“Verdiğiniz sözü yerine getirin. Çünkü verilen söz sorumluluğu gerektirir.” (İsrâ, 34)

İslâm ahlâkının temeli sayılan on iki esası tek tek ilân eden ayetlerden biri olan bu ayet-i kerime, kişinin dürüstlüğü, güvenilirliği ve toplumun güven ve huzuru için son derece lüzumlu olan ahde vefa ilkesini hatırlatmakta ve verilen sözlere sahip çıkılmasını istemektedir. Çünkü her taahhüt ve verilen söz, insana belli bir sorumluluk yükler. Yerine getirilmeyen akdin mutlaka bir bedeli olur. Bu bedel, kimi zaman ferdin dünya ve ahireti ile sınırlı kalırken kimi zamanda toplumun genelini etkileyen bir afete dönüşür. Biz bu yazımızda öncelikle ferdi etkileyen yönlerini maddeler halinde dile getirirken son olaraktan toplum nazarında oluşacak olumsuz yönü nakledeceğiz.

Ahde Sâdık Kalmamanın Ferde Yüklediği Maddi ve Manevi Ceza

1.“Ahdine vefası olmayanın imanı da (dini de) olamaz.”

Verdiği sözleri tutmama konusunda bir kişinin alacağı en ağır ifade bu hadisin harflerinden oluşmaktadır. Bu durumu ahlak edinmiş bir kişinin imanı, olgun iman sahiplerinin seviyesinden çok uzakta olduğunu bildirmiştir efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem

“Münafığın alâmeti üçtür;

Söz söylerken yalan söyler.

Va’d ettiği, söz verdiği zaman sözünde durmaz.

Kendisine bir şey emanet edildiği zaman hıyanet eder.”

Hadis-i şerife göre ahde vefasızlık, küfrün en rezil şekli olan münafıklığın da belirgin niteliklerinden biridir. Sözün bir haysiyeti vardır. Bu haysiyetin değerini bilmeyen sınıflardan biridir münafıklık. Söz bir emanettir, bu emanetin altında ezilen sınıfın adıdır münafıklık. Söz bir sorumluluktur, onun çiğnenmesinin cezasını umursamayan sınıfın adıdır münafıklık. Bunu huy ve mizaç haline taşımak, müslümanların kaçınması gereken manevi bir cezadır.

Bu iki manevi ceza dünya hayatında karşılaşılabilecek bir sonuçken, bu hal üzere ölmenin diyeti de ağır olacaktır. Tıpkı aşağıda rivayet edeceğim nakillerde olduğu gibi;

1) “Allah’ın ahdini ve kendi yeminlerini az bir pahaya değiştirenlerin; işte onların ahirette hiçbir nasibi yoktur. Allah kıyamet günü onlarla konuşmaz, onlara bakmaz, onları temize çıkarmaz ve onlar için acı bir azap vardır.” (Âl-i İmran, 76-77)

SubhanAllah… Nasipsizliğin acı faturası… “Allah onlar ile konuşmaz”; kâle almaz, adam yerine konulmayanların durumuna iter… “Onlara bakmaz”; itilmiş bir aciz konuma sokar… “Onları temize çıkarmaz”; Onların yaptıklarını temize çıkarıp insanlar, melekler ve cinler nazarında aklamaz… Bu üç şey “Onlar için acı bir azap vardır” sonucunu doğurur.

2) Aziz ve Celil olan Allah “Üç (sınıf insan) vardır ki, kıyamet gününde Ben bunların hasmıyım;

1- O kimse ki, bana (Mukaddes ismime) yemin eder de sonra ahdini bozar.

2- Bir kimse ki, hür (bir insan)ı köle diye satar da onun karşılığını yer.

3- Diğer kimse ki, bir işçi tutar, onu çalıştırır da ücretini vermez, buyurmuştur.”

Allahuekber… Ey kardeşim! Bilmezler mi ki Allah ile hasım olanlar hem dünyalarını hem de ahiretlerini helake sürüklemişlerdir. Marifetullah sahibi, O’nun kuvvet ve kudretinin delillerini gören hiçbir kimse Allah’ı kendine hasım etme konusunda ve ya Allah’ın onu kendine hasım etme konusunda cüretkâr olamaz. Böyle biri olsa olsa akıl nimetini yitirenden başkası değildir.

3) Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Ahdini bozan her kişi için kıyamet gününde (halk arasında teşhir olunmak üzere) bir alâmet vardır. (o alâmet,) sözünü bozan ğaddarın yanına dikilir, onunla bilinir.”

Böylesi kişilerin arkasına bir bayrak dikileceği ve bu bayrağın boyunun da o kişinin vefâsızlık derecesine göre ayarlanacağı ve “Bu falanın vefâsızlığının alâmetidir” diye herkese ilan edileceği anlatılmaktadır. O dehşetli günde böyle bayraklı bir teşhir cezasına ve muamelesine tâbi tutulmak herhalde kimsenin arzu etmeyeceği bir haldir.

Bu bayraklı anlatım, Araplar arasında var olan bir âdete göredir. Eskiden onlar, bir kimse verdiği sözü yerine getirmezse, pazar yerlerine sancaklar dikerek o kişinin vefâsızlığını ilan ederlermiş. Hadisimiz de aynı teşhir işinin kıyamette yapılacağını bildirmek suretiyle insanları vefâsızlıktan sakındırmaktadır.

Mevcut olan ayet ve hadisler, sözünde durmamayı kendine mizaç edinmiş olanları tehdit etmeye kâfidir. Bununla beraber Allah, ahdine ssâdık olmayan fertlerin oluşturduğu toplumları da şiddetli bir şekilde uyarmaktadır;

“Bir kavim ahdinden dönerse, Allah onlara mutlaka düşmanlarını musallat eder.”

Bir toplum verdikleri sözleri tutmama konusunda maharet sahibi olunca, o toplum, içerisinde yaşsâdıkları sınırları ihlal eden, taş üstüne taş, baş üstüne baş bırakmayan, yer üstü ve yer altı zenginliklere el koyan bir düşmanın acı pençeleri arasında kıvranır. Haysiyetler çiğnenir, iffetimize necis eller dokunur ve çocuklarımızın saçlarını beyazlatacak acılar ile yüzleşiriz. Toplumların Salihleri bir taraftan ahde vefa sahibi olacak; bir taraftan da önce Allah ve Rasûlüne, sonra da insanlara karşı verdikleri sözlere sahip çıkmayanları acı bir azap gelmeden uyaracaklar.

Selam ve dua ile…

 

————————-

 

  1. (Beyhakî, es-Sünnetü’l-Kübrâ, c. 9, s. 231; Zehebî, Kebâir 108)
  2. Tirmizî, İman 14
  3. Buhârî, Büyû 106, İcâre 10. Ayrıca bk. İbni Mâce, Ruhûn 4
  4. Buhârî, Cizye 22, Edeb 99, Hiyel 99; Müslim, Cihâd 11-17. Ayrıca bk. Ebû Dâvûd, Cihâd 150; Tirmizî, Siyer 28; İbni Mâce, Cihâd 42
  5. Muvatta, Cihad 26 -2/460