قُلْ اِنْ كُنْتُمْ تُحِبُّونَ اللّٰهَ فَاتَّبِعُونى يُحْبِبْكُمُ اللّٰهُ وَيَغْفِرْ لَكُمْ ذُنُوبَكُمْ وَاللّٰهُ غَفُورٌ رَحيمٌ

De ki: “Eğer Allah’ı seviyorsanız bana uyun ki, Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın. Çünkü Allah çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.”
(Âli İmrân, 31)

Buhari ve Müslim’de, Enes b. Malik radıyallahu anh’tan şu rivayet edilir: Adamın biri Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’e geldi ve “Ey Allah’ın Rasulü! Kıyamet ne zaman? dedi” Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem “Onun için ne hazırladın?” buyurdu. Enes b. Malik der ki: Adam sanki boynunu büktü ve sonra şöyle dedi: “Onun için çok fazla ne namaz, ne oruç ne de sadaka hazırladım. Fakat ben, Allah’ı ve Rasulü’nü seviyorum.” Bunun üzerine, Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Öyleyse sen, sevdiğinle berabersin.”
Enes radıyallahu anh’ın rivayetinde şöyle denir: “İslam’dan (müslüman olduktan) sonra, Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’in “Şüphesiz sen, sevdiğinle berabersin” sözüne sevindiğimiz kadar hiçbir şeye sevinmedik.
Sahih’i Müslim’de, Enes b. Malik’ten şu rivayet edilir: “Ben Allah’ı, Rasulü’nü, Ebu Bekir’i ve Ömer’i seviyorum, onların amelleri gibi amel işlemesem de onlarla birlikte olmayı umuyorum.”
İmam İbnu’l Kayyım rahimehullah bu sevgiden bahsederek şöyle der: “Bu, yarışanların onda yarıştığı ve çalışanların ona gözlerini diktiği, öne geçenlerin kendisi için kollarını sıvadığı, sevgililerin üzerine titrediği ve esintisiyle ibadet edenlerin serinlediği bir makamdır. O, kalplerin azığı ve ruhların gıdasıdır. Gözlerin aydınlığıdır. Mahrum olanın ölülerden sayıldığı hayattır. Kaybedenin, karanlık denizlerde mahrum kaldığı nurdur. Öyle bir şifadır ki, kendisinden yoksun olanın kalbine bütün hastalıklar iner. Öyle bir lezzettir ki, ona ulaşamayanın bütün yaşantısı üzüntü ve elemdir. Allah’a yemin olsun ki, bu makama sahip insanlar, dünya ve ahiret şerefini alıp gittiler. Çünkü sevdikleriyle birlikteliklerinden en büyük nasibi almışlardır.”
Bu sevgi makamına ulaşmak ve bu saadeti kazanmak için alimler birçok sebep ve yol zikretmiştir. Bu sebepler ve yollar, kulaklarımıza hoş gelecek ve dikkatle dinleyeceğimiz şu asıllara döner:

İbnu’l Kayyım rahimehullah şöyle der: “Allah azze ve celle’nin rızasını başkasına tercih etmek. İnsanları kızdırsa bile Allah’ın rızası olan şeyleri yapmak ve istemektir. Bu, özveri derecesidir ve bu derecenin en yükseği peygamberlerindir.

1. Manalarını anlayarak, sırlarını ve hikmetlerini düşünerek Kur’ân okumak. Bu nedenle Nebi sallallahu aleyhi ve sellem’in sahabilerinden biri Allah sevgisini İhlas Suresi’ni okuyarak kazanmak ister ve namazında sürekli onu okur. Bu yaptığı kendisine sorulunca “Çünkü o, Rahman’ın sıfatıdır ve ben onu okumayı seviyorum” der. Bunun üzerine Nebi sallallahu aleyhi ve sellem, “Ona bildirin ki, Allah onu seviyor” buyurur. (Buhari)
2. Nafilelerle Allah’a yaklaşmak. Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’in, Allah Subhanehu’dan rivayet ettiği kudsi hadiste Allah Teâlâ şöyle buyurur: “Kim benim bir velime (dostuma) düşmanlık ederse mutlaka ona savaş ilan ederim. Kulum bana, kendisine farz kıldığım şeylerden daha sevimlisi ile yaklaşmadı. Kulum, nafile ibadetler ile bana yaklaşmaya devam eder ki sonunda onu severim. Onu sevince, onun kendisiyle işittiği kulağı, kendisiyle gördüğü gözü, kendisiyle tuttuğu eli ve kendisiyle yürüdüğü ayağı olurum. Benden isterse, mutlaka ona istediğini veririm. Bana sığınırsa, mutlaka onu korurum.” (Buhari)

“Bil ki mü’minin şerefi geceleyin ibadete kalkmasıdır. İzzeti ise, insanlardan müstağni olmasındadır.”

