Geçtiğimiz günlerde Amerika Birleşik Devletleri Senato İstihbarat Komitesi Dünya’nın gözünün içine bakarak yaklaşık 6 bin sayfalık işkence raporunu yayınladı. Bu 6 bin sayfalık işkence raporu sadece gün yüzüne çıkanlar. Amerika’nın daha gün yüzüne çıkmayan Irak’ta, Afganistan’da ve adını dahi sayamadığımız veya bilmediğimiz ülkelerde kendisi gibi düşünmeyen, kendisi gibi yaşamayan, kendisi gibi inanmayan halklara, insanlara kim bilir daha kaç bin sayfalık işkence uyguladı. Baskı, zulüm ve işkence uygulamaktan geri durmayan Amerika cüretkâr ve kibirli tavrıyla “Geçmişe değil, geleceğe bakalım” diyerek yapılanları aklamaya çalıştı.

Peki, nedir işkence? İşkence, ister fiziksel olsun ister ruhsal, bir göz korkutma, caydırma, intikam alma, cezalandırma veya bilgi toplama amacı olarak bilinçli şekilde insanlara ağır acı çektirmekte kullanılan her türden edimlerdir. Birleşmiş Milletler’in İşkenceye Karşı Konvansiyonunu imzalayanlar hiç kimseye, cezalandırmak, itiraf ya da bilgi almak, onlara ya da üçüncü şahıslara baskı yapmak amacıyla kasten acı ve ıstırap çektirmeyeceğine söz verir. Ancak Uluslararası Af Örgütü gibi kuruluşlar her üç ülkeden ikisinin istikrarlı bir şekilde bu konvansiyon ve anlaşmaların ruhuna uygun davranmadığını bildirmekteler.

Bizlerin şunu iyi bilmesi gerekir ki haksızlığa, işkenceye, baskıya, zulme, insan hakları ihlallerine, etnik ayrımcılığa, işgallere, mazlum ve masum insanlara dönük toplu katliamlara engel olmak, mazlumlarla dayanışma içerisinde bulunmak, bırakın aydın olmayı, insan olmanın bir gereğidir. Amerika’nın yapmış olduğu zulümlere, işkencelere, işgallere sadece insanlığımız gereği engel olmamız lazım.

Yemen’li Samir Mukbel, tam 13 yıldır hakkında hiçbir suçlama olmadan Guantanamo Hapishanesi’nde tutulmakta. 1977 doğumlu Mukbel, Pakistan’ın Afganistan sınırında pasaportu çalındığı için konsolosluktan yardım istediği sırada kaçırılır. İki ay Afgan hapishanelerinde kaldıktan sonra ABD’ye teslim edilir. Ocak 2002’de Guantanamo’ya giden ilk uçakta yer alan kişilerden biridir. Bin Ladin’e çalışmadığı anlaşılır, 2009’da hakkında “serbest bırakılabilir” kararı çıkar. Fakat o karar uygulanmaz.
Mukbel yaşadıklarını avukatına ulaştırdığında, ortaya kocaman bir belgesel işkence romanı çıkmakta:
“Hücre kapısı açılıyor. Yeni seans başlıyor, üst üste yapılan 100’üncü seans olsa gerek. Maruz kaldığım ilk sorgu periyodu sanırım, tam üç ay sürmüştü. İki ayrı sorgucu ekibi vardiyayla çalışıyordu, gece ve gündüz. Her seans beni uyandırmak için bağırmaları ile başlıyor. Daha sonra suratıma ve sırtıma vuruyorlardı. O kadar uykuya muhtaçtım ki başım sanki yüzüyordu. Bu odanın tüm duvarlarına fotoğraflar yapıştırılmıştı.
Benden fotoğraftaki kişilerin kimliğini vermemi talep ediyorlardı ama ben onları tanıyıp tanımadığımı kestirebilmek için bile zar zor odaklanabiliyordum. Bağrışlar ve hakaretler yükseliyor, ardından köşedeki bir adama başlarıyla işaret veriyorlar. Koluma bilmediğim bir maddeyi iki kez enjekte ediyor. Son bildiğim şey bu.
O dondurucu soğuk hücre. Hücre kapısı açılıyor. Bu sefer gardiyanlar sanki vahşi hayvanlar gibi korkunç bir korna sesi çıkararak içeri giriyorlar.

