İslam’da dünya-âhiret dengesi esastır. Hatta âhiret her daim dünyanın önünde yer alır. İşte İslam’ın âhiret öncelikli dünyaya bakışına zühd denir.
Selef-i salihin neslinden günümüze kadar zühd sahibi insanlar bitmemiştir ancak azalmıştır. (Allah sayılarını arttırsın). İşte onlardan biri de etbâu’t tâbiin neslinin önde gelenlerinden biri olan Abidu’l Harameyn (onun 40 yıl boyunca Kabe’de ilk rekatı kaçırmadığı rivayet edilir) olarak adlandırılan Fudayl bin İyad’tır.

Hayatı

Ebu Ali künyeli Fudayl bin İyad’ın(r.h) Horasan’ın Merv bölgesinden Semerkand’ta hicri 107(m.725) yılında doğduğu ve sonraları Ebiverd’de yetiştiği söylenir.
Fudayl b. İyad’ın isminin anlamı, sonraki yıllarında tam da ismine yaraşır bir hayat olarak “çok faziletli ve erdemli” demektir.

Gençlik yıllarında güçlülüğüyle ön plana çıkmış ve Merv ile Ebiverd arasında bir çete kurarak eşkiyâlık yapan Fudayl b. İyad, bu esnada çetesiyle hem namazlarını kılıyorlar hem de Kur’an okuyordu.

Eşkiyâlıktan Abidliğe

Fudayl b. İyad, Merv ile Ebiverd arasında eşkiyâlık yapar ancak eşkıyâlığında bile belli ahlâki özellikleri kendisinde bulundururdu. Örneğin; Soygun yaptığı kafilede bir kadın bulunacak olsa ona ilişmez, fakirin malını gasbetmezdi. Sahra ortasında kurduğu çadırına adamları soydukları kafilelerin malını getirirdi.
Onun hidayete ermesine vesile olan olay ise şöyle nakledilir: “Fudayl bin İyad, eşyâlık yaptığı zamanlarda bir kadına aşık olur. Eşkiyâlıktan elde ettiğinin bir kısmını ona gönderir, zaman zaman yanına gider ve onunla konuşurdu. Bir defasında yine akşama kadar gönül eğlendirmiş, tırmandığı duvar üzerinde kadınla muhabbet ediyordu. Bu esnada oradan geçmekte olan bir hâfız şu mealdeki ayeti okur: “Allah zikredildiği zaman, iman edenlerin kalplerinin saygıyla yumuşayacağı zaman halâ gelmedi mi?” (Hadid, 16) 

Okunan bu ayet onda o kadar çok tesir eder ki kendi kendine şöyle der: “Geldi, geldi… Hatta geçti bile!” diyerek oradan ayrıldı ve bir harabeye uğradı. Geceyi burada geçirirken yakında bulunan bir insan topluluğundan biri, arkadaşlarına: “Buradan kalkıp gidelim.” Diğerlerinin ise, “Burada sabahı edelim. Çünkü gecenin bu saatinde Fudayl bizim yolumuzu keser” dediğini işitti. Fudayl bin İyad, bu hadise üzerine bir kere daha tevbe etti. Topluluğa, emniyetle gidebileceklerini söyledi.

Fudayl b. İyad (rahimehullah) daha sonraları Kufe’ye gitti ve burada bir müddet durduktan sonra Mekke’ye giderek ömrünün sonuna kadar burada kaldı.

Allah Korkusu

Meşhur talebesi İbrahim b. Eş’as, onun hakkında şunları söylüyor: “Fudayl’dan daha çok Allah korkusunu kalbinde taşıyan birini görmedim. Çünkü o Allah’ı anınca veya yanında Allah anılınca ya da Kur’an-ı Kerim dinleyince korku ve hüzün zâhir olur, gözleri dolar ve çok ağlardı. Hatta yanında bulunanlar onun bu halinden ötürü kendisine acırlardı. Devamlı hüzün ve devamlı tefekkür halinde idi. İlmiyle, almasıyla, vermesiyle, cömertliğiyle, kızması ve sevinmesiyle velhasıl bütün hasletleriyle Allah’ın rızasını talep etmede ondan daha hassas bir başkasını görmedim.”

