عن أَبي موسى رضي اللَّه عنه قال : قال رسول اللَّه صَلّى اللهُ عَلَيْهِ وسَلَّم : « إِنَّ اللَّه لَيُمْلِي لِلظَّالِمِ فَإِذَا أَخَذَهُ لَمْ يُفْلِتْهُ

Kabil’in Habil’i öldürdüğü günden beri var zalim de mazlum da. Belki İblis’in alemlerin Rabbi’ne isyan ettiği günden beri. Ta o zamanlardan beri vicdanları sarsar, insafları zorlar mazlumların hali. Ashab-ı Uhdudların, Uhudların, müminlerin, Yasirlerin, Sümeyyelerin, Hubeyblerin, Said b. Cübeyrlerin, Bennâların, Udehlerin, Kutupların, Şeyh Saidlerin, Atıf Hocaların, Zerkavilerin, Azzamların ve isimlerine yalnızca kendilerini yaratanın vakıf olduğu nicelerinin.
Birilerinin eğlencesi olsun diye yırtıcı hayvanların önüne atılan, kimi müstekbirlerin makamlarını yükseltmek için koltuklarına payanda yapılan, duygu ve düşüncesi hayvanlaşmışlar tarafından zevk ve ihtiras için hedef yapılan, “Rabbim Allah’tır” dedikleri için her türlü zulme tabi tutulan mazlumların halleri, dertlerini anlatmaktan bile aciz ama İblis’in uşaklarınca hiç bir değer ifade etmeyen kundaktaki bebelerin durumu sadece akıl tutulmasına, kalp kararmasına, vicdan travmasına tutulmuşları rahatsız etmez. Bundan da acısı rotasız müslümanlar yığını ya da rotası tamamen yanlış İslam iddiasındaki zavallıların durumu. Bugün kan ve gözyaşı coğrafyasına dönüşmüş müslümanların yaşadığı ülkelerde cereyan eden katliamlara kimi yöneticilerin, çare olarak bu katliamların asıl müsebbibi batılı ülkeleri görmeleri hangi insafla bağdaşabilir ki? Çağdaş Haccacların müslüman kanı dökülsün diye milyon dolarları seferber ettiğini müşahede etmemiz nasıl izah edilebilir ki?
Nasıl ki cahiliyye, zamanın bir bölümüne ait olmayıp her zamanda görülebilen bir düşünce yapısı ise, aynı şekilde zulüm de böyledir. Geçmişte iman ettiği için ateş çukurlarında yakılarak öldürülmek suretiyle cezalandırılanlar olduğu gibi bu gün de Budist çeteler tarafından ibadet ederken yakılarak öldürülen müminler vardır. Müslüman kanına susamış Moğol eşkıyalarına rehberlik eden sözde ilim adamı İbnü’l-Alkami gibi Ezher şeyhleri var zalimlere koltuk değnekliği yapan. Arenalarda vahşi hayvanların önlerine atılıyordu batıda insanlar, bugün aynı batının yetiştirdiği insan suretli hayvan tıynetli zalimler insanlara, müslümanlara saldırıyorlar al görmüş boğa gibi. Yani zulüm değişmiyor, çeşidi değişiyor gözükse bile. Sadece kılık değiştiriyor.
