İnsan, sosyal bir varlık olduğundan dolayı hemcinsleriyle çeşitli açılardan irtibat halindedir. Birçok münasebetle ikinci şahıslarla teşrik-i mesai yapmakta, onlarla ilgi ve alaka kurmaktadır. Bu beraberlik ve bir arada bulunmayı sağlayan ise çeşitli bağlar ve ilişkilerdir. Din bağı, nikâh bağı, aile bağı, akrabalık bağı gibi. İnsanı yaratan ve ona çeşitli ihtiyaçları ilham eden, bir takım arzuları insanın fıtratına kodlayan Allah azze ve celle; şerefli ve üstün kıldığı insanoğluna ihtiyaç duyacağı bu ilişki, alaka ve bağlar konusunda yapısına en uygun emirleri direktif olarak yönlendirmiş ve rızasına uygun olan irtibat, alaka ve ilişkilerin son bulmasından şiddetli bir şekilde sakındırmıştır. Söz gelimi, nikâh ile akrabalığı emrettiği gibi bu bağın kopmasına ve zayıflamasına sebep olacak unsurlara yaklaşılmasını bile yasaklamıştır. Din bağı ile kardeşliği emrettiği gibi bu bağı zayıflatacak kuru zan ve su-i zan, gıybet, ayıp araştırma, lakap takma, haset vb. kalbi ve ameli bütün hastalıkları da yasaklamıştır.
İnsanlığa rehberlik edecek son ve mükemmel din olan İslam’ın gerek nasslarının ve gerekse pratik uygulamasının üzerinde önemle durduğu konulardan biri de akrabalık ilişkileridir. Bu ümmetin beşeriyete önderlik etmesi için elindeki yegâne kılavuz olan Kitab-ı Mübin’in onlarca ayet-i kerimesinde akrabalara hakkının verilmesi, onların korunup gözetilmesi emredilmekte ve bu konuda görevlerini yerine getirmeyenler “münafıklar” veya “Allah’a verdiği sözü bozanlar” zümresinden sayılmaktadır. “Ey münafıklar! Siz iş başına geçecek olursanız, yeryüzünde fesat çıkarır, akrabalarla ilginizi kesersiniz, değil mi? İşte Allah’ın lânete uğrattığı, kulaklarını sağır, gözlerini kör ettiği kimseler bunlardır” (Muhammed; 22-23) Ra’d Suresinde mümin kimse ile kâfir kimse arasındaki farkları belirtirken yüce Rabbimiz, mümin kulları için şöyle buyurmaktadır: “Onlar, Allah’ın ahdini yerine getirenler ve verdikleri sözü bozmayanlardır. Onlar Allah’ın gözetilmesini emrettiği şeyleri gözeten, Rablerinden sakınan ve kötü hesaptan korkan kimselerdir.” Ayetteki “Allah’ın gözetilmesini emrettiği şeyler”den maksat, tefsircilerin birçoğuna göre akrabalık bağlarını sürdürmektir.(1) Bunun akabinde inançsız insan ve kâfir portresi çizerken ise şu özellikleri sıralamaktadır Allah celle celâluh: “Allah’a verdikleri sözü kuvvetle pekiştirdikten sonra bozanlar, Allah’ın riayet edilmesini emrettiği şeyleri (akrabalık bağlarını) terk edenler ve yeryüzünde fesat çıkaranlar; işte lânet onlar içindir. Ve kötü yurt (cehennem) onlarındır.” (Bkz. Ra’d Suresi 20-21 ve 25)
Müslüman bir şahsiyetin Rabbine, ana-babasına, düşküne, yolcuya, evlatlarına ve toplumun diğer fertlerine karşı yükümlülüklerini en veciz bir şekilde peş peşe sıralayan İsra Suresi’nin ilgili ayet-i kerimelerinde(2) ilk olarak Allah’a karşı vazifeler, ardından ana-babaya karşı görevler ve hemen peşinden üçüncü olarak da akraba haklarının vurgulanması; ayetlerinin sıralamasında bile bir mucize bulunan Kur’an-ı Kerim’in, akrabalık bağına verdiği önemi açık bir şekilde göstermektedir. Diğer bir ayet-i kerimede şöyle buyrulmaktadır: “Allah’a ibadet edin ve O’na hiçbir şeyi ortak koşmayın. Ana-babaya, akrabaya, yetimlere, yoksullara, yakın komşuya, uzak komşuya, yakın arkadaşa, yolcuya, ellerinizin altında bulunanlar (köle, cariye, hizmetçi ve benzerlerine) iyi davranın; Allah kendini beğenen ve daima böbürlenip duran kimseyi sevmez.” (Nisa Suresi; 36)

