21. yy’ın ezilen, hor görülen, her türlü zorbalığa maruz kalan ve kanı hiçe sayılan mazlum çocuğu biz Müslümanlar, üzerimizdeki kara bulutları dağıtamamanın aczini tüm zerrelerimizde hissedip üzüntüden bitap düşerken diğer yandan da en güçlünün yanında olmanın gururunu yine tüm zerrelerinde hisseden taraf olmalıyız. Zira öylesine yüce bir mabuda ibadet eden, öylesine doğru bir yola ölesiye baş koyan yolcularız ki bunun şerefini yaşamak en tabii hakkımızdır. Bu hak elbette şahsi özelliklerimizden değil, sarsılmaz dinimiz olan İslam’ın bize sunduğu izzetten dolayıdır. İnsanlık tarihine baktığımızda tüm gücü ve şaşasına rağmen yok olup giden, geride isimlerinden başka hiçbir şey bırakamayan onca millet, medeniyet görürüz. Ama Millet-i İslam’a göz kulak kesildiğimizde karşımızda metanet, dirayet, sabır ve selamet dolu bir geçmiş ve gelecek buluruz. Tarih boyunca nice milletler, başka milletlerin düşmanlıklarına hedef olmuş, ama bunların hiçbiri İslam’ın maruz kaldığı boyutlara ulaşamamıştır. Zira tüm insanlık, Hz. Peygamber’in(sav) önceden haber verdiği gibi aç kurtların yemek çanağına saldırdıkları gibi İslam’a saldırmış, İslam’ın kökünü kazımak için her türlü mücadelenin fitilini ateşlemiş ve O’na karşı adeta tek yumruk olmuştur. “Onlar ağızlarıyla Allah’ın nurunu söndürmek istemektedirler. Halbuki kâfirler istemeseler de Allah nurunu tamamlayacaktır.” (Saf, 8)

Cılız bir rüzgârın kocaman bir kayadan götüreceği toz ne kadar ise onların İslam’dan götürebilecekleri de ancak o kadardır. Her şeyi kuşatan ateşi, nefesiyle söndürmeye çalışan bir kimse ne kadar komik durumdaysa bu kimseler de en az o kadar komik duruma düşmektedirler. Kocaman bir okyanusu küçücük kayığıyla aşabileceğini düşünen bir kimsenin cehaleti ne kadar büyükse bu kimselerin cehaleti de en az o kadar büyüktür. Zira bu insanlar Allah’ın Müslümanlara olan vaadinin hak olduğunu tarihin şehadetiyle bilmelerine rağmen yine de köşeye sıkışmış bir kedi gibi ürkekçe saldırmaya devam etmektedirler.

Bir tarafta İslam’ı bitirmeye and içmiş böylesi insanlar varken diğer tarafta ise kendisini Allah’ın yoluna vakfetmiş, tüm benliğiyle bu davaya baş koymuş ve Allah tarafından İslam’ın muhafazasına vesile kılınmış yiğit Müslümanlar vardır. İşte, binlerce yıllık düşmanlığın ve topyekûn saldırının akabinde İslam’ın hala nasıl ayakta kaldığını merak eden zihinlerin aradığı cevap burada yatmaktadır.

İslam ümmeti öyle bereketli bir ümmettir ki; bağrında kendi yoluna binlerce başı olsa hepsini feda edebilecek yiğitler hiç bir zaman eksik olmamıştır. Allah’ın rızası uğruna her türlü fedakârlığı yapmanın derdinde olan bu yiğitler tarihte karşımıza kimi zaman dirayetli bir âlim kimi zaman şecaatli bir komutan kimi zaman da çalışkan bir davetçi olarak çıkmaktadır. İsimleri ve konumları her ne olursa olsun tüm bu insanları birleştiren ortak bir payda vardır: “Dini Allah’a halis kılan muhlisler olmak…”

“Ancak tövbe edenler, hallerini düzeltenler, Allah’a sımsıkı sarılanlar, dinlerini sadece Allah’a halis kılanlar; işte bunlar müminlerle beraberdirler ve Allah ileride bütün müminlere büyük ödül verecektir.” (Nisa, 146)