Tüm bu olanları protesto etmek adına bana getirdikleri azıcık yemeği yemeyi reddetmeye çalıştım. Sorgucu bana güldü, sonra sinirlendi, yüksek sesle küfretmeye başladı, orda yemek tepsisini kafamdan aşağıya boşalttı. Köşedeki adama beni damardan beslemesini söylediler. Kanatana kadar iki farklı yerden koluma tüp taktılar.
Dondurucu soğuk hücre… Kapı açılıyor. Bu sefer gardiyanlar beni yere iterek sırtımda tepiniyorlar. Sorguculara artık yemek yememeye devam edemeyeceğimi söylüyorum. Yemeği yere atıyorlar ve bana bir domuz gibi yememi söylüyorlar. Tuvalete gitmeme izin vermiyorlar. Daha da acı verici hale gelmesini izliyorlar, çevirmen altıma işersem, bana nasıl tecavüz edeceklerini anlatırken gülüyorlar.
Dondurucu soğuk hücre… Hücrenin kapısı açılıyor.Ayağa kalkıp Amerikan bayrağını selamlamaya zorluyorlar. Sinema odasını andıran bir yerdeyim, diğer mahkûmların işkenceye uğradığını gösteren videolar izlemek zorunda bırakılıyorum. Sonra onlar için dans etmem gerektiğini söylüyorlar, onlar ayağımdaki zincirleri çektikçe daireler çizerek dolaşmamı istiyorlar. Her karşı koyuşumda en özel yerlerime dokunuyorlar.
Dondurucu soğuk hücre… Kapı açılıyor. Yağmur yağmış ve her yerde çamur birikintisi var. Zincirlerle bağlı olduğum için yürüyemiyorum, beni bile bile çamurların içinde sürüklüyorlar.
Şimdi pornografi odasındayım. Her yerde korkunç fotoğraflar. Birinde, bir adam ve eşek var. Beni çırılçıplak soyuyorlar ve dinimi aşağılamak için sakalımı kesiyorlar. Pornografik kadın fotoğrafları gösteriyorlar. Farklı hayvanların seslerini çıkarmamı istiyorlar, reddettiğimde bana vuruyorlar. Seans üstüme soğuk su dökmeleri ile bitiyor.
Saatler sonra hücremde beni neredeyse donmuş halde buluyorlar. Doktor, gardiyanlardan beni acilen kliniğe getirmelerini istiyor, orada battaniye veriliyor. Önümüzdeki saatler boyunca ısınırken beni gözlüyorlar. Sadece sorguya geri dönmeme izin verecekleri anı bekliyorlar.”
Amerikalının çirkin yüzü; ne ülkenin siyah çocuklarını boğazlamaktan kızarmakta ne de işkencelerden. İşimize bakalım deyip kaldıkları yerden devam ediyorlar.

Fakat nefret medeniyetini büyüttüklerinin farkında değiller işte.

Raporda işkence yöntemleri arasında dikkat çeken 10 tanesi şöyle:

1- MAKATTAN BESLEME

Rapora göre en az 5 tutukluya, ‘’rektal yoldan besleme ve susuzluğu giderme’’ yöntemiyle işkence edildi. ABD savaş gemisini bombalamakla suçlanan Abdulrahim el-Nashiri’nin makattan yemek verildiği sırada başı gövdesinden aşağı seviyede tutulduğu bilgisine yer verilen raporda, diğer esir Mecid Han’ın da humus, soslu makarna, çerez ve kurum üzüm ile makattan beslendiği belirtildi. Raporda işkenceden sonra Mecid Han›ın bileklerini kemirerek intihara kalkıştığı da detaylı bir şekilde anlatıldı.

