Müslümanın bu dünyada da öbür dünyada da en büyük ve sonsuz hazinesi, sahip olduğu güzel ahlâk ve edebidir. Onun, yani insanın bütün değer ve kıymeti de ancak bu ulvî ve şerefli hazinesinin kıymet ve değeri kadardır. Nitekim Cenâb-ı Hak, Hazret-i Peygamber’in yüksek değerini ifade sadedinde âyet-i kerîmede; “Şüphesiz ki Sen, yüce bir ahlâk üzeresin” 1 buyurmuştur.

Hazret-i Peygamber -sallâllâhu aleyhi ve sellem- de; “Ben başka bir maksatla değil, ancak güzel ahlâkı tamamlamak için gönderildim.” 2 buyurarak vazifesini tarif etmiş ve bütün insanlık âlemine “üsve-i hasene”, yani mükemmel bir ahlâk nümûnesi olmuştur. Bu bakımdan ahlâk, dînin özünü teşkil etmiştir.

En Mükemmel Mü’min…

İnsanlık tarihi, peygamberlerin eşsiz güzellikteki nice ahlâkî davranışlarıyla doludur. Bunun en güzel misallerinden birisi şüphesiz Hazret-i Yusuf -aleyhisselâm-’dır. O, âyet-i kerîmede buyurulduğu üzere kendisine açık bir şekilde zulmetmiş olan kardeşlerine; “Bugün size başa kakma ve ayıplama yoktur, Allah sizi affetsin! O merhametlilerin en merhametlisidir.” 3 diyerek, insan nefsine en ağır gelen hususlardan biri olan affedebilmenin en güzel misâlini sergilemiştir.

Bu itibarla Peygamber Efendimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem-; “Mü’minlerin îman cihetinden en mükemmeli, ahlâken en güzel olanıdır.” 4 şeklindeki beyanlarıyla, ahlâkın, îmânın meyvesi ve kemâlinin alâmeti olduğuna işaret buyurmuşlardır.

Dolayısıyla güzel bir kul olmak isteyen herkes, öncelikle nefsini dâimâ hesaba çekmeli, kendisinde hangi kötü ahlâkı varsa bunların her birini tedricî bir sûrette terk etmeye azmedip tevbe etmelidir. Daha sonra da bu kötü huyların tersi ve mukabili olan güzel ahlâk ile ahlâklanmaya çalışmalıdır. Meselâ kibre mağlûp biriyse, tevâzû ve mahviyete bürünmelidir. Kin ve haset gibi bir kötü ahlaka sahip biriyse, mü’min kardeşlerini kendisinden üstün görüp, onların kusurlarından önce kendi kusurlarıyla meşgul olmalıdır.

Mü’minin mü’min için bir ayna olduğunu, kötü gözle baktığında kötülükler; iyi gözle baktığında ise güzellikler göreceğini düşünmeli ve nefsini mü’minlerin güzel yönleriyle meşgul etmelidir.

İç Dünyamızda İki Zıt Kutup…

İnsanın içyapısında biri hayrı ve takvâyı, diğeri şerri ve isyanı emreden iki zıt kutup vardır. Herkes, bir ömür bu iki zıt kutbun çatışmalarıyla hâl ve gidişâtına istikamet vermektedir. Takvâ galip geldiğinde, sâlih amellere ve güzel ahlâka yönelmekte; aksine fücûr galip geldiğinde ise türlü günahlara ve ahlâksızlıklara düşmektedir.

Âyet-i kerîmede buyurulur: “(Allah,) ona (yani insana) fücûru da takvâyı da ilham etmiştir.” 5 Fücûr, insanı Allah’tan uzaklaştıran her şeydir. Takvâ da, kulu Allâh’a yaklaştıran amel-i sâlih ve her türlü güzel davranışlardır. Kul, bu iki özellikten hangisine göre yaşarsa, değer ve kıymeti o yönde olur.

Nitekim Hazret-i Ömer’e, geceleri kim (ibâdet hâlinde) gündüzleri sâim (oruçlu) bir şahıstan bahsedip hayli övdüklerinde o, söylenenlere aldırmayıp şöyle dedi:
“- Siz bana bahsettiğiniz kişinin;
a. Ticareti,
b. Komşuluğu,
c. Yol arkadaşlığı nasıl, onu söyleyin!”

Hazret-i Ömer’in dikkat çektiği bu üç husus, insan nefsinin darlandığı anda azgın bir canavar gibi şahlandığı üç aynadır. Nasıl ki sâkin görünen bir kedi dar bir köşeye sıkıştırıldığında içindeki bütün hırçınlığı ortaya dökerse; insan da; ticaret, komşuluk ve arkadaşlıkta dar anlarda içyapısı neyse onu ortaya koyar. Denilebilir ki, insan ömrü bilhassa bu üç hususla imtihan ile geçmektedir.

Her Şey Ahlâkımızın Yansımasıdır…

Gerek bu dünyada karşımıza çıkan gerekse âhirette karşımıza çıkacak olan neticeler, hep bizim ahlâkımızın semerelerinden ibarettir. Cehennemdeki alevler insanların kötü sıfatları ile tutuşur; cennetteki bağlar, ağaçlar da yine insanların güzel sıfat ve ahlâkı ile yeşerir.

