De ki: “Çalışın; yaptıklarınızı Allah da, O’nun Rasûlü de, mü’minler de görecektir. Neticede, gaybı da şahadeti de (duyu ötesini de, duyuların algı sahasına gireni de) bilen (Allah’ın) huzuruna iade edileceksiniz. O da, bütün yaptıklarınızı tek tek size bildirecek ve karşılığını verecektir.” 1

Yukarıdaki ayeti kendine rehber edinmiş bir şahsiyet!

Hayatını kimseye göre şekillendirmeye çalışmayan, her zaman doğru gördüğünü ve doğru bildiğini savunan hiçbir zaman doğru bildiğini söylemekten çekinmeyen defaaten bunu tekrarlamaktan geri durmayan, istediği oluncaya kadar geri adım atmayan ve her neye mal olacak olursa olsun onu gerçekleştirmeye ve yapmaya çalışan dava önderlerinden bir şahsiyet! Zafer MERT.

Adı gibi mert, fedakâr, çalışmayı ve iş yapmayı seven, ümmetin geleceği için daima vazifeden vazifeye koşan, işi ağırdan almayan, kendini pahalıya satanlardan değil işin altına el atanlardan, gerektiğinde sırtında çuval taşıyan, gerektiğinde her türlü ameleliğe razı olan, Peygamber aleyhiseselâm’ı kendine örnek edinmiş kardeşim!

SENİN hakkında bu sözleri söylemenin doğru olmadığını bilsem de yine de senden çekinerek ve sana imrenerek bu sözleri haya içinde söyleme cesaretini kendimde buluyorum. Rabbimin “Allah yolunda öldürülenlere; onlar ölülerdir demeyin. Bilakis onlar diridirler. Fakat siz anlayamazsınız.” 2 buyruğunda olduğu gibi senin bu halini belki de anlayamamış olmamın gafleti içinde ölü olmayan kardeşimin sanki yüzüne karşı bu sözleri söylemenin mahcubiyeti içinde seni yüceltmek için değil, örnek şahsiyetini seni tanımak isteyenlere anlatmak için bu sözlerimi yazıyorum. Umarım Öncelikle Rabbim, ardından da sen beni mazur görürsünüz.

Senden öğrendiğim en önemli ilk ders; başkasının oturup çalışmaması ve hiçbir şey yapmaması karşısında karamsarlığa kapılmadan kendi işine odaklanmanın gerekliği olmuştu. Canımım çok sıkkın olduğu bir zamanda sizinle aynı sorumluluk ve mesuliyet altında bulunan insanların sizin gibi işini önemsememesi ve geçiştirerek adam akıllı işini yapmaması karşısında karamsarlığa kapıldığım bir anda bana ne güzel nasihat etmiştin. Daha dün gibi aklımda söylediklerin…

“Herkes kendi yaptıklarından sorumlu olacaktır. Başkasının vazifesini ihmal etmesi veya gerektiği gibi özenle ve hakkını vererek yapmaması onunla Rabbi arasında olacaktır. Sen kendi işini en güzel yapmaya bak. Seni kendi amelinle sorumlu olacaksın. Başkasının bu halde olması seni de aynı şeyleri yapmaya sevketmesin.” 

Bu hakikatleri bilmeme ve belki de başkalarına bu nasihati benim de yapmama rağmen senin söylediğin bu sözler bende o güne kadar bu kadar etkili olmamıştı. Bilmenin belki de yüzlerce kez görüp işitmenin ehemmiyeti bu ilahi düsturlarla karşı karşıya kalıp bizzat o ortamı yaşamadıkça ve bu ayetler ve hadislerle direk muhatab olmadıkça gereği gibi anlaşılamıyormuş! Ayet ve hadisleri bilmek önemli olduğu kadar o ayet ve hadislerle amel edip edememek de önemliymiş asıl olan.  Bu gerçeklerle yüzyüze kalınca gösterilecek tepki imiş, insan için mühim olan… 

Belki de ben olayları dışarıdaki insanlarla ölçüp tartarken sen hakikatın mihenk taşı olan ayet ve hadisleri daha fazla özümsemiş idin. İşte bu özelliğinle bundan sonraki zamanlarda, sen benim için daima tetikleyici oldun. Senin enerjine ve azmine yetişebilmek ne mümkün! O ağır görünümlü cüssene rağmen (!) sana yetişebilmek mümkün değildi. Her şeyin en başında sen duruyordun. İtilen değil çeken oldun hep. Karamsar davranmadın. İslâm’ın istikbaline inananlardandın hep.

Bu yüzden de Rabbimizin “O halde (bir işi) bitirdin mi başkasına girişip yorul” 3 ayetiyle amel edip durdun, boş kalmayı sevmedin, “İş yapmıyorsak burada durmamızın da bir anlamı yok” diyordun. “Kişi vazifesine hakkını vermeyecekse bıraksın iş yapan gelsin, kardeşim” diyordun. “Biz burada bir şeyler yapmak için duruyoruz. Elimiz kolumuz bağlı duramayız,” der dururdun. Her zaman kendine yeni faaliyet alanları bulmaya çalışırdın. Önünde durabilmekte, önüne geçebilmekte ne mümkün!

Ama her zamanki gibi yine öne geçerek gittin. Bizi arkalarda bırakarak, kardeşim! Biz senin hızla gidişine bakarak sana yetişemeyeceğimizi bilmemize rağmen seni takip etmeye çalışıyoruz. Ancak arada bir dursaydın da soluklansaydın. Bizleri de bekleseydin!

Böyle bir şeyin olmayacağını ve huyların arasında durmayı sevmediğini çok iyi bilmeme rağmen nafile bir şekilde bunu söylüyorum. Allah senin hızına yetişebilmeyi bana da nasip etsin. Senin gibi süratli olmayı isteyen her kuluna da Rabbim amellerini kolaylaştırsın. Onların amellerini çoğaltsın. Her birimize de senin gibi çalışma azmi ve şuuru nasip etsin. Bir işi bitirdiği gibi bir an dahi boş kalmadan başka işlere girişenlerden eylesin. Senin azmin ve gayretin hepimize örnek olsun.

Sen, Seni en çok sevenin yanına gittin. Senin için sevinmekten başka çıkar yolumuz yok. Biz sadece kendimiz için üzülüyoruz. Seni aramızda göremeyişimiz bizleri hüzünlendiriyor. Fakat Tüm anılarınla hatırımızda olduğunu bilmeni istiyorum. Rabbimden bizi seninle Firdevs cennetlerinde buluşturmasını temenni ediyorum. Asıl vatanımız olan ebedilik yurdunda Firdevs cennetlerinde buluşmak ümidiyle Seni Rabbimin Merhametine ve lütfuna emanet ediyorum. Seni Allah için seven kardeşin.

1. Tevbe, 105.

2. Bakara, 154.

3. İnşirah, 7.