2- HİPOTERMİ İLE ÖLDÜRME

Tutuklulardan Gül Rahman 2002 yılında Afganistan’da CIA’ın kontrolündeki Salt Pit hapishanesinde hipotermiden (susuzluktan) ölü şekilde bulunmuştu. Rahman’ın ölümüne ilişkin detaylı bilgilerin de yer aldığı raporda, CIA, Rahman’a 48 saat uykusuz bırakma, aşırı sesle müzik dinletilmesi, karanlık odada bekletme, soğuk suda bekletme gibi yöntemleri uyguladı.

3- SUDA BOĞMA YÖNTEMİ

Rapora göre, El Kaide zanlısı Ebu Zübeyde’nin yanı sıra Şeyh Halid Muhammed de suda boğulma hissi uyandıran sorgu tekniğine (waterboarding) çok kez maruz kalandı. Raporada Zübeyde’nin suyla işkenceye maruz kaldığı anlardan birinde tamamen etkisizleştiği ve ağzından köpükler çıkmaya başladığı anlatıldı.

4- 180 SAAT UYKUSUZ BIRAKMA

Raporda, bazı tutukluların bir haftaya (180 saat) kadar uykusuz bırakıldığı bilgisi de yer alıyor. Tutukluların uyumasını engellemek için sürekli yüksek sesle müzik yayını yapılması, hücrelerin kasten soğuk tutulması gibi uygulamalardan bahsedilirken işkenceye maruz kalanların halüsilasyon gördüğü belirtiliyor.

5- RUS RULETİ

CIA yetkililerinin tutuklulara Rus Ruleti oynatarak psikolojik baskıyla bilgi almaya çalışması da raporda yer alan bir diğer işkence yöntemlerinden.

6- FİZİKSEL İŞKENCE

ABD savaş gemisini bombalamakla suçlanan Abdulrahim el-Nashiri’nin elleri başının üzerinde kelepçelenmiş bir şekilde iki buçuk gün boyunca tutulduğu raporda detaylı bir şekilde anlatılıyor.

7- TUTUKLULARI TEHDİT ETME

CIA yetkililerinin tutukluları ailelerine zarar vermek ve annelerine tecavüz etmek gibi şeylerle tehdit ettikleri de raporda yer aldı.

8- DEPRESİF MÜZİK DİNLETME

Raporda tutuklulara umutsuzluk hissi vermek için kesintisiz olarak yüksek sesle müzik dinletildiği belirtiliyor.

9- DIŞKILARIYLA YAŞATMA

Bin Ladin’in koruması olan Redha al-Najar’ın 22 saat boyunca aralıksız elleri yukarıda kelepçeli olarak bırakıldığı ve kendi üzerine işemeye ve dışkılamaya mecbur bırakıldığı belirtiliyor. Daha sonra da dışkılarının temizlenmeyerek Najar’ın dışkılarıyla birlikte yaşamaya mecbur bırakıldığı bildiriliyor.

10-BÖCEKLİ KUTUDA BEKLETME

El Kaide zanlısı Ebu Zübeyde, 2002 yılında Afganistan’da uzun süre kutularda mahsur bırakıldı. Zübeyde’nin böceklere karşı fobisi olduğunu bilen CIA, Ebu Zübeyde kutularda tutulduğu esnada içlerine böcek attı.
İşte insanlığa kaybedilmiş haklarını geri kazandıracağını iddia eden mim’siz, medeniyet. Kendilerine hizmet etmeyen insanlığa takındıkları tavrın acısı bir yana, bu vahşi yapıya destek veren, hayatın onlarla ıslah olacağını sanan Müslümanların içinde bulunduğu gaflet uykusunun acısı bir yana…