“Oysa kendilerine, dini yalnız Allah’a halis kılıp O’nu birleyerek Allah’a kulluk etmeleri, namazı kılmaları, zekâtı vermeleri emredilmişti. İşte doğru din budur.” (Beyyine, 5)

İhlas ile dini yalnız Allah’a tahsis etmek, Allah’ın dinin direklerinden olan namazdan, zekâttan öncelikli kıldığı bir emridir. Zira namaz da dâhil tüm ibadetlerin salahiyeti niyetin Allah’a halis olmasına bağlıdır. Çünkü Allah(cc) kullarından ancak ihlas ile yaptıkları ibadetlerini kabul edecektir. Bu açıdan, niyeti pisliklerden arındırıp tüm temizliği ve saflığıyla Allah’a sunmak kişinin dünya ve ahiret saadetinin kilit noktasıdır. Bunu başarmak ise gerçekten zor bir iştir. Çünkü ihlas nefse en ağır gelen iştir. Bundan dolayı denmiştir ki; ömründe yüce Allah’ın rızası için tek bir halis an geçirmiş olan kişi kurtulur.

İhlas, milyonlarca sıfırın başındaki 1 rakamı gibidir. İhlasla yapılmayan ameller Allah katında hiç bir değer ifade etmeyeceği gibi kişi için ahirette yürek acısı olacaktır. Ebu Hureyre(r.a) riyakâr şehit, âlim ve zengin’in nasıl hesaba çekildiğini anlatan hadisi her rivayet edişinde içinde bulunduğu zor durumdan dolayı bayılır ve suyla yüzünü yıkayarak kendine gelmeye çalışırdı. Yine onun aktardığı rivayete göre; bu üç riyakâr insan cehennem ateşinin kendileriyle tutuşturulduğu ilk kimselerdi. Dünya üzerinde o kadar zalim, kâfir, zani, hırsız varken cehenneme odun olacak ilk insanların âlim, şehit ve infak eden zenginlerden olması durumun ciddiyetini tüm çıplaklığıyla gözler önüne sermektedir.

O halde evvel emirde Müslüman’ın temel gayesi, daha çok namaz kılmaktan, zekât vermekten ya da daha farklı ibadetleri eda etmekten önce, ‘İdeal Şahsiyet’ olarak önünde tebaruz eden Muhlislerin vasfına sahip olabilmektir. Zira kalbin amelleri bedenin amellerinden önce gelmektedir.
Muhlis, dini Allah’a halis kılan, “Fena fillah” makamına ererek sadece Allah için yaşayan, tüm hareketlerinde O’nun sevgi ve rızasını kazanmanın peşinde olan ve kalbini bu duygunun dışında her türlü şeyden temizleyen kimsedir.

Muhlislerin Vasıfları

Kur’an ve sünnette muhlislere taalluk eden bazı vasıflar vardır. Bu vasıfları şu şekilde sıralamak mümkündür:

1- Muhlis, hayatını Allah’a adayan adamdır.

Muhlis için yaşamanın ve ölmenin Allah’ın rızasını kazanmaktan başka hiç bir gayesi yoktur. Onlar, bu hedefe ulaşmada nefislerini, mallarının feda etmede hiç bir sıkıntı duymazlar. Muhlisler, güne ‘Benim namazım, ibadetlerim, hayatım ve ölümüm, âlemlerin Rabbi Allah içindir.’ (En’am, 162 ) parolasıyla başlarlar. Çünkü onlar şu ayette tavsif edilen kimselerdir: “İnsanlardan öyleleri de var ki, Allah’ın rızasını almak için kendini feda eder. Allah da kullarına şefkatlidir.” (Bakara, 207)

2- Muhlis, elalemin değil el-Âlim’in sözlerini önemseyen adamdır.