Edep Tâcı…

Edep, ahlâkın zirve noktasıdır. Bu, ham insanı ihsan duygusu ile olgun Müslüman hâline yükselterek Allâh’a karşı edep sahibi kılmaktır ki, edebin en yücesidir. İkinci edep, Allah Rasûlü -sallâllâhu aleyhi ve sellem-’e karşıdır. Cenâb-ı Hak, Hucûrât Sûresi ve diğer sûrelerde mü’minlere Allah Rasûlü -sallâllâhu aleyhi ve sellem-’e karşı edebi muhafaza etmelerini hâssaten emreder.

İbn-i Abbâs -radıyallâhu anhumâ- buyurur: “Bütün edeplerin başı, hem rahatlıkta hem de darlıkta Allah Teâlâ’nın emirlerine riâyet etmek ve yasaklarından da kaçınmaktır.”
Edebin husûsiyetini şair ne güzel ifade eder:
Edeb bir tâc imiş nûr-i Hudâ’dan
Giy ol tacı emîn ol her belâdan!..

Terazide En Ağır Olan…

Hazret-i Peygamber -sallâllâhu aleyhi ve sellem-, her vesileyle mü’minleri güzel ahlâka davet ile buyurur: “Kıyâmet günü, mü’min kulun terazisinde güzel ahlâktan daha ağır bir şey bulunmaz. Allah Teâlâ çirkin hareketler yapan, çirkin sözler söyleyen kimseden nefret eder.” 6

Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in ahlâkî vasıflarını şu şekilde özetleyebiliriz:
* Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem güler yüzlü, tatlı sözlüydü,
* Kimseye fena söz söylemez, kimsenin sözünü kesmezdi,
* Sert değildi, yumuşak idi,
* Edep ve hayâ âbidesiydi,
* Çok mütevâzi idi. Vâkurdu.
* Boş ve lüzumsuz konuşmazdı.
* Karşısındakini candan dinlerdi.
* Çocukları çok sever ve okşardı.
* Fazilet sahiplerine saygı gösterirdi.
* Akrabasını ve komşusunu hatırdan çıkarmaz, onlara ikrâmdâ bulunurdu.
* Cömertti, şefkatliydi,
* Sözünde mutlaka dururdu.
* Dinlemesini, söylemekten fazla severdi,
* Güleceği zaman mübarek elini, mübarek ağzının üzerine koyardı.
* Kahkaha ile gülmez, fakat daima mütebessim bulunurdu.
* Verilen müjdelere şükrederdi,
* Uyurken mübârek sağ elini, mübârek yanağının altına koyardı.
* Herkesin isteğini mümkün olan ölçüde, yerine getirirdi.
* Eli çok açıktı, cömertliği deryadan farksızdı,
* İlim, hikmet çağlayanı, sabır timsaliydi,
* Atılgandı, tehlikeden korkmazdı, heybetliydi.
* Hanımlarına karşı insanların en yumuşağı ve ikrâm edeni idi. Onlara karşı daima tebessüm ederdi,
* Sofradan daima doymadan, yarı aç kalkardı.
* Temizliğe son derece ehemmiyet verir ve riâyet ederdi,
* Özel işlerini kendisi yapardı. Döşeği içi hurma lifi dolu deridendi.
* Dünya malına asla rağbet göstermezdi, Bir gün yanında dünyalıktan bahsettiler, Buyurdu ki : “İşitmiyor musunuz? Sâde hayat imandandır”’
* Ekseri yediği arpa ekmeği ve hurmaydı, Allah’ın huzuruna kavuştuğu vakit, evinde az bir arpadan başka yiyecek maddesi bulunmamıştı.
* Kimsenin ayıbını yüzüne vurmazdı,
* Çok adildi.
* Sosyal adaleti ve kardeşlik hukukunu en güzel o uyguladı.
* Çalışmaya, ilim ve irfana, icad ve keşiflere teşvik etmiştir.
* Daima Hakk’ın ve haklının yılmaz savunucusuydu.
* Zulüm ve sömürünün amansız düşmanıydı.
* İnsanların faydası için, kendi rahatını terk ederdi,
* İnsanlara madde ve mevkisine göre değil, takvâ ve ahlâkına göre değer verirdi.
* İlim-irfan âdab-erkân şiârıydı.
* Hayatı iman ve cihad olarak görmüştür,

Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem her yönden örnek alınacak en mükemmel insandır. Her müslümanın O’nu en güzel şekilde öğrenip tanıması; Onun yüce ahlâkını yaşamaya ve yaşatmaya çalışması lazımdır, Çünkü O’nun ahlâkı, Kur’ân ahlâkı idi.
Allâh’ım! Bizleri Peygamber Efendimiz’in güzel ahlâkı ile donat. Dünyada ve âhirette yüzümüzü ağartacak ahlâkî davranış ve güzel amellere muvaffak eyle!

————————

1. Kalem, 4.
2. İmâm Mâlik, Muvattâ, Hüsnü’l-hulk, 8.
3. Yûsuf, 92.
4. Ahmed b. Hanbel, Müsned, II, 250.
5. Şems, 8.
6. Tirmizî, Birr, 62.