İslam’ın İlk Emirlerinden: Sıla-i Rahim
İslam dininin bir filiz halinde yeşermeye başladığı ilk dönemlerde hakikatin aydınlığından gözleri kamaşan, vicdanları ve kalpleri körelmiş müşrik güruhun baskıları neticesinde Habeşistan’a hicret eden Müslümanlar adına, İslam’ı Necaşi’ye anlatan Cafer b. Ebu Talib’in söyledikleri, daha ilk dönemlerinde bu dinin akrabalık bağına ne kadar önem verdiğini apaçık bir şekilde göstermektedir: “Ey Hükümdar! Biz Câhiliyye üzere olan bir millet idik. Putlara tapar, leşler yerdik. Akla gelebilecek her türlü kötülüğü işlerdik. Hısım ve akrabalarımızla ilgimizi keser, komşularımıza kötülükte bulunur, zayıfları ezerdik. Bizler bu hâl üzere iken, Allah, içimizden birini bize peygamber gönderdi. Nesebini, asaletini, doğruluk ve eminliğini, iffet ve nezahetini bildiğimiz bir peygamber! O, bizi Allah’ın varlık ve birliğine inanmaya, O’na ibadet etmeye, bizim ve atalarımızın Allah’tan başka tapınageldiğimiz putları ve taşları terketmeye davet etti. Doğru sözlü olmayı, emanetleri yerine getirmeyi, akrabalık haklarını gözetmeyi, komşularla güzel geçinmeyi, günahlardan ve kan dökmekten sakınmayı bize emretti.”(3)
Ebu Süfyan’ın İslam ile şereflenmeden önce, Bizans imparatoru Herakliyus karşısında Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’in özelliklerinden ve davasından bahsederken “Bize namazı, doğruluğu, iffetli olmayı ve sıla-i rahimi emrediyor”(4) sözleri de akrabalık bağlarına verilen ehemmiyetin göstergesidir. İslam’ın ilk yıllarında yaşanan şu hadise, daha o zamanlar akrabalık bağına verilen önemi fazla söze ihtiyaç bırakmayacak bir açıklıkta izah etmektedir. Amr b. Abese anlatıyor: Mekke’de Peygamberliğin ilk günlerinde Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’in huzuruna vardım ve ona:
– Sen kimsin, necisin? diye sordum.
– “Peygamberim” diye cevap verdi.
– Peygamber ne demek? dedim.
– “Beni Allah gönderdi” dedi.
– Seni hangi görevle gönderdi? diye sordum.
– “Akrabayı koruyup gözetmek, putları kırmak ve Allah’ın bir olduğunu belirtip ona ortak koşulmaması gerektiğini anlatmakla görevlendirdi” buyurdu.(5)
İslam davasının ilk defa açıktan dillendirildiği dönemde de muhatap kitle, Rasul-ü Ekrem’in akrabalarından oluşmaktaydı zira kendisini risaletle yücelten Zât-ı Zü’l-Celâl’in emri bu doğrultudaydı. “(Önce) en yakın akrabanı uyar.” (Şuara; 214) İslam’ın genç davetçileri de önder ve rehberleri gibi ilim ve hikmeti kuşanarak ilk etapta akrabalarından başlayacaklardır uyarmaya ve hakikate davet etmeye. Çünkü bu, davanın gerçek sahibi olan Allah’ın emri ve davanın mübelliği olan Hz. Peygamber’in metodudur. Yine aynı şekilde davetçi ile arasındaki bağdan dolayı da akrabanın bir hakkıdır.