“(Bunlar) Allah yolunda cihad ederler ve hiçbir kınayanın kınamasından korkmazlar (hiçbir kimsenin kınamasına aldırmazlar.) Bu, Allah’ın, dilediğine verdiği lütfudur. Allah’ın lütfu ve ilmi geniştir.” (Maide, 54)

3- Muhlis, musibetler karşısında “Allah’a aidiz, yine O’na döneceğiz” diyen adamdır.

“Onlar ki kendilerine bir musibet dokunduğu zaman «Biz Allah’a aidiz ve sonunda O’na döndürüleceğiz» derler.” (Bakara, 156)

4- Muhlis, kalbini tezkiye edip Allah ile itminana kavuşturan adamdır.

“Bunlar, Allah’ın zikri ile kalpleri huzura kavuşarak iman edenlerdir. Evet, bilin ki, kalpler ancak Allah’ı anmakla yatışır ve huzur bulur.” (Rad, 28)

5- Muhlis, şeytanın söz geçiremediği adamdır.

“(İblis) dedi ki: Rabbim! Beni azdırmana karşılık ben de yeryüzünde onlara (günahları) süsleyeceğim ve onların hepsini mutlaka azdıracağım! Ancak onlardan muhlis olan kulların müstesna…” (Hicr, 39-40 )

6-Muhlis, fitnelere karşı Allah’ın himayesine girmiş adamdır.

Allah(cc), kendi rızasına ermek isteyen kullarına ihlasları sebebiyle fitnelere karşı yardım etmektedir. Kur’an’da Allah’ın(cc) Yusuf’a(a.s) olan yardımının ihlasa bağlanması dikkate şayandır.

“Andolsun ki, kadın ona meyletti. Eğer Rabbinin işaret ve ikazını görmeseydi o da kadına meyletmişti. İşte böylece biz, kötülük ve fuhşu ondan uzaklaştırmak için (delilimizi gösterdik). Şüphesiz o ihlâslı kullarımızdandı”. (Yusuf, 24)

7-Muhlis, derdi ahiret olan adamdır.

“Kimin derdi ve gayreti dünya için olursa (kimin en büyük kaygısı dünyası ise), Allah onun işini aleyhine darmadağın eder, meşguliyetini çoğaltır, fakirliği gözlerinin önüne koyar, dünyadan eline geçen miktar ise kaderinde yazılandan fazla olmaz. Kimin de derdi ve gayreti ahiret için olursa (kimin en büyük kaygısı da ahiret ise), Allah, onun (dağınık) işini lehinde toplayıp düzeltir, kalbini zenginleştirir, kendisi yüz çevirdiği halde dünya nimetleri ona koşarak (kendiliğinden) gelir.” (Tirmizi, Kıyamet 30; İbn Mace, Zühd 2.)

8- Muhlis, Allah ile baş başa kalacağı anların gözetleyicisi olan adamdır.

Muhlis için hayatın en güzel anları rabbiyle baş başa kalıp tüm gönlünü O’na açtığı anlardır. Allah’ı gizli gizli zikretmek, tenha yerde yalvarmak ve gözyaşı dökmek muhlisler için tarifi imkânsız lezzetlerdir.

9- Muhlis, az amelle çok kazanan adamdır.

Amelde esas olan kemiyet değil keyfiyettir. Çok amel işlemek her zaman kurtuluşu gerektirmez. Bu nedenle Rasûlullah(sav) Muaz b. Cebel’e şöyle nasihatte bulunmuştur.

“Dinini ihlasla yaşa ki az amel sana yetsin.” (Münavi, Feyzul Kadir, I, 216)

10- Muhlis, bazen yattığı yerden kazanan adamdır.

Ebu Abdullah Cabir İbni Abdullah el–Ensari(r.a) şöyle dedi:
– Bir defasında Peygamber (sav) ile birlikte bir gazvede bulunuyorduk. Buyurdu ki:
– “Hastalıkları yüzünden Medine’de kalan öyle kimseler var ki, siz bir yolda yürüdüğünüz veya bir vadiyi geçtiğinizde, onlar da sizinle birlikte gibidir.” Bir başka rivayete göre: “Sevap kazanmada size ortak olurlar” buyurdu. (Müslim, İmâre 159)

11- Muhlis, arşın gölgesindeki 7 sınıf kimselerdendir.

