ya da bebekliğinden itibaren sabrını kuşanarak yaptığı çocukluklardan şikâyet etmeden hep birlikte İslâm’ın anlatıldığı, İslâm ahlakının konuşulup uygulanmaya çalışıldığı ortamlara götürmekten usanmadıkları oldu mu? Samimi olalım. Eğer dinimizde, inancımızda ve gittiğimiz yolda samimi isek, önce çocuklarımıza sabrederek ve onları böyle ortamlardan mahrum etmeden yolumuza devam edeceğiz. Elbette ki çocuklarımızın iştirak edemeyeceği bazı yerler olabilecektir. Bu durumlarda onların katılamayacağı bir mekân olduğunu söyleyip güzelce izah edeceğiz. Ama bu izahın tesir etmesi, gidebilecekleri İslâmi ortamlardan onları mahrum etmemeye bağlıdır. Onlara İslâm’ı ve Müslümanları böyle sevdirmeye başlayacağız. İş tamamen bununla bitmiyor elbette. Ama bu ilk adımımız olacaktır.

Hep ifade ettiğimiz gibi çocuklarımıza pratik örneklikten başka şekilde bir şeyler öğretmemiz mümkün değil. Öyleyse bırakın sizin faydalandığınız güzel ortamlardan faydalansınlar. Fedakârlığı, çekilen zorlukları görsünler. Herkesin böyle güzel ortamlardan istifade etme imkânı olmayabilir. Ama en büyük zenginlik olan İslâm’da çareler tükenmez. Güzellikler, huzur ve mutluluk ortamlarını biz oluşturacağız. Haftada bir, en azından iki haftada bir hadis, kuran sohbetleri oluşturacağız evimizde. İslâm’ı biz de yeni öğreniyorsak en azından namazgâh kılacağız evlerimizi. Cemaatle namazın bereketini, mutluluğunu yaşatacağız çocuklarımıza. Ama içinde Allah’ı zikre dair hiçbir şey olmayan harap olmuş evlerden ırak olsun yuvalarımız. İçinde sadece şeytani haz ve düşüncelerin cirit attığı huzursuz ve nesilleri dünyevileştiren evlerden olmasın yuvalarımız. Çocuklarımız oyalanıp, bizi meşgul etmesinler de, denilerek şeytana teslim edilmiş nefisleriyle baş başa bırakılan sonra da yanlış yola saptıklarında suçlamalarla karşılaşan ne yapacağını şaşırmış, ortada kalmış ve kafası karışık anne babalı ama gerçek yetimlerden olmasın evlatlarımız. Sahip çıkalım çocuklarımıza. Kafa yoralım ahiretleri için. Oyalamayalım onları dünya ile… Meşgul edelim kirlenmemiş zihinlerini sadece Allah ile. Bunun için fedakâr, samimi, cömert, olgun ve her daim okumaktan ve kendini yenilemekten usanmayan anne babalara gerçekten çok ihtiyaç var.

Anne baba olmak sadece doğurup, yedirip giydirmekle olmaz. Onların sevgimize, terbiyemize, örnekliğe, ıslah olmuş ve ıslah eden ortamlara ve buna teşvik eden, bu ortamlardan ayrılmayan ebeveynlere ihtiyacı var. Gücümüzün yettiği anda, onlarla birlikte Allah’ın evini ziyaret edelim. Tattıralım onlara da ibadetin, Allah’a, onun evine ve peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’e yakın olup, sünnetini orada pratik olarak ailecek yaşamanın zevkini. Hani bizden bir parçalar ya. Hani etle tırnak gibi ayrı kalsak canımız yanıyor ya. Öyleyse ibadetlerde de hayatın içinde de ayırmayalım kendimizden onları. Hep birlikte bu dinin çekelim cefasını. Hep birlikte yaşayalım ibadetlerin hazzını. Onları şeytanla baş başa bırakıp kendimiz Allah için bir şeyler yapmaya kalkarsak, sonradan neden bu çocuk yanlış yolda diye hayıflanmayalım. Önce kendimiz Allah yoluna adanalım, yanalım, kavrulalım. Çocuklarımızın da bizimle beraber bu yolda yorulmasına fırsat verelim, izin verelim. Evlerimiz birlikte İslâm’a adanmış, birbirine kenetlenerek bu yoldan ayrılmayan güçlü, sevgi dolu, huzurlu ve namazgâh yuvalardan olsun. Allah bizi anne babalı yetimler büyütmekten muhafaza buyursun. Vel hamdü lillahi Rabbi’l alemin…