Müslüman Olmayan Akrabalara İyilik
İslam, akrabalık bağına o kadar önem vermiştir ki, dini açıdan velayetleri geçerli olmayan gayr-i müslim akrabalara bile iyiliği/sıla-i rahimi emretmiştir. İmam Buhari’nin es-Sahîh isimli eserinin Kitâbü’l-Edeb bölümünde bu konu ile alakalı “Müşrik (Ana-)Babaya İyilik Etmek/Sıla-i Rahim” başlığı kullanılmış ve Hz. Ebu Bekir’in kızı Esma’nın –Allah ikisinden de razı olsun- o zaman müşrik olan annesini ziyaret edip sıla-i rahim yapıp yapamayacağını sorduğu, Hz. Peygamber’in de buna “Evet, ziyaretlerine git/sıla-i rahim yap” cevabını verdiği kaydedilmiştir.(6) Hatta Buhari’nin şarihlerinden olan İbn Battal’a göre “Onlarla dünyada iyi geçin” (Lokman; 15) ayet-i kerimesinden dolayı, bir müslümanın gayr-i müslim ana-babasına iyilik etmesi/sıla-i rahim yapması vaciptir.(7) Sahabe efendilerimizin kendilerini İslam dininden döndürmeye çalışan ana-babalarına karşı, dinlerinden hiçbir şekilde taviz vermeden güzellikle davranması, İslam’ın şanlı tarihine onların adını altın harflerle yazdırmıştır. Sa’d b. Ebi Vakkas ve Mus’ab b. Umeyr bu bahtiyar zümrenin öncülerindendir. Şu hadis-i şerif meseleyi kısa ve öz bir şekilde izah etmektedir. Ebu Abdullah Amr İbn Âs radıyallahu anhumâ şöyle dedi: Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’i gizli değil açıkça şöyle buyururken dinledim: “(Akrabam olan) Falan oğulları ailesi benim dostlarım değildir. Benim dostlarım Allah Teâlâ ile salih müminlerdir. Fakat ötekilerle aramızda akrabalık bağı bulunduğu için kendileriyle ilgimi kesmeyeceğim.”(8)
Asırların geçmesi ve cehaletin yaygın hale gelmesiyle Sa’d ve Mus’ab gibi delikanlı sahabelerin yolundan gittiğini söyleyen ama davranışlarıyla onlardan fersah fersah uzak olan gençler zuhur etmeye başladı ümmet içersinde. Sahabeler davete en yakın akrabalarından başlamışlar ve onları dine kazandırmak için ve neticesinde onlara “Müslüman” demek için olan güçleriyle çaba harcamışlardır. İslam’ın nasslarının çoğundan habersiz, klişeleşmiş bir takım söylemlerle, namaz kılan ve “Lâ ilâhe illallah” diyen ana-babasına, akrabalarına “müşrik” damgası vurmak için can atan hasta zihniyetli gençler Sa’d ve Mus’ab’ın neresindeler acaba? Yüce Allah’tan bizleri, söz ve davranışlarımızda itidalden ayırmamasını niyaz ediyorum.