“Başka bir gölgenin bulunmadığı Kıyamet gününde Allah Teâlâ, yedi insanı, arşının gölgesinde barındıracaktır:
– Adil devlet başkanı,
– Rabbine kulluk ederek temiz bir hayat içinde serpilip büyüyen genç,
– Kalbi mescitlere bağlı Müslüman,
– Birbirlerini Allah için sevip buluşmaları da ayrılmaları da Allah için olan iki insan,
– Güzel ve mevki sahibi bir kadının beraber olma isteğine “Ben Allah’tan korkarım” diye yaklaşmayan yiğit,
-Sağ elinin verdiğini sol elinin bilemeyeceği kadar gizli sadaka veren kimse,
– Tenhada Allah’ı anıp gözyaşı döken kişi.» (Buhari, Ezan 36; Müslim, Zekât 91;Tirmizî, Zühd 53)

12- Muhlis, her hareketini ibadete çeviren adamdır.

Niyeti halis olan kişi sanki elindeki aletle dokunduğu her şeyi altına çeviren kimse gibidir. Allah(cc) her işinde ihlası gözeten kulunun samimiyetine mükâfat olarak, yaptığı sıradan insani davranışlarına bile ecir vermektedir. Sa’d b. Ebi Vakkas’tan rivayet edildiğine göre Hz. Peygamber şöyle buyurmuştur:

“Allah’ın rızasını gözeterek yaptığın her harcamadan dolayı sevap alırsın, hatta eşinin ağzına koyduğun lokmadan bile. (Buhari, İman, 41, Cenaiz 36,)
Başka bir seferde de: Sizden birinizin eşi ile cinsi münasebette bulunmasında bile sadaka (sevabı) vardır. Ashab-ı Kiram (hayret ve de merakla) sordular: Ya Rasûlallah! Bizden biri cinsel arzularını tatmin eder de bu sebeple ona nasıl sevap verilir? (Pek tabi ki verilir. Ya sizlerden biri) zina yapacak olsaydı, yaptığı zinadan ötürü günaha girmeyecek miydi? Buna ne dersiniz? Bunun gibi, nikâhlı eşiyle cinsel ilişkide bulunduğu zaman da kendisine sevap verilir. (Mişkatü’l-Mesabih, Hadis no: 1898. Müslim, Zekât:52.)

13- Muhlis, Allah’ın dinde özel olarak diktiği fidanın ta kendisidir.

Dini Allah’a halis kılan Muhlislerin Rasûlullah’a(sav) şu hadisinde bahsini ettiği kimselerden olduklarını ümit ediyoruz:
“Allah’ın bu dinde diktiği fidanları hep bulunur, onları kulluğunda kullanır.” (İbni Mâce, Mukaddime,8; Ahmed, 17441) Başka bir rivayette “ Kıyamete kadar” ifadesi de vardır.

Hadiste dikkat edilirse, ağaç yerine fidan kelimesi kullanılmıştır. Fidan, ağacın en genç olanıdır ve büyümeye açıktır. Genç olması hasebiyle temizliği, umudu, hareketi simgeler, insanın yüreğinde yeni heyecanlar meydana getirir. Allah’ın fidanları ise; rabbimizin özel olarak yetiştirdiği, iman pınarından suladığı, takva/ ihlas gıdasıyla beslediği, şirk/küfür/nifak gibi her türlü zararlı unsurdan arındırılmış hususi mekânlarda yeşerttiği, İslam güneşini üzerine doğdurttuğu nadide fidanlardır. Günaha batmış toplumlarda bunca sene yaşayan biz Müslümanlar da bu fidanlardan olabilir miyiz bilemiyoruz ama rabbimizden temennimiz; bizleri de Selma-ı Farisi gibi önceki hayatına/tüm günahlarına bir çizgi çekip “Selman İbn’ü-l İslam” adıyla ömrünün ortasında yepyeni, tertemiz bir hayata yelken açıp İslam’ın fidanları olabilen mümin, muhlis kullarından eylemesidir…