Onun bu hüzün ve takvalı hali hakkında Abdullah İbn Mübarek(rahimehullah) şöyle demiştir: “Fudayl vefat edince, hüzün ortadan kalktı.”
Gece ibadetine çok düşkün olan Fudayl b. İyad, yatağında sağa sola dönünce şöyle derdi: “Yatmak sana yaraşmaz! Kalk, âhiretten nasibini al!”

Oğlunun Takvası

Fudayl b. İyad’a Allah(azze ve celle) bir erkek çocuğu nasip etti. O da çok sevdiği Hz. Ali’nin ismini oğluna verdi. Fudayl, bu oğlundan dolayı Ebu Ali künyesi ile anılır oldu. Ali büyüdü, 30’lu yaşlara vardı; babasını geçecek düzeyde bir zâhid ve âbid oldu. Öyle biri oldu ki, babası kadar bölgede tanınmaya başladı.
İslam tarihi kaynaklarında oğlu hakkında şöyle meşhur bir rivayet vardır:

Ali b. Fudayl, bir gün Tekâsür Süresi’ni okuyor; ayetleri okudukça ağlıyor, okudukça ağlıyor… Son ayete geliyor: “Sonra, yemin olsun ki, o gün (size verilen) her nimetten sorguya çekileceksiniz.”

Ali b. Fudayl bu ayeti tekrar ediyor, okuyor, okuyor. Sonra birden yere yıkılıyor ve o anda ruhunu Rahman’a teslim eder.

Onun vefatını Fudayl’in talebelerinden ve arkadaşlarından biri şöyle anlatıyor: “Otuz sene Fudayl ile arkadaşlık ve talebelik yaptım, ben O’nun güldüğünü görmedim. Ancak oğlu Ali’nin vefat ettiği gün tebessüm ettiğini gördüm. Hepimiz şaşırmıştık, o güne kadar gülmeyen Fudayl neden çok sevdiği oğlunun vefatında gülsün ki… Kendisine sebebini sorunca bana dedi ki: ‘Allah’ın sevdiği şeyi ben de severim. O oğlumu benden çok seviyor ki yanına aldı.’ Sonra dedi ki: ‘Bak, Allah benim gibi bir adam ile alış-veriş yapmış, ben buna sevinmeyeyim, tebessüm etmeyeyim de ne yapayım!’”

Allah’ın Dualara İcat Etmesi

Fudayl bin İyad(rahimehullah), bir gün Arafat meydanında insanları seyrediyordu. Müslümanlar Allah Teâlâ’ya yalvarıp, dua ediyordu. Bunları bir müddet seyrettikten sonra “Sübhânallah. Şu kadar insan, kerîm olan bir zâtın kapısına gitse, bu şekilde yalvararak bir dânik (0, 801 gr.) yani çok az altın isteseler, o zât bu insanları ümitsiz ve eli boş geri çevirmez. Ya Rabbi, Sen kerîm ve gaffârsın. Bu insanların hepsini affetmen, kerîm olan ganî olan bir zâtın bir dânik altın vermesinden daha kolaydır. Ya Rabbi! Senin ihsanların o kadar çoktur ki bu insanların hepsini affetsen, senin ihsanından hiçbir şey eksilmez” dedi.

İnnâ Lillâhi Ve İnne İleyhi Râciun Ne Demek?

Fudayl b. İyad, “innâ lillâhi ve inne ileyhi râciun”(Bakara, 156) ayetini şöyle tefsir ediyor: “Biz Allah’ın kuluyuz ve O’na döneceğiz. Kim Allah’ın kulu olduğunu ve O’na döneceğini anlarsa, Allah’ın vakfı olduğunu anlar. Kim Allah’ın vakfı olduğunu anlarsa, yaptıklarından sorumlu olduğunu unutmaz. Kim sorumlu olduğunu unutmazsa, sorulacak sorulara cevap hazırlama çabasında olur. Kurtuluş ise ömrün geri kalan kısmını hayırla geçirmektir. Zira bu son kısımda kötü olursan, hem geçmişin hem de âhiretin perişan olacaktır.”

