İslam Coğrafyaları yazı dizisinin bu bölümünde Açe seyahati süresince konuk olduğumuz Açe İstanbul Yetimhanesi müdürü Ramazan Bey ya da yetimhanedeki yavrularımızın ifadesiyle Baba Ramazan ile gerçekleştirdiğimiz röportajı sizlerle paylaşacağız. İHH tarafından Endonezya’nın Açe bölgesinde Tsunami felaketi sonrasında inşa edilen yetimhane bugün hala ülkenin pek çok bölgesinden gelen yetimler için sıcak bir yuva olarak hizmetlerine devam ediyor. Yetimhane müdürü Baba Ramazan ise, yetimlerin adeta gerçek babası gibi. Buradaki minikler Türkiye’den gelen tüm erkeklere “baba” kadınlara ise “anne” diye sesleniyor. Açe’deki İstanbul yetimhanesinin ilk görevlileri onları öylesine kucaklamış, bir anne ve baba gibi üzüntülerinde ve sevinçlerinde öylesine beraber olmuşlar ki onlarla, o günden bu yana Türkiye’den gelen Müslümanlara böyle seslenir olmuşlar. Baba Ramazan da bu fedakâr görevlilerden biri. Ve tabi bu görev sırasında kendisinin en büyük destekçisi Eşi Yasemin hanım. Ramazan bey nasıl baba ise Yasemin Hanım da çocukların annesi gibi. Ufak yavruları Muhammed Yahya’yı da unutmamak lazım. O da tüm yetimhanenin minik kardeşi…

Ramazan Bey öncelikle bizlere kendinizi tanıtabilir misiniz?

İsmim Ramazan Erdoğan, 1982 Sivas doğumluyum. Sivas İmam Hatip Lisesi’nden mezun oldum. Yaklaşık on beş yıl ticaretle iştigal ettikten sonra İHH İnsanı Yardım Vakfı’nda çalışmaya başladım. Bir süre sonra da ailemle birlikte Açe İstanbul Yetimhane sorumlusu olarak buraya geldim. Ve yaklaşık bir yıldır burada ikamet etmekteyim.

Peki, bizlere bu yetimhanenin tarihinden bahsedebilir misiniz?

İHH İstanbul yetimhanesi 2006 yılında kuruldu. Bilindiği üzere Endonezya’nın Açe bölgesi 2004 yılının 24 Aralığında ciddi bir afetle karşı karşıya kaldı. Yaklaşık 230 bin insanın hayatını kaybettiği elim Tsunami hadisesinden yaklaşık 1 yıl 2 ay kadar sonra yetimhanemiz hizmete girdi. Öncelikle Tsunami mağduru çocuklarımıza yönelik faaliyet gösteren yetimhanemiz daha sonraları farklı sebeplerle ailesini kaybeden pek çok yetimimizi barındırmaya başladı. Şu an Açe bölgesinin farklı yerlerinden onlarca yetim kardeşimiz bu yetimhanemizde yaşamlarını devam ettiriyor.

Yetimhanenin faaliyetlerine geçmeden önce okuyucularımızın da meraklarını gidermek açısından bize biraz da Açe toplumundan bahseder misiniz?