Bütün bu olanları ve kalemin, kelamın kifayetsiz kaldığı başka hadiseleri düşününce insan kendini alamıyor yer yer, adalet duygusu izmihlale uğruyor, şaşkın kalıyor. “Adaletin bu mu dünya?” serzenişleri yükseliyor. Ama dünyaya nizam ve düzen vermeye çalışanların adalet anlayışı bu ise dünya ne yapsın ki? İslam ümmetini halifesiz, hilafetsiz, başsız ve öndersiz bırakanlar kahraman telakki edilip arkasından dualar ediliyorsa elinden ne gelir dünyanın? Stalin zaliminin söylediği “Bir kişinin ölümü trajedi olurken milyonların ölümü istatistik oluyor” sözü bizzat aynı zalimin yaptığı zulümlerde karşılığını buluyor ise neylesin dünya? Adaleti bu yorgun dünyanın, zalimlerin at gezdirdiği, Allah’a kulluk edenler ölümlerden ölüm beğendiği dünyanın. Ama iş bunun ile bitmeyecek, her işinde hikmet olan, kullarına kapalı kalsa bile hikmet gizleyen Allah (azze ve celle), okyanusların altında adına insanların hâlâ vâkıf olamadığı nice canlı yaratan ve onların rızkını veren, toprak altında debelenen, hareket eden nice canlılardan haberdar olan el-Habîr’in, zalimlerin yaptıklarından habersiz olduğu düşünülebilir mi hiç? “(Resûlüm!) Sakın, Allah’ı zalimlerin yaptıklarından habersiz sanma! Ancak, Allah onları (cezalandırmayı), korkudan gözlerin dışarı fırlayacağı bir güne erteliyor. Zihinleri bomboş olarak kendilerine bile dönüp bakamaz durumda, gözleri göğe dikilmiş bir vaziyette koşarlar. Kendilerine azabın geleceği, bu yüzden zalimlerin: “Ey Rabbimiz! Yakın bir müddete kadar bize süre ver de senin davetine uyalım ve peygamberlere tâbi olalım” diyecekleri gün hakkında insanları uyar. (Onlara denilir ki:) “Daha önce, sizin için bir zevâl olmadığına, yemin etmemiş miydiniz? “ “(Sizden önce) kendilerine zulmedenlerin yurtlarında oturdunuz. Onlara nasıl muamele ettiğimiz size apaçık belli oldu. Ve size misaller de verdik.” Hilelerinin cezası Allah katında (malum) iken, onlar, tuzaklarını kurmuşlardı. Halbuki onların hileleriyle dağlar yerinden gidecek değildi!” (İbrahim Suresi 42-46)
Kundaktaki bebeleri uykularında kimyasal silahlarla katledecek kadar, onlara ölümü defalarca tattıracak kadar zulüm abidesi olanların yaptıkları sadece BM’nin, uşak ve kölelerinin, sahtekar demokrasi havarilerinin yanında kâr kalabilir. İki yüzlü, medeniyet denilen maskara mahlûkun mahkemelerince temyiz edilebilir kubh-i necâset firavunlar ve yaptıkları. Adaletlilerin en âdili, el-Muksit olanın mahkeme-i kübrasında boynuzsuz koyun boynuzlu koçtan hakkını alacaksa, bu zalimlerin yaptıkları da yanlarına kâr kalacak değildir. “Ardından da (o inatçı zorbaya) cehennem vardır; kendisine irinli su içirilecektir! Onu yudumlamaya çalışacak, fakat boğazından geçiremeyecek ve ona her yandan ölüm gelecek, oysa o ölecek değildir (ki azaptan kurtulsun). Bundan ötede şiddetli bir azap da vardır.” (İbrahim Suresi, 16-17) “İçlerine işleyen bir ateş ve kaynar su içinde, Kapkara dumandan bir gölge altındadırlar; Serin ve hoş olmayan.” (Vâkıa Suresi 42-44) “Elbette bir ağaçtan, zakkum ağacından yiyeceksiniz. Karınlarınızı ondan dolduracaksınız. Üstüne de kaynar sudan içeceksiniz. Susamış develerin suya saldırışı gibi içeceksiniz. İşte ceza gününde onlara sunulacak ziyafet budur!” (Vâkıa Suresi, 52-56) “O gün zalimlere, özür dilemeleri hiçbir fayda sağlamaz. Artık lânet de onlarındır, kötü yurt da onlarındır!” (Mü’min Suresi, 52) “Şüphesiz âyetlerimizi inkâr edenleri gün gelecek bir ateşe sokacağız; onların derileri pişip acı duymaz hale geldikçe, derilerini başka derilerle değiştiririz ki azabı tatsınlar!” (Nisa Suresi 56)
Evet, zalimlerin adalet anlayışıyla kirletilmiş bir dünya ve ahiretin adaleti, din gününün sahibi ve maliki olan hakimler Hâkimi’nin adaleti! Sûr’a üfürülüp Kıyamet denilen hadisenin tabiri caiz ise düğmesine basıldığında, düzeni ve nizamı ile koca kainat alemlerin Rabbinin emriyle yok olduğunda, serinlik için varolan büyük okyanus ve denizler tutuşturulduğunda, yeryüzünde sapasağlam kazıklar gibi çakılı duran yüce dağlar “Ol” emriyle savrulmuş yün ve toz zerrecikleri gibi olduğunda, alevli ateşi gören gözler yuvalarından fırladığında zalimlerin yaptıkları yanlarına kâr kalmayacak ve yaptıklarının hesabını zerresiyle ve habbesiyle ödeyeceklerdir.