Mektuplaşmalar

İmam Zehebi(rahimehullah), ‘Siyerü A’lami’n-Nübela’ isimli eserinde onun Abdullah Bin Mübarek(rahimehullah) ve İmam Mâlik(rahimehullah) ile mektuplaşmasını şöyle nakleder:

Abdullah Bin Mübarek(Rahimehullah) İle Mektuplaşma

Abdullah b. Mübarek’e yazdığı mektupta şöyle yazar: “Sen Tarsus’a cihad için gideceğine gelip benim gibi Mekke’de ibadete kendini versene! Sen dışarı ile çok ilgileniyor, kendi nefsini ihmal ediyorsun.”

Muhammed b. İbrahim b. Ebi Sekine’nin şöyle dediği rivayet edilmiştir:

‘’Abdullah b. Mübarek ile birlikte Tarsus’taki geçitte nöbetçiydik. Mektup ona ulaştı. Hacca gitmek istedim ve o zaman Fudayl b. İyad, Mescid-i Haram’da Kabe’de itikafta idi.

Abdullah b. Mübarek şu beyitleri bana yazdırıp Fudayl b. İyad’a gönderdi:

“Ey Harameyn’in âbidi! Eğer bizleri görseydin,
Şüphesiz ibadetle oyalandığını bilirdin.
Kimilerinin gözleri gözyaşlarıyla dolarken,
Bizim boğazlarımız kanlarımızla boyanır.
Bazılarının atı batılda yorulurken,
Bizim atlarımız günün sabahında yorulurlar.
Miskin kokusu sizin,
Atlarımızın tırnaklarının tozu ve dumanı olan bizim kokumuzda bize…
Şüphesiz Nebi’mizin sözü bize ulaşmıştır.
Ki doğru sözdür, onda hiçbir yalan yoktur.
“Allah yolunda savaşan atların sıçrattığı tozlar bir kişinin burnunda, Cehennem ateşinin dumanıyla birleşmez.”
Aramızda konuşan bu Allah’ın kitabıdır,
Şehit ölü değildir, bu yalanlanamaz.

“Allah yolunda şehit olanlara “ölülerdir” demeyiniz. Hakikatte onlar diridirler. Fakat siz anlayıp bilemezsiniz.” (Bakara, 154)

Fudayl bin İyad ile Kabe’de bir araya geldim ve ona mektubu(şiiri) verdim. Okuduğunda gözleri ağlamaklı oldu ve şöyle dedi: “Ebu Abdurrahman (Abdullah bin Mübarek) doğru söyledi ve bana içten bir nasihatte bulundu.”

Daha sonra bana hadis yazıp yazmadığımı sordu. “Evet” deyince, “Ebu Abdurrahman’ın mektubunu getirmenin karşılığı olarak benden şu hadisi yaz” dedi ve bana yazdırdı: “Mansur ibn’ul Mu’temir’in Ebu Salih’den onun da Ebu Hureyre (radıyallahu anh)’tan rivayetine göre bir adam Resulullah(sallalahu aleyhi ve sellem)’e gelerek şunu sordu: “Bana öyle bir hayırlı amel öğret ki Allah yolunda savaşan mücahitlerin elde ettiği hayrı elde edeyim.” Resulullah (sallalahu aleyhi ve sellem); “Namazı aksatmadan kılıp orucunu bozmadan oruç tutabilir misin?” diye sorunca, adam: “Ey Allah’ın Resulu! Buna kim güç yetirebilir?” dedi. Resulullah (sallalahu aleyhi ve sellem); “Nefsim elinde olan (Allah’a) and olsun buna güç yetirebiliyor olsaydın bile, Allah yolunda savaşan mücahitlerin seviyesine ulaşamazdın! Bilmez misin, mücahitlerin atları bile yaşadıkları müddetçe mücahitler için hayır kazandırır!” (İmam Zehebi, Siyerü A’lami’n-Nübela’ 8/412)

İmam Mâlik(Rahimehullah) İle Mektuplaşma

İmam Mâlik’e yazdığı mektupta şöyle yazar: “Ey İmam! Sen çok ilim ile başkalarına ders vermek ile ve fetvalarla uğraşıp zamanının büyük bir bölümünü bununla harcıyorsun. Yerinde olsam biraz bunlara ara verir; kendimi ibadete veririm.”

