Bismillahirrahmanirrahim
Mü’min kulun en önemli vasfı “adalet” duygusudur. Adalet duygusu mü’min kulun kalbinden ve amelinden sıyrılıp uzaklaştığı gün geriye “zalim Müslüman” kalır.

İslam tarihi adaletiyle anılan mü’min kullara da adaletsizliğiyle hatırlanan zalim Müslümanlara da şahit olmuş ve olmaya devam edecektir. Herkes Rabbi’ne karşı bir hesap vermektedir.

Adalet; binlerce yanlışın arasında varsa şayet doğruları görebilmektir. Aynı şekilde adalet; binlerce doğrunun arasında varsa şayet yanlışları da görebilmektir. Adâlet; yanlışı doğruya doğruyu da yanlışa kurban etmemektir.

Bizler; insanların tiksinti ile baktıkları ölmüş köpek leşinin içinde ‘bembeyaz güzel dişleri’ görebilen adalet’li peygamberin ümmetiyiz.

Adalet; yaratan Rabbimiz’in en büyük ism-i şerifi, gönderdiği dinin en temel hükmü, seçtiği Peygamberin ve övdüğü ümmetin en kutsi vasfıdır.

Yaşadığımız şu çağda ‘Adaletin olmadığı bir dünya acaba nasıl bir dünyadır’ diye soran olursa onlara ‘adaletin hâkim olmadığı bir dünya işte bugün yaşadığımız dünya gibidir’ diyebilirsiniz.

Kâfirlerin adâlet duygusundan mahrum oluşu hayret-i mucib bir olay değildir. Örneğin: yaratılmış olan ve fıtratı gereği binlerce acziyete mahkûm insanoğlunun koyduğu beşerî düzenleri, kanunları, yasaları; yaratan ve yaşatan şânı yüce Allah’ın İlahi düzeninden, kanunlarından, yasalarından daha üstün görmek Kemalistlerin, solcuların, liberallerin, laiklerin adâletten ne derece saptıklarının en önemli ispatıdır.

Ancak şanı yüce Allah; ümmeti Muhammed’e yeryüzünde adâleti hâkim kılmayı emretmişken ‘Allah’a ve ahiret gününe iman ediyorum’ diyen müminlerin adaletsizlik çukuruna gömülmeleri dehşet verici korkunç bir olaydır. Maalesef son yıllarda bu durum çok daha vahim noktalara ulaştı. Müslümanların içinde adâletten yana olması beklenen şahsiyetlerin, camiaların, kurumların bir bir savrulduğu ve  yozlaştığı bir dönem yaşıyoruz.

Adaletten Sapanlar

– Beşerî yönetim sistemlerinden bir sistem olan demokrasiyi, yüce Allah’ın insanlar arasında uyulması ve uygulanması için gönderdiği İslam dini ile eklemlendirmek, eşleştirmek veya eşdeğer görmek günümüz Müslümanlarının adâletten ne kadar uzaklaştıklarının en büyük ispatıdır.

– Bir kurum, cemaat ya da hareketin; ‘Benim görüşüm ve kararlarım en doğru olandır. Aksi dâhi düşünülemez’ demesi veya tavırlarıyla bunu hissettirmesi adâletten ne kadar uzaklaşıldığının en büyük ispatıdır.

– Siyasi partilerin; cemaatleri, STK’ları ve benzeri kurumları oy potansiyeli olarak görüp “Bana oy veriyorsa vatanseverdir ama oy vermiyorsa vatansever değildir, haindir, uşaktır” anlayışı hak davanın ne kadar basite indirgendiğinin ve adaletten ne derece uzaklaşıldığının en büyük ispatıdır.

– Kendi cemaatinden, kendi meşrebinden, kendi mezhebinden, kendi görüşünden olmayan diğer Müslümanları, somut delillere dayanmadan çok basit ve aşağılık iddialarla ‘ajan, dış mihrak, terörist,  Vahhabi, Selefi’ diye iftira atarak yaftalamak Müslümanların adaletten ne derece uzaklaştıklarının en büyük ispatıdır.