Ya müslümanlar ne yapacak, ne yapmalılar? Bunu bile sorgulamayan bizler ağlayalım ümmet olarak halimize. Çağdaş Zû-Nuvâs’lar Ashab-ı Uhdudları şehit ederken, firavunların torunları iktidarlarını alaşağı edecek Musaları öldürme gayretindeyken, müslüman olduğunu beyan eden yöneticiler gaflet içersinde kimisi slogan derdinde sömürgen batıdan medet umarken, kimisi Âd ve Semud’un yolundan giderken, İslam başladığı günlerden daha garip, müntesipleri tarafından yalnız bırakılmışken; sadece ağla ey müslüman, utanmadan mazeret bulmaya çalışmaktansa sadece ağla. Ağla ki, ıslansın vicdanın. Ağla ki, ilahi rahmet filizleri açsın çorak yüreğinde. Ağla, ağla ki, rahmet-i Rahmân-ı celbedebilesin. Ağla ki, gözyaşların ulaştırsın dualarını alemlerin Rabbine. Ağla, manevi Bedirlerde ridan sırtından düşer belki. Ağla, kim bilir arş-ı Rahmân gölgelendirir seni? Nâr-ı cehenneme sitâr olacak belki ağlaman, nereden bileceksin ki? Ağla sen, aldırma “erkek adam ağlamaz” diyenlere, bilakis erkek adam ağlar tarih böyle aktardı bize. Hem Bedir’de peygamberlerin serdarı bile, ağlamadı mı gözlerinden yaşlar süzüle süzüle? Ya O’nun güzide ashabı, nasıl ağlıyorlardı hallerine?
Memleket hasreti çekenler, işgal edilmiş topraklarımız için ağlayın! Nice asırlardır kan ve gözyaşıyla ıslanan İslam topraklarına,  Hayvan hakları müdafileri, motorlu testerelerle insafsızca boğazlananlar için ağlayın! Tarihi eserden, sanattan dem vuranlar, bombalanan mihraplar, minareler için ağlayın! Ahıra, haram yuvasına çevrilen mescitler için. Kızını gelin ederken gözyaşı dökenler, ırzları çiğnenen İslam gelinleri için ağlayın! Ebu Gureyb, Tedmür, Sina ve adı bilinmeyen işkence hanelerdeki bacılara, Sümeyra, Esma ve Fatmalara, Ayşe, Emine ve Zehralara. Ticari kesata uğradığında bunalanlar, kriz geçirenler, manevi iflaslarımıza, kayıplarımıza ağlayın! Şeyhleri, önderleri için gözyaşı dökenler, Peygamberiniz için ağlayın! Haremine dil uzatılan Peygamberiniz için. İnsan haklarından dem vuran maskeli vicdanlılar, körpe bedenlere olsun ağlayın!     Sınav için üzülen, strese giren öğrenciler, ahiret sınavı için ağlayın, onu dert edinin biraz da onun için strese girin! İslam’ın izzetine rağmen Müslümanların zilletine ağlayın!
Daha da ağlayamıyorsanız, ağlayamadığınıza ağlayın, ağlayın, ağlayın…
Zalimler ve akıbetlerini en kısa ve öz olarak beyan eden efendiler Efendisine sözü bırakıyoruz: Ebu Musa el-Eş’arî  radıyallahu anhu’dan rivayet edildiğine göre Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem  şöyle buyurdu: “Hiç şüphesiz Allah zâlime mühlet verir. Onu yakalayınca da kaçmasına fırsat vermez.” Sonra şu âyet-i kerîmeyi okudu: “Rabbin, zâlim bir kasaba halkını yakalarken işte böyle yakalar. O’nun yakalaması gerçekten çok acı ve çetindir.” (Hud Suresi 102)(1)
Yeryüzünde şimdiye kadar mazlum bir şekilde Rabbine kavuşan insanların sayısınca lanet zalimlerin üzerine olsun, deve iğne deliğinden geçene kadar Allah’ın lanetinden kurtulamasın müslümanların kanını helal gören bütün zalimler. Rejimlerinin, sistemlerinin, mevki-makamlarının gitmemesi için zalimlere yardım edenler, alemlerin Rabbinin azabına ve lanetine duçar olsunlar. Âd, Semud, Medyen ve diğerleri nasıl ilahi rahmetten uzak olduysa aynı şekilde uzak olsun müslümanların zilletine sebep olanlar.

——————————————–
1. Buhârî, Tefsîru sûre (11); Müslim, Birr 61. Ayrıca bk. Tirmizî Tefsîru sûre (11); İbni Mâce, Fiten 22.