Mektup İmam Mâlik’e ulaşınca, o da şöyle cevap yazar: “Ey İmam! Allah seni tüm hayır işlerinde muvaffak kılsın. Unutma, şüphesiz Allah kulları arasında rızıkları taksim eder. Rızık sadece mallardan, eşyalardan oluşmaz. Allah kimi kullarına infakı sevdirir; onlar infak ederler. Kimi kullarına cihadı sevdirir, onlar bir ömür cihad meydanlarında ömürlerini geçirirler. Kimi kullarına ibadeti sevdirir; onlar için en güzel şey ibadet etmek olur. Kimi kullarına ilmi sevdirir, bütün ömürlerini ilim yolunda, tedrisat yolunda geçirir. Böyle yapmakla her kulunu bir alanda istihdam eder ve her biri yaratılış amacına uygun hareket eder. Dolayısı ile bizler farzların ikâmesinden sonra hangimiz hangi alanda nafile ibadet maksadı ile uğraşırsak, Rabbimiz bundan memnun ve razı olur. Bundan dolayı kimseyi kınama ve sana Allah neyi sevdirmişse onu vesile kılarak, Allah’a yakınlaş…”

Fudayl Bin İyad’ın Öğüdü

Fudayl bin İyad demiştir ki: “Eğer bizim âlimlerimizde birazcık sabır olsaydı şu adamların (yani vali ve halifelerin) kapılarına varıp, onların eşiklerini aşındırmazlardı.”

Onun bu sözü şu olayında kendini göstermiştir:

“Bir gece Harun Reşid, veziri Fudayl Bermeki’ye; “Beni bir kimsenin yanına götür. Kalbim, bu göz kamaştırıcı, şaşalı hayattan sıkıldı.” Veziri onu Süfyan bin Uyeyne’nin evine götürdü. Süfyan kapıyı açıp, “Kim o?“ dedi. Ona; “Emiru’l Mü’minin” dediler. Durumu ona aktarınca, Süfyan(rahimehullah); Sizin aradığınız kimse, Fudayl bin İyad’tır” dedi. Fudayl bin İyad’ın yanına gittiklerinde Fudayl (rahimehullah) şu ayeti okuyordu: “Ayetlerimiz onlara açıkça okunduğu zaman; doğru sözlüler iseniz, babalarımızı getirin bakalım, demekten başka bir hüccetleri yoktur.” (Câsiye, 25)

Harun Reşid, “Nasihat istesek, bu bize yeter” dedi. Fudayl’dan(rahimehullah) içeri girmek için izin isteyince, “İzin vermiyorum ancak zorla girecekseniz ona karışmam” dedi. Onların içeri girmesinin ardından mumu söndürdü. Karanlıkta Fudayl’ın eli Harun Reşid’e değince, “Bu el ne yumuşak” dedi. Cehennemde yanması çok yazık olur” dedi. Harun Reşid ağlayınca, Fudayl(rahimehullah) şöyle dedi: “Ömer bin Abdulaziz halife seçilip, “Bu işten kurtuluş çarem nedir?” deyince, “Yarın azaptan kurtulmak istiyorsan; Müslümanların yaşlılarını baban, gençlerini kardeşin, çocuklarını kendi çocuğun gibi gör. Kadınlarını da kendi kız kardeşin ve annen gibi gör” denildi.

Sana son olarak da: ‘İslam ülkesi, senin evin gibidir. İnsanlar ev halkın gibidir… Allah’tan kork ve O’na ne cevap vereceğini düşün. Cevaplarını şimdiden hazırla’ derim.”

Daha sonraları Fudayl bin İyad, Harun Reşid’e hatırlatılınca, “Ah! Ne insandır o!” derdi.