Akrabaya İyiliğin Kazandırdıkları
Akrabaya iyilik hem dünyada hem ahirette müslümana maddi-manevi büyük kazanımlar sağlamaktadır. İmanın alametlerinden sayılan akrabaya iyilik, İmam Beyhaki’nin Şu’abü’l-imân isimli kıymetli eserinde imanın 56. şubesi sayılmıştır.(9) Akrabaya iyiliğin iman ile olan alakasına şu şekilde vurgu yapmıştır Rasul-ü Ekrem efendimiz: “Allah’a ve ahiret gününe iman eden akrabasına iyilik etsin.”(10)
Sıla-i rahim, akrabaya iyilik, Allah azze ve cellenin rahmetini kazanmanın yollarından bir tanesidir: Hz. Âişe’den rivayet edildiğine göre Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Akrabalık bağı Arş-ı âlâ’ya tutunarak şöyle demiştir: Beni koruyup gözeteni, Allah koruyup gözetsin. Benimle ilgisini kesenden Allah rahmetini kessin.”(11)
Amellerin sevabının katlanması hususunda da fevkalade önemi vardır sıla-i rahimin. “Yoksula verilen sadaka bir sadaka, akrabaya verilen sadaka ise iki sadaka yerine geçer: Biri sadaka sevabı, öteki de akrabayı koruyup gözetme sevabıdır.”(12)
Şu içinde bulunduğumuz dünya hayatının, içersindeki bunca hengâme, çatışma ve kargaşanın yegâne sebebi Allah’ın rızasına nail olup cehennem azabından kurtulmaktır. Sıla-i rahim yani akrabaya iyilik etmek, Rabbimizin rızasını ve cennetini kazanıp azabından ve cehenneminden kurtulmaya vesile olan amellerdendir. Bir adam “Ya Rasulallah! Beni Cennete götürüp cehennemden uzaklaştıracak davranışı haber ver” dedi. Bunun üzerine Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Allah’a ibadet edip ona hiçbir şeyi denk tutmazsın. Namazı kılar, zekâtı verir ve akrabanı koruyup gözetirsin.”(13)
Rızkın çoğalması ve ömrün uzayıp bereketlenmesi için akrabalık ilişkilerine hassasiyet göstermeli ve olur olmaz sebeplerle bu bereket pınarını kendi ellerimizle kurutmamalıyız. Enes radıyallahu anh’den rivayet edildiğine göre Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Rızkının çoğalmasını, ömrünün uzamasını isteyen kimse, akrabasını kollayıp gözetsin.”(14) Hadisin Beyhaki rivayetinde “Ani ölümden kurtulmak isteyen, duasının kabul edilmesini isteyen sıla-i rahim yapsın” şeklinde bir ziyade bulunmaktadır.(15)
Akrabaya iyiliğin en asgari standardı ile ilgili olarak şöyle buyuruyor Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem: “Akrabalarınıza selamla dahi olsa iyilik ediniz.”(16)
Akrabalarımız Bize Küsüp Darılsalar Bile Sıla-i Rahim
Sudan sebeplerle nice bayramdır ana-babası, akrabalarıyla bayramlaşmayan Müslümanları görüp duydukça içerliyor insan. Bir karış dünya arazisi yüzünden yer ve gökler genişliğinde cennetten mahrum kalacak akrabaları düşündükçe tarif edilemez bir üzüntüye garkoluyor. Cüceyken develeştirilmiş, fındıkkabuğunu doldurmayan meseleler yüzünden dökülen akraba kanları cehennem olup kaç insanı rahmet-i Rahman’dan uzaklaştıracak acaba? Erdemli bir müslümana yaraşan Ebu Leheb olan akrabaya karşı Muhammed olmaktır. –Canlar feda ona- Kötünün kötülüğünü iyilikle savmaya çalışan sahabe olmaktır. Şöyle anlatıyor Ebu Hureyre radıyallahu anhu: Bir adam
-“Ya Rasulallah! Benim akrabam var. Ben kendilerini ziyaret ediyorum, onlar bana gelip gitmiyorlar. Ben onlara iyilik ediyorum, onlar bana kötülük ediyorlar. Ben onlara anlayışlı davranıyorum, onlarsa bana kaba davranıyorlar” dedi. Bunun üzerine Rasûl-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:
-“Eğer dediğin gibi isen, onlara sıcak kül yutturmuş oluyorsun. Sen böyle davrandıkça, Allah’ın yardımı seninledir.”(17)