Açe bölgesi çok uzun yıllar boyunca İslam’ı yaşamış, özümsemiş, benimsemiş bir İslam coğrafyası. Strateji olarak da Güneydoğu Asya’nın en önemli boğazlarından biri olan Malaka boğazına sahip. Açe toplumu da tarihsel süreçte Portekiz, Hollanda ve Japonya gibi ülkelerin istilasına düçar olsa da özgürlüğünden vazgeçmemiş, prangaları kabullenmemiş inatçı bir toplum aslında. Bu istilalar sırasında Osmanlı Devleti ile de iyi ilişkiler kurmuş. Ancak gerek coğrafyanın uzaklığı gerekse de Asya insanının özellikleri ile ilintili olarak ümmetin diğer coğrafyalarına dair ilgi eksikliği olduğunu da söylemek mümkün. Bu yönüyle içine kapalı bir toplum izlenimi veriyor. Ancak İslam’ın renklerini ve güzelliklerini bu toplumda görmek mümkün. Pesantren adı verilen geleneksel medreselerinde İslami eğitimlerin devam ettiği biliniyor. Her ne kadar modern eğitim kurumları bu geleneksel okulların etkisini kırsa da İslami eğitim usulü bu ülkede gayet yaygın. Kur’an eğitimi çok küçük yaşlardan itibaren ailelerin büyük bir hassasiyetle üzerinde durduğu bir husus. Halkın neredeyse tamamı tecvit ve talim kurallarına özen göstererek Kur’an okuyabiliyor. Ve bu noktada çok gayretliler. Namaz toplum hayatına çok hâkim. Toplumsal hayatı şekillendiren unsurlardan biri. Tatiller, dükkânların açılıp kapanması dahi dini günler ve namaz vakitlerine göre planlanıyor. Gün ise sabah namazı ile başlıyor. Ramazan ayında okullar tatil edilir, hayat biraz daha yavaşlar bu topraklarda, dükkânlar teravih namazlarında kapalıdır. İnsanlar biraz daha ibadetlere yönelir.
Peki, bu yetimhanede sizlerin faaliyetleri neler? Öğrencilerle ne şekilde ilgileniyorsunuz.

Burada yetimhanenin içerisindeki görevli konutunda çocuklarımızla iç içe yaşıyoruz. Bütün bir yıl boyunca yetimhane programı dışında tüm çocuklarımızın psikolojileri, sağlıkları, okul hayatları ve okul sonrası hayata hazırlanmaları noktasında tüm ihtiyaçlarıyla ilgileniyoruz. Bir bakıma onların ailesi gibiyiz. Yetimhanemizde şu an 90 kadar öğrencimiz var. Bir de üniversite okuyan öğrencilerimize yönelik açmış olduğumuz bir öğrenci evimiz var. Yine üniversite okumak üzere Kuala Lumpur, Jakarta ve İstanbul gibi şehirlere de burada yetişen öğrencilerimizi üniversite okumak üzere gönderiyoruz. Şu an yetimhanemizden mezun olan beş öğrencimiz Türkiye’de eğitimlerine devam etmekte. İnşallah önümüzdeki eğitim döneminde yaklaşık 35 yetimimizin daha aramıza katılmasını bekliyoruz.

Bir yetim çocuğumuzun günlük programından bahsedebilir misiniz?

Yetim çocuklarımız güne cemaat ile kılınan sabah namazı ile başlıyor elhamdülillah. Daha sonra okullarına buradan servislerimiz aracılığıyla gidiyorlar. Bizler de bu yolculukları sırasında kendilerine eşlik etmeye çalışıyoruz. Çocuklarımız okullarından geldikten sonra istirahate çekiliyorlar. Tüm namazlarımız cemaatle kılınıyor. Özellikle akşam namazından sonra burada geleneksel hale gelen Hasan El Benna’nın Me’surat isimli kitabı sesli bir biçimde tekrar ediliyor. Kur’an ve Tecvit derslerimiz, haftalık fıkıh derslerimiz var. Yine Pazartesi ve Perşembe günleri oruç tutan çocuklarımız var. Haftada birkaç gün teheccüd programımız var. Bu şekilde gayet düzenli programlarla evlatlarımıza faydalı olmaya çalışıyoruz.

Bizlere biraz da yetim çocuklarımızın dünyasından bahsedebilir misiniz?