3. Din ile, kalp ile ve fiil ile her halükarda sürekli Allah celle ve alâ’yı zikretmek. Allah Teâlâ şöyle buyurur: “Beni anın ki, ben de sizi anayım.” (Bakara: 152) Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurur: “Allah azze ve celle buyurur ki: “Beni zikrettiği ve dudakları benim zikrimle hareket ettiği müddetçe ben kulumla beraberim.” (İbni Mace) ve şöyle buyurur: “Muferridûn öne geçti.” Derler ki: “Muferridûn kimlerdir ey Allah’ın Rasulü?” Şöyle buyurur: “Allah’ı çokça zikreden erkekler ve zikreden kadınlardır.” (Müslim)
4. Heva ve heveslerin galip geldiği anda, Allah ve Rasulü’nün sevgisini, nefis sevgisine tercih etmek ve yükseliş zor olsa da Allah azze ve celle’nin sevgisine yükselmek:
Böylece kul; başına gelecek musibetler büyük de olsa, şartlar ağır da olsa, Allah’ın rızasını başkasının rızasına tercih eder. İbnu’l Kayyım rahimehullah şöyle der: “Allah azze ve celle’nin rızasını başkasına tercih etmek, insanları kızdırsa bile Allah’ın rızası olan şeyleri yapmak ve istemektir. Bu, özveri derecesidir ve bu derecenin en yükseği peygamberlerindir. Onların derecelerinin en yükseği de “ulu’l azm / azimet sahibi” olanlarındır. Ve onların derecelerinin en yükseği de, Nebimiz Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem’indir.”
Allah’ın rızasını başkasına tercih etmek şu üç şeyle olur:
kuran21. Nefsin heva ve hevesini bastırmak.
2. Nefsin heva ve hevesine karşı çıkmak.
3. Şeytan ve dostlarıyla mücadele etmek.
5. Kalbin; Allah’ın isimlerini ve sıfatlarını anlaması, onları gözlemlemesi ve bilmesidir. Bu marifet bahçelerinde dolaşmasıdır. Kur’ân ve sünneti, anlamını bozmadan ve yorumlamadan, nasıllığına işaret etmeden ve yaratılmışa benzetmeden Allah için zikrettiği isimleri, sıfatları ve fiilleri ile Allah’ı tanıyanı Allah azze ve celle sever, şereflendirir ve razı eder. Allah Teâlâ şöyle buyurur: “Oysa en güzel isimler Allah’ındır. Bundan dolayı Allah’a onlarla dua edin.” (A’raf: 180) Nebi sallallahu aleyhi ve sellem’in de şöyle buyurduğu sabit olmuştur: “Şüphesiz, Allah’ın doksan dokuz ismi vardır; kim onları sayarsa ve onlara uygun davranırsa cennete girer.”
6. Allah celle ve alâ’nın, kuluna iyilik ve ihsanını gözlemlemek ve Allah’ın gizli ve aşikar nimetlerini tanımak. Çünkü bu, Allah Subhanehu’yu sevmeye davet eder. Nimet vermek, iyilik ve lütufta bulunmak; bunlar insanın duygularını incelten ve hislerine hakim olan anlamlardır. Kendisine nimet vereni ve iyilikte bulunanı sevmeye sevk eder. Allah’tan başka gerçek anlamda nimet veren ve ihsanda bulunan yoktur. Sağlıklı akıl ve sahih nakil buna delalet eder. Basiret sahiplerinin yanında Allah Teâlâ’dan başka gerçek anlamda sevgili yoktur ve O’nun dışındakiler gerçek sevgiye layık değildir.
İnsan, yapısı gereği kendisine iyilik ve lütufta bulunanı, bütün işlerinde kendisine yardım edeni ve tesellide bulunanı sever. İnsan bunu tam anlamıyla anlarsa kendisine gerçek anlamda ihsanda bulunanın Allah Subhanehu olduğunu bilir. O’nun ihsan çeşitleri sınırsızdır. Allah Teâlâ şöyle buyurur: “Allah’ın nimetini saymak isterseniz sayamazsınız! Doğrusu insan çok zalim, çok nankördür.” (İbrahim: 34) İşte o zaman, diliyle, kalbiyle ve fiiliyle Allah’a şükretme görevini yerine getirmeye muvaffak olur. Her türlü hayrı kazanır ve her türlü güzel son ile mutlu olur. Allah Teâlâ şöyle buyurur: “Şükrederseniz elbette size (nimetimi) artırırım.” (İbrahim: 7) Nebi sallallahu aleyhi ve sellem ise şöyle buyurur: “Mü’minin işine hayret; şüphesiz bütün işi onun için hayırlıdır. Ona bir bolluk isabet etse şükreder ve bu onun için hayırlıdır. Ona bir darlık isabet etse sabreder ve bu onun için hayırlıdır. ” Bu hadisi Müslim rivayet eder. Ve şöyle buyurur: “Şüphesiz Allah; kulunun yemek yiyip, onun üzerine kendisine hamd etmesinden ve içecek içip, onun üzerine kendisine hamd etmesinden razı olur.” (Müslim)
7. Kalbin bütünüyle Allah Teâlâ önünde eğilmesidir. Sözle ve fiille, kalple ve bedenle Allah’ın büyüklüğüne boyun eğilmesidir. Allah Teâlâ şöyle buyurur: “Gerçekten müminler kurtuluşa ermiştir, Onlar ki, namazlarında huşû içindedirler.” (Mü’minun: 1-2) Ve kullarının en hayırlılarından bahsederek şöyle buyurur: “Doğrusu onlar iyiliklerde yarışıyorlar, umarak ve korkarak bize yalvarıyorlardı.” (Enbiya: 90)