Bana gelene ben de giderim, bana gelmeyenle işim olmaz diyenleri şu şekilde ikaz ediyor âlemlere rahmet Hz. Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem: “Akrabasının yaptığı iyiliğe aynıyla karşılık veren, onları koruyup gözetmiş sayılmaz. Akrabayı koruyup gözeten adam, kendisiyle ilgiyi kestikleri zaman bile, onlara iyilik etmeye devam edendir.”(18)
Yine aynı konuya ışık tutan bir diğer hadis-i şerifte Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem Hz. Ali’ye şöyle nasihat eder: Ey Ali! Öncekilerin ve sonrakilerin (diğer bir rivayette dünya ve ahiret ehlinin) en hayırlı ahlaklarını söyleyeyim mi? Senden esirgeyip mahrum edene vermen, seninle alakasını kesen akrabana iyilik etmen ve sana zulmedeni affetmen.”(19)

Akrabalık Bağını Kesmenin Zararları
İslam dininin bu kadar ehemmiyet verdiği, yüce kitabımız Kur’an-ı Kerim’in birçok ayet-i kerimesinde kendisinden bahsettiği, Hz. Peygamber’in gerek uygulama ve gerekse sözlerinde oldukça önemli bir yer işgal eden sıla-i rahimi ter etmenin, akrabayla alakayı kesmenin, küs durmanın mutlaka birçok maddi-manevi zararı vardır. Allah’ın rahmetinden uzak kalacak olmak bile akrabalık bağını koparmanın tek zararı olsa, bu günaha düşen kişinin durumunun vahim olduğunu göstermektedir. İslam ümmetinin medar-ı iftiharlarından olan ve âlimlerimizin önde gelenlerinden Abdurrahman İbnü’l-Cevzi ve İmam Zehebi, büyük günahlara dair kaleme aldıkları eserlerinde 43. büyük günah olarak akrabalık bağını kesmeyi zikretmektedirler.(20) Akrabalık bağlarını koparandan Allah’ın rahmetini esirgeyeceğine dair Hz. Aişe hadisi daha önce geçmişti. Benzer bir rivayet de şöyledir: Allah azze ve celle şöyle buyurdu: “Ben Allah’ım. Ben Rahman’ım. Rahimi (akrabalığı) ben yarattım. İsmimden ona isim verdim. Kim akrabalık bağını devam ettirirse Ben de onunla ilgimi kesmem. Her kim de akrabalık bağlarını keserse Ben de onunla ilgimi keserim.”(21)
Yüce Rabbimiz insanların hesabını ahirete saklamıştır ve yaptıkları amellerin karşılığını kendilerine eksiksiz bir şekilde verecektir. Ancak bazı günahlar vardır ki ğayretullaha dokunduğu için cezası hem dünyada hem de ahirette verilebilmektedir. Bu günahlardan biri de sıla-i rahimi terk etme günahıdır. “Ahirette cezasını ayrıca vermekle beraber, dünyada Allah Teâlâ’nın çabucak cezalandırmasını en fazla hak eden günahlar, zulüm ve akrabasını ihmal etmektir”(22)
Akrabalık bağını kesmenin bir diğer zararı da amellerin kabulüne engel olmasıdır. Ebu Hureyre radıyallahu anhu, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’in şöyle buyurduğunu nakleder: “Her perşembe akşamı – cuma gecesinde- insanoğlunun amelleri şanı yüce Allah’a arz edilir de, sıla-i rahmi terk edenin ameli kabul edilmez.”(23)
Kulluğumuzu izhar ettiğimiz en yüce amellerimizden olan dua, bizim her şeyimizdir. Allah katındaki değerimizdir dua. Bizi yaratana şükrün en yüce sembollerindendir. Duanın kabul olmasının şartları olduğu gibi, kabul olmasına engel olan hususlardan da uzak durmak gerekir. Dualarımızın kabul olmasına engel günahlardan biri de sadedinde olduğumuz akrabalık bağını kesme günahıdır. Abdullah b. Mesud radıyallahu anhu, sabah namazından sonra bir halka içinde dedi ki: “Allah için akraba bağını koparmış biri varsa kalksın. Çünkü biz Rabbimize dua etmek istiyoruz. Semanın kapıları ise akrabalık bağlarını koparan kimseye kapalıdır.”(24)
Sıla-i rahmi kesmenin en vahim sonuçlarını haber veren şu hadis-i şerif ile bitirelim. Ebu Muhammed Cübeyr İbni Mut’ım radıyallahu anh’den rivayet edildiğine göre Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Akrabasıyla ilgisini kesen kimse cennete giremez.”(25)
—————————————
1. Şevkâni, Fethu’l-Kadîr 3/108
2. İsra Suresi 23-26.