Tabi ki tüm bu çocuklarımızda yetim olmanın vermiş olduğu mahzuniyeti görmek mümkün. Anne babalarına ve köylerine olan iştiyakları her zaman hissediliyor. Ancak yetimhanemizde kendilerine sunulan imkânlar ve buradaki görevlilerin içten tavırları sebebiyle tatil için köylerine giden evlatlarımız dahi hemen yuva sıcaklığındaki yetimhanemize dönmek istiyor. Çünkü burada bir aile ortamı var. Ve burada mutlular. Ve biz de gerçekten onların aileleri gibi olduk. Mesela bir örnek vermem gerekirse, bir yemek için dahi olsa çarşıya gittiğimizde mutlaka yanımıza yetimhanedeki evlatlarımızın birkaçını alıyoruz. Bazen hep beraber yemek yemeye, pikniğe ve diğer sosyal faaliyetlere gidiyoruz. Arabayla yetimhane dışına çıkmaya yeltendiğimizde, “baba bize meyve suyu getirsene diyen yavrularımız var” (Gülüşüyoruz…) Yani tam bir aile gibiyiz artık. Biz nasıl onlarla ilgileniyorsak onlar da bizle ilgileniyor. Üzüntülü olduğumuz zamanlarda bizleri teskin ediyorlar. Çok duygulu anlar da yaşıyoruz tabi. Bazen yapmış olduğumuz toplantılarımızda hem beraber güldüğümüz hem de beraber ağladığımız pek çok anımız var.

Görebildiğim kadarıyla Açe’deki diğer yetimhanelere oranla Açe İstanbul Yetimhanesindeki öğrencilerin vizyonu daha geniş bunu sağlamak için neler yapıyorsunuz?

Öncelikle şunu söylemek gerekir ki Açe toplumu biraz kapalı bir toplum. Bizim buradaki faaliyetlerimizin amacı çocuklarımızın öncelikle kendi dünyalarının farkına varmasını sağlamak sonrasında ise kendi dışlarındaki dünyalar hakkında da onları bilgilendirmek. Ümmetin diğer coğrafyaları hakkında bir bilinç oluşturmak. Bunu gerek nasihatlerimiz ve ders programlarımızla gerekse de yetim dayanışma günleri ve diğer faaliyetler kapsamında çocuklarımızı farklı kültürlerle buluşturarak yapıyoruz. Bu doğrultuda daha önce de bahsettiğim üzere pek çok öğrencimizi üniversite eğitimi almak üzere Türkiye ve Malezya gibi ülkelere gönderiyoruz.

Yetimhanemizin çalışanları ile ilgili güzel anektodlar da duyduk bu hususta bizlere neler söylemek istersiniz?

Bu hususta özellikle yetimhanemizin şoförü olan Ahmet kardeşimden bahsetmek isterim. Yaklaşık yedi yıldan uzun süredir burada çalışıyor. Onun hikâyesi biraz ilginç. Medan denilen uzak bir şehirden daha iyi bir İslami yaşantı sürmek için lise yıllarından sonra Açe’ye gelen bir kardeşimiz Ahmet. Bu yetimhanede uzun yıllar fedakârlıkla hizmetler etmiş. Bizden birkaç dönem önceki yetimhane sorumlumuz tarafından da yetimhanemizde yetişen Tsunami mağduru bir kızımızla evlendirilmiş. Şu an da minik bir evlatları var. Kendisini adeta buraya adamış. Ahmet yetimhane görevlilerinin eli ayağı gibi aslında, Türkçe esprileri ve Türkiye’ye olan sevgisiyle, sempatik ve sıcakkanlı tavırlarıyla bir dost gibi Ahmet. Ayrıca bölgeyi de iyi tanıması bakımından bizim en büyük yardımcımız.

Bize söylemek istediğiniz başka şeyler var mı?

Tabi burada anlatmış olduğum güzel tablo bizden önce de burada emek vermiş olan kıymetli insanların gayretleri üzerine bina edilen bir tablo. Bu hususta özellikle geçmişte burada hizmet eden Baba Reşat ve Baba Mesut gibi kıymetli insanlar ve ailelerini anmak istiyorum. Anlatılacak çok şey var tabi ki. Ama tüm Müslüman kardeşlerimize ümmetin farklı coğrafyalarındaki Müslümanların dertleri ile dertlenmeler ini rica ediyorum.