Kulun, Allah’ın sevgisini kazanması yüce bir makam ve büyük bir lütuftur. Ebedi bir saadet, tertemiz ve arınmış bir hayattır. Dolayısıyla kulun, her türlü Muhammedî yolla ve Nebevî metotla bu sevgiyi elde etmeye çalışması gerekir. İnancının ve ibadetinin sağlıklı olması, ahlakının güzel olması gerekir. Bunların hepsi de sahih imanı sağlamakla ve gizli ve aşikar hallerde takvayı elden bırakmamakla olur.

8. Allah’a yakarmak, Kur’ân-ı Kerim okumak ve O’nun önünde kulluk adabıyla davranmak için ilahi nüzul vaktini gözetmektir. Sonra bunu, bağışlanma dileme ve tevbe ile noktalamaktır. Allah Teâlâ, seçkin kulları hakkında şöyle buyurur: “Onların yanları yataklardan uzaklaşır, korku ve ümit içinde Rablerine dua ederler ve kendilerine verdiğimiz rızıklardan hayıra sarfederler.” (Secde: 16) Gece ibadet edenler, muhabbet ehlinin en şereflileridir. Çünkü geceleyin Allah’ın huzurunda kıyama durmaları onlar için bütün sebeplerini ve asıllarını bir araya toplar. Bu nedenle; gökyüzünün emini Cebrail aleyhisselam’ın yeryüzünün emini Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem’e inerek şöyle demesinde şaşılacak bir şey yoktur: “Bil ki mü’minin şerefi geceleyin ibadete kalkmasıdır. İzzeti ise, insanlardan müstağni olmasındadır.” Hadis sahihtir. Hasan el-Basri rahimehullah şöyle der: “İbadetler içinde gecenin ortasında namaz kılmaktan daha ağırını görmedim.” Derler ki: “Teheccüd ehlinin, insanların en güzel yüzlüleri olması nedendir?” Şöyle onlar Rahman ile baş başa kaldılar ve onlara kendi nurundan giydirdi.
9. Salihleri sevmek, onların yakınında olmak ve onlarla oturmak. Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurur: “Allah azze ve celle buyurdu ki: Benim için birbirini sevenlere sevgim vacip oldu. Benim için birlikte oturanlara sevgim vacip oldu. Benim için birbirini ziyaret edenlere sevgim vacip oldu. ve, Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurur. “İman bağlarının en sağlamı, Allah için sevmen ve Allah için buğzetmendir.”
10. Kalp ile Allah azze ve celle arasına girecek her türlü etkenden uzak durmak. Bu da, her türlü kötülükten, bütün haramlardan ve büyük günahlardan uzak durmakla olur. Kalp bozulunca, kişi dünya işlerinin düzgünlüğünden bir fayda görmez. Ahirette de, hiçbir yarar ve kazanç görmeyecektir. Allah Teâlâ şöyle buyurur: “O gün ki ne mal fayda verir ne oğullar! Ancak Allah’a temiz bir kalple gelenler o günde (kurtuluşa erer).” (Şuara: 88-89)
Kulun, Allah’ın sevgisini kazanması yüce bir makam ve büyük bir lütuftur. Ebedi bir saadet, tertemiz ve arınmış bir hayattır. Dolayısıyla kulun, her türlü Muhammedî yolla ve Nebevî metotla bu sevgiyi elde etmeye çalışması gerekir. İnancının ve ibadetinin sağlıklı olması, ahlakının güzel olması gerekir. Bunların hepsi de sahih imanı sağlamakla ve gizli ve aşikar hallerde takvayı elden bırakmamakla olur. “Allah’ın dostları üzerine ne korku vardır, ne de onlar mahzun olurlar.” (Yunus: 62)
Dikkat edin! Allah’ı sevmenin gereklerinden biri de, rahmet peygamberi ve hidayet önderi Muhammed Mustafa’ya çokça salât ve selamda bulunmaktadır…