3. Konuşmanın devamı şu şekildedir: “Fuhuştan, yalandan, yetim malı yemekten, namuslu kadınlara iftira etmekten bizi menetti. Biz de ona iman ettik ve davasını tasdik ettik. Onun Allah’tan getirip bildirdiği şeylere tâbi olduk. Bu yüzden kavmimiz bize düşman kesildi, zulmetti. Bizi dinimizden vazgeçirmek, Allah’a ibadetten alıkoyup putlara taptırmak için türlü türlü işkencelere ve mihnetlere uğrattılar. Biz de bütün bu sebeplerden dolayı yurdumuzu, yuvamızı terkederek ülkene geldik. Sana sığındık. Seni başkalarına tercih ettik. Senin yanında zulme, haksızlığa uğramayacağımızı ümit etmekteyiz.” İbn Hişam, es-Sîretü’n-Nebeviyye 1/336. Ayrıca bkz. İbn İshak, el-Meğâzi 1/195. İbn İshak’ın rivayetinde Allah’a kulluktan sonra sıla-i rahimin zikredilmiş olması oldukça dikkat çekici ve önemlidir.
4. Buhari, Bed’ül-vahiy 7.
5. Müslim, Müsâfirîn 294.
6. Bedrüddin el-Ayni, Umdetü’l-Kâri 22/136 (Hadis no: 5978)
7. Bedrüddin el-Ayni, Umdetü’l-Kâri 22/136.
8. Buhârî, Edeb 14; Müslim, Îmân 366.
9. Beyhaki, Şu’abü’l-imân 10/317.
10. Buhârî, Edeb 85; Müslim, Îmân 74, 75. Ayrıca bk. Buhârî, Nikâh 80, Edeb 31, Rikak 23;  Ebû Dâvûd, Edeb 123; Tirmizî, Kıyâmet 50; İbni Mâce, Edeb 4
11. Buhârî, Edeb 13; Müslim, Birr 17.
12. Tirmizî, Zekât 26. Ayrıca bk. Ebû Dâvûd, Savm 21; Nesâî, Zekât 82; İbni Mâce, Sıyâm 25, 28.
13. Buhârî, Edeb 10; Müslim, Îmân 14. Ayrıca bk. Nesâî, Salât 10.
14. Buhârî, Edeb 12, Büyû` 13; Müslim, Birr 20, 21. Ayrıca bk. Ebû Dâvûd, Zekât 45.
15. Bkz. Beyhaki, Şu’abü’l-imân 10/329. (Hadis no: 7575)
16. Beyhaki, Şu’abü’l-imân 10/346. (Hadis no: 7602)
17. Müslim, Birr 22.
18. Buhârî, Edeb 15. Ayrıca bk. Ebû Dâvûd, Zekât 45; Tirmizî, Birr 10.
19. Beyhaki, Şu’abü’l-imân 10/335. (Hadis no: 7584)
20. Ebu’l-Ferec Abdurrahman İbnü’l-Cevzi, Tezkiratü ülü’l-basâir fi ma’rifeti’l-kebâir 241. Şemsüddin ez-Zehebi, el-Kebâir 122.
21. Ebu Davud, Zekât 45. İmam Ahmed, Müsned 1/191. Beyhaki, el-Âdâb 12.
22. Ebû Dâvûd, Edeb 43; Tirmizî, Kıyâme 57; İbni Mâce, Zühd 23
23. Beyhaki, Şu’abü’l-imân 10/341. (Hadis no: 7595)
24. Beyhaki, Şu’abü’l-imân 10/340. (Hadis no: 7594) Taberani, Mu’cemü’l-Kebir 9/173. (Hadis no: 8793)
25. Buhari, Edeb 11(Hadis no: 5984) Müslim, Birr 18, 19 (Hadis no: 2556) Ayrıca bkz. Ebû Davud, Zekât 45; Tirmizi, Birr 10.