– Aynı meşrepten, aynı tarikattan, aynı cemaatten, aynı partiden, aynı STK’lardan olmayan Müslümanlara karşı tebliğ, davet ve merhamet duygularının kaybedilmesi adâletten ne derece uzaklaştığımızın en büyük ispatıdır.

– Sadece kendimizden olana (!) haksızlık ve zulüm yapıldığında dünyayı ayağa kaldırıp sesimizi yükseltmemiz fakat bizden olmayanlara karşı zulüm yapıldığında sessiz kalmamız yada ‘vardır bir sebebi’, ‘ateş olmayan yerden duman çıkmaz’, ‘iyi oldu, zamanına onlarda bize yapılan zulme karşı sessiz kalmışlardı’ türünden süfli düşünceler içinde bocalamamız bizlerin adaletten ne derece saptığının en büyük ispatıdır.

– Particilik, cemaatçilik, bölgecilik, ırkçılık yaparak içindeki haksızlıkları ve zulümleri görmemek, zulüm ve haksızlıklar karşısında körleri ve sağırları oynamak artık dilsiz şeytan olunduğunun ve adaletten ne derece sapıldığının en büyük ispatıdır.

– Sadece kendinden olanın hakkını savunmak, sadece sevdiğin, bağlı olduğun insanlara yapılan haksızlıklara itiraz etmek, adalet vasfından ne kadar uzaklaştığımızın en büyük ispatıdır.

– Zulmü yapanın kim olduğuna bakarak susmayı veya konuşmayı tercih etmek adaletten ne kadar saptığımızın en büyük ispatıdır.

– Falan cemaatin fikrî ve amelî yanlışlarını görüp de Müslüman hanımın örtüsüne uzanan o hâin eli görmemek adaletten ne kadar uzaklaştığımızın ispatıdır.

– Vatanlarını, topraklarını, namuslarını, dinlerini savunmak uğruna canlarını ortaya koyarak savaşan Müslümanların birtakım hatalarını görüp de Amerika’nın, Rusya’nın, İsrail’in ve tüm emperyalistlerin zulümlerini görmemek adalet duygusundan ne kadar uzaklaştığımızın ispatıdır.

– Kendini ehli sünnete nispet edenlerin yaptığı hataları ve cinayetleri görüp de başta İran olmak üzere Şii dünyasının yaptığı zulümleri görmemek hatta göstermemeye çalışmak adaletten ne kadar uzaklaşıldığının en büyük ispatıdır.

– Geçmişte emperyalist Avrupa’ya karşı verdiğimiz şanlı ‘Kurtuluş Savaşımızı’ göklere çıkarıp bu uğurda yapılan fedakarlıkları savunurken; Suriyeli, Afganistanlı, Filistinli, Mısırlı kardeşlerimizin emperyalist güçlere karşı kutlu savaşını görmezden gelerek ‘Emperyalizmin oyununa alet olmak’ ile suçlamak, adaletten ne kadar uzaklaştığımızın en büyük ispatıdır.

Fikirler, yöntemler, usuller, ameller ulu orta olmamak kaydıyla tâbi ki eleştirilebilir, tartışılabilir. Fakat eleştiri, tartışma ayrı şey; itham, iftira ve suçlama apayrı şeylerdir. Artık herkes, herkes hakkında bir şeyler söylüyor. Diller keskin kılıç gibi olmuş. Müslümanların birbirilerine attıkları iftira ve ithamların artık hesabı tutulamaz oldu. Allah sonumuzu hayretsin.

“Ey iman edenler! Allah için adaleti ayakta tutup gözeten şahitler olun. Bir topluluğa olan öfkeniz sizi adaletsizliğe sürüklemesin; adil olun; bu, Allah’a karşı gelmekten sakınmaya daha yakındır. Allah’tan sakının, doğrusu Allah işlediklerinizden haberdar’dır.” (Maide, 8)