Kim Zahid?

Bir gün kendisine, “Zühd nedir?” diye sorulunca, dedi ki: “Zühd, kanaat üzere yaşamaktır.”

Bu sefer, “Takva nedir?” diye sorulunca da: “Haramlardan kaçınmak, helallerle yetinmektir” der. “Tevazu nedir?” diye sorulunca: “Hakk için boyun eğmektir” diye cevap verir.

Vefatı

Ebu Hanife(r.h), Süfyân es-Sevri(r.h) ve A‘meş(r.h) gibi âlimlerin meclislerine devam edip otuz yıl ilim ve ibadetle meşgul olan Fudayl b. İyad(r.h), m.803 Ocak ayında 78 yaşlarında vefat etti ve ömrünün sonuna kadar kaldığı Mekke’de Cennetü’l-Mualla’ya defnedildi. Allah kendisinden razı olsun.
Fudayl biri İyad’ın (r.a.) iki kızı vardı. Vefatı yaklaşınca hanımına şöyle vasiyet etti: “Vefatımdan sonra iki kızımı al ve Ebu Kubeys tepesine çık. Ellerini açarak şöyle niyazda bulun: “Ya Rabbi! Fudayl bana vasiyetinde dedi ki: “Ben hayatta iken bu iki emanete gücümün yettiği kadar baktım. Ama ben ölüp de kabre girdikten sonra bu emanetleri sana iade ettim.”

Fudayl bin İyad vefat edip, defin işleri tamamlandıktan sonra, hanımı vasiyeti yerine getirmek üzere bildirilen yere kızlarını götürdü ve bildirildiği gibi dua edip çok ağladı. Bu sırada Yemen hükümdarı, yanında iki genç oğlu ile beraber oradan geçiyordu. Hanımların ağlayıp sızladıklarını görünce yanlarına gidip «Bu hal nedir?” diye sordu. Hanım hâdiseyi anlatınca, Yemen hükümdarı, “Bu kızları, her biri için bin altın mehir ile oğullarıma nikâhlıyalım” dedi. Fudayl bin İyad›ın hanımı “Razıyım” dedi. Kızların ve oğulların da rızası alındı ve hep beraber Yemen’e gittiler. İleri gelenler toplandı ve nikâhları kıyıldı, düğün yapıldı.

Sözleri

“Dünya ağırlıklarından kurtulmadığın müddetçe kalbin sana teslim olmaz.”

“İnsanda şu üç özellik varsa o hayır üzeredir:

1- Heva ve zevkine köle olmaması,

2- Kendinden önce yaşamış büyüklere küfretmemesi,

3- Sultanların ve yöneticilerin kapısına yanaşmaması.”

“Beş şey bedbahtlık alâmetidir: Kalp katılığı, ağlamamak, utanmamak, dünyaya fazla rağbet etmek, uzun emelli olmak.”

“Allah korkusu, dilin lüzumsuz şey söylemesine mâni olur. Allah Teâlâ’dan korkanın dili söylemez olur.”

“Tevekkül, Allah Teâlâ’dan başkasına güvenmemek ve O’ndan başkasından korkmamaktır.”

“Âhiret âliminin arkasından gidin, dünyâ âlimi ile oturmaktan sakınınız. Çünkü o gururu ve süsüyle sizi fitneye sokar. Onun davası amelsiz ilim ve samimiyetsiz ameldir.”

“Kim bid’at sahibini severse, Allah Teâlâ o kimsenin amelini yok eder ve kalbinden İslam nurunu çıkarır. Bid’atçi bir yoldan giderse, siz de başka bir yoldan gidiniz. Bid’atçiye yardım eden İslam dinini yıkmaya yardım etmiş sayılır.”

“Halk için ameli terk etmek riya, halk için amel (ve ibadet) etmek ise şirktir.”

“Ben Allah’a karşı itaatsizlik ettiğimi, eşeğimin ve hizmetçimin huyundan ve bana itaatsizlik etmelerinden anlarım.”

