Ticaret insanın bu dünyada geçimini sağladığı rızık kazanma yollarından biridir. Ticaret yapan bir insan elindeki malı satarak kendine menfaat sağlar. Bu iş helâlinden olduğu zaman Müslüman için bir ibadet kabul edilir. Ticarette kar elde edildiği gibi bazen zarar da edilebilir. Bu durum ticaretin genlerinde vardır. Kimsenin ticaretten kesin kar elde edeceği garanti altında değildir. Bahsettiğimiz ticaret dünyalık bir çabayla ilgilidir. Bir de ahiret yurdunun kazanıldığı büyük bir ticaret daha vardır. Bu ticaret kaybedildiğinde tekrar telafisi mümkün değildir. Bu büyük ticaretin en büyük sermayesi Rabbimizin lütfu olan imandır. Eğer imamınız samimi amellerle kuşatılırsa cennet ve rabbimizin rızası bu ticaretin bizlere olan karşılığı olur. Bunun tam terside ebedi bir kayıptır.
Rabbimiz bizlere ahireti kazanacağımız bir ticaret için uyarılar göndermektedir. Bu uyarılardan biri de Kur’an’ın yaklaşık üçte birini teşkil eden kıssalardır. Örneğin Allah azze ve celle Tevbe suresinde şöyle buyuruyor: “Onlara kendilerinden evvelkilerin, Nuh, Âd ve Semûd kavimlerinin, İbrahim kavminin, Medyen halkının ve altüst olan şehirlerin haberi ulaşmadı mı? Peygamberi onlara apaçık mucizeler getirmişti.” (Tevce, 70)Rabbimiz bu kıssaları insanlara iman etmeleri ve öğüt almaları için anlatıyor. Umulur ki, insanlardan bazıları bu uyarılara kulak verip iman eder diye. Umurlur ki ansızın ve açıkça gelen azaplar insanlara bir öğüt olur diye. Kuranda anlatılan kıssalar genelde peygamberlerine karşı gelip helak olan kavimlerden bahsedilmektedir. Anlatılan kıssalardan biri diğerlerinden farklıdır. Bu kıssa Bel’am b. Bâûrâ’nın kıssasıdır.
Bel’am ismi Kuran’da geçmemektedir. Ancak Araf suresinde geçen ifadelerden kastedilen kişinin Bel’am olduğu yorumlanır. Bu ayetlerde Allah azze ve celle şöyle buyurmaktadır: “Onlara (yahudilere), kendisine âyetlerimizden verdiğimiz ve fakat onlardan sıyrılıp çıkan, o yüzden de şeytanın takibine uğrayan ve sonunda azgınlardan olan kimsenin haberini oku. Dileseydik elbette onu bu âyetler sayesinde yükseltirdik. Fakat o, dünyaya saplandı ve hevesinin peşine düştü. Onun durumu tıpkı köpeğin durumuna benzer: Üstüne varsan da dilini çıkarıp solur, bıraksan da dilini sarkıtıp solur. İşte âyetlerimizi yalanlayan kavmin durumu böyledir. Kıssayı anlat; belki düşünürler.” (A’raf, 175-176)
İfade edildiği gibi bu ayetlerde geçen kişinin varlığı hakkında kesin bir bilgi yoktur. Tefsirlerin genelinde Bel’am olarak yorumlanır. Bununla beraber ayette belirtilen kişinin; Ümeyye b. Ebu’s-Salt veya Numan b. Sayfi olduğu hakkında da görüşler vardır. Bu ayetlerden hemen önce Hz. Musa ve İsrailoğullarından bahsedilmesi, Belam’ın kastedildiği yorumunun fazlaca yapılmasına neden olmuştur. İslami kaynaklarda bu konuyla alakalı olan bilgilerin birçoğu İsrailî bilgilerdir. Kıssa ayrıntılı olarak Tevrat’ta iki yerde geçmektedir. İslami kaynaklar ise kıssadan şöyle bahsetmektedir: Bel’am’ın kavmi cebbar bir kavimle savaşa hazırlanırken, kendisinden Hz. Musa’nın etkisiz kılınması için dua etmelerini isterler. Fakat Bel’am Musa Peygamber’e inandığı için bunu reddeder. Kavminin istekleri giderek artsa da onları geri çevirir. Kavmi sonunda onu hediyelerle kandırır. Ve Bel’am beddua eder. Allah da bu bedduayı kendilerine çevirir. Allahtan bir ceza olarak Bel’am’ın dili göğsüne sarkar. Dünya ve ahretini anlayan Bel’am, buna karşılık kavmimi kurtarmak için Hz. Musa ve İsrailoğullarına karşı bir hile öğretir. Bu hile; bu kavmin kadınlarının süslenerek savaşa giden Hz. Musa ve kavminin karşılarına çıkarlar. Bu hile ile yenik düşen topluluktan çok sayıda insan veba salgının nedeniyle ölür. Başka bir rivayette ise, Hz. Musa’ya karşı beddua edemeyeceğini söylemesi üzerine çarmıha gerilme korkusuyla ism-i azam okuyarak dua etmiş ve duası kabul edilmiştir.(Harman, Ömer Faruk, “Bel’am b. Bâûrâ”, DİA, V, 389.)
Aktarılan kıssanın kesinliği bilinememekle birlikte zikredilen ayeti kerime bizlere çıkarılması gereken birçok dersler sunmaktadır. Bu ayetlerde iman nimetine erdikten, hak ve hakikati gördükten sonra onu bırakıp şeytanın ve dünyanın peşine düşen bir kimseden bahsediliyor. Bu kişilik ahreti kaybetme pahasına dünyayı tercih ediyor. Burada can alıcı nokta bu kişinin hakikati bilmesi hatta iman etmesidir. Bilgisi de normal bir kişiye göre üst seviyededir. Âlim denecek bir insandır. Bu kavramı temsil eden kişi öyle bir noktaya gelmiş ki, kendisine yapılan teklifle bilgisini insanları saptırmak için kullanmıştır. Kendisine bahşedilen bilgileri dünya menfaati için kullanmıştır.
Bel’am dünya için dinini satan ve insanları da doğru yoldan saptıran her türlü varlığı kapsayan bir ifadedir. Artık Bel’am kavramı hakkı batıla tercih edenlerin ifadesidir. Artık belam dünyayı ahirete tercih eden ve ettirenlerin kavramıdır. Sadece kendi sapmakla kalmamış, kendisinin salih ve alim olduğunu sanan insanları da saptırmıştır. Belki de en tehlikelisi de böyle bir tavra sahip olanlardır. İnanmayan bir insan müminlere açık bir düşmandır. Kendisinden gelecek kötülüklere hazırlık yapılabilir ve anlaşılabilir bir konumdadır. Ama Bel’am tipli insanlar kendilerini alim portatifiyle ortaya koyarlar. Bakarsın ki nice ayet ve hadisleri okumaktadır. Kendisinin hakkı anlatan biri olduğunu varsayarsın ve sözüne itibar edersin. Yolunu takip etmeyi, onun görüşlerini almayı kendine şiar edinirsin, oysa ki belam zihniyetli insanların tek düşündükleri dünya menfaatidir. Bundan dolayı belamların tehlikesi bir çok inkar edenden daha tehlikelidir.
Bel’amların varlıkları sadece kişileri değil toplumları da etkisi altına almaktadır. İnsanlara şirin görünen, insanların sorularına istedikleri gibi cevap veren, hakkı gizleyip şaşaalı, yaldızlı sözler kullanan kimseler etraflarına büyük kitleler toplayabilirler. Sonuç itibariyle bu kitlelerin başvuracakları Bel’am tipli insanların olması kendileri için din algısını kendisinde yeterli görmesini sağlamaktadır. Toplum böyle haktan, hakikatten ve iman yolunandan karış karış uzaklaşır. Ve acı bir sonuca doğru gider.
Sonuç olarak, iman ve ilim nimetinden aldığı nasibi dünya hayatının gelip geçici metaına tercih eden Bel’am kişilikli insanlar hem kendilerini hem toplumlarını haktan saptırabilirler. Allah bizlere bu tip insanları; kovsan da kendi haline bıraksan da dilini sarkıtıp durmadan soluyan köpeğin durumuna benzetir. Sahibinin peşinden akılsızca giden kimseler gibi. Bu tip insanlara toplumları idare eden insanlara tarafından yönlendirilebilmektedir. Bu anlamda bu insanlara iki defa dikkat edilmesi gerekmektedir.
Rabbim bizleri bildikleriyle amel edenlerden eylesin. Bizlere faydalı olan ilmi öğretsin. Öğrendiklerimizden faydalandırsın. İlmini dünyaya karşılık satanların yolundan gitmekten muhafaza eylesin. İlimden sonra cahillik, imandan sonra sapıklı, izzetten sonra zillet ne kötü yoldur…