“Kul farkında olmadan gizli bir yerde Allah’ın emirlerine karşı gelip O’na isyan ederse, Allah mü’minlerin kalbine ona karşı kızgınlık (buğz) yerleştirir de o bunun farkında olmaz.”

“Kötülüklerin hepsi bir evde toplanmış ve dünyaya rağbet o evin anahtarı olmuş. İyiliklerin hepsi de bir başka evde toplanmış, zühd de ona anahtar olmuş.”

“Mü’min az konuşan, çok çalışan, sözünde hikmet, sükûtunda düşünce, bakışında ibret, işlerinde iyilik bulunan kişidir.”

“Gıybetin girdiği yerden kardeşlik çıkar gider.”

”Bir mü’min bir hurma ağacı diker ve dikenli bir ağacın büyümesinden korkar. Münafıklar ise dikenli ağaç dikerler ve bundan olmuş hurmaların bitmesini umarlar!”

“İlmi ile gösteriş yapanların alâmetlerinden biri de ilminin dağ kadar yüksek, amellerinin ise zerre kadar küçük olmasıdır. Âlim, ilmiyle amel edince, muhakkak onun acısını tadacaktır. Çünkü ilim sorumluluk getirir. İlim arttıkça sorumluluk da artar. O halde âlime yakışan, ilmiyle sevinip övünmek değil, ilmin yüklediği mesuliyeti idrak etmektir.”

“İlim tahsili sahih bir niyet ve temiz bir gaye ile olursa, bundan daha yüksek bir amel olamaz. Fakat çokları ilmi, gereğini yapmak için tahsil etmiyor. Bilâkis ilmi, dünyalık avlamak için bir ağ olarak kullanıyorlar.”

“Senden istediği olan bir şeyi vermediğin zaman sana kızıp darılan senin kardeşin değildir.” 

“İnsanlar farzlardan daha faziletli bir şeyle Allah›a yaklaşmamışlardır. Farzlar sermaye, nafileler kardır.”

“Allah’a giden yol, şu iki şeyin dengesiyle müstakim olur: Allah sevgisi ve Allah korkusu.”

“Allah’ın öyle kulları vardır ki, beldeleri ve insanları ihyâ ederler. Onlar sünnet-i seniyye’ye bağlı olan kimselerdir.”

“Ey âlimler, sizler İslam beldelerini aydınlatan kandiller gibiydiniz. Şimdi neden ışıklarınız söndü. Siz ümmete yol gösteren yıldızlardınız, şimdi siz neden yolunuzu şaşırdınız. Siz ümeranın kapısına gidip onların nereden kazandıkları bilinmeyen servetinden istifade etmekten dolayı Allah’tan haya etmiyor musunuz?”

Hakkında Ne Söylediler?

Yahyâ bin Muaz(rahimehullah) diyor ki: “Bu insanlar ne tuhaftır! Aralarında bir mü’min, zengin olmuşsa onu övüyorlar, fakir düşmüşse onu hakir görüyorlar.” Fudayl bin İyad’ın yanında bir adamdan bahsettiler. Dediler ki: “O zât, ağzına helva almaz!” Fudayl, onlara dedi ki: “Helva yemeyi bırakmak bir mürüvvet mi sanki? Siz onun akrabasını gözetip gözetmediğine, öfkesini yenip yenmediğine, komşularına, dul kalmış kadınlara ve yetimlere karşı nasıl davrandığına bakınız. Din kardeşlerine ve arkadaşlarına karşı huy ve edebi nedir? işte hükmünü verirken asıl bunlara dikkat edin!”

Ebu’l-Ferec İbnü’l-Cevzi(rahimehullah), sözleri ve yaşama tarzı ile sonraki nesiller üzerinde derin etkiler bırakan Fudayl bin İyad(r.h) hakkında bir “menâkıbnâme” kaleme almıştır.

————————

Kaynakça:
1. TDV İslam Ansiklopedisi, Fudayl bin İyad maddesi, Osman Türer, c.13, s.208-209.
2. Fudayl Bin İyad, Prof. Dr. Hasan Kâmil Yılmaz, Altınoluk Dergisi, 1987-Ocak, sayı 11.