Ebu Musa el-Eşari radıyallahu anh, Rasulullah’ın şöyle buyurduğunu rivayet eder:

“Salih olan meclis sahibinin ve kötü olan meclis sahibinin misali, ancak, misk taşıyan kimse ile körüğe hava veren kimse gibidir. Misk taşıyan kimse ya miskinden sana verir ya da ondan misk satın alırsın veya onda bir koku hissedersin. Körüğe hava basan kimse ise ya senin elbiseni yakar ya da onun üzerinde çirkin bir koku hissedersin.” (Buhari ve Müslim)

Bugün kendilerine pek rastlayamadığımız ancak bir zamanlar camilerin köşelerinde güzel kokular satan yaşlı amcalarımıza şahit olurduk. Onlar hem cami içinin hem de dışının süsleriydi… Aksakallı, güler yüzleriyle kalplerdeki sevgiyi üzerlerine çekerlerdi. Onların ellerinde küçük tüplere koku aktardıkları şırıngaları olurdu. Orada bulunanların dikkatlerini kendi üzerine çekmek için güzel kokuları etrafa saçarlardı. Camiden çıkan, yoldan geçenler kendi istekleriyle, kendi iradeleriyle koku satın alırlar ya da alışveriş niyeti taşımadan bu zat-ı muhteremin tezgahında ne satılıyor diye yanaşırlarda onlarda cömertliklerini gösterip ya elinize ya da şırıngayla üzerinize koku sıkarlar… Veyahut ona hiç aldırış etmeden yanından geçeriz de etrafa saçtığı güzel kokulardan nasibimizi alırız.

Salihlerin imamı, iyi kimselerin efendisi Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem, iyi kimseleri güzel koku satan bu zat-ı muhtereme benzetiyor

İşte ey Müslüman! Sen kendi isteğinle, kendi iradenle Salihlerin meclisine, abidlerin mescidine, muttaki ve muvahhidlerin toplantı yerlerine gidersin de onlar sana Allah’ın ayetlerini, Rasulullah’ın sözlerini bildirip iyiliği emredip kötülükten alıkoyarak, seni bu şekilde cennete hazırlarlar. Tıpkı kızını gerdek gecesine hazırlayan anne titizliğinde… Senin için cennetin levhaları, kalp toprağına hayat veren su olurlar. Allah ile aranda bir bağ kurarlar. Sen onların yanına borç içerisinde giden bir esnaf olduğunda onlar sana Rezzak olanın Allah olduğunu hatırlatırlar. Derdi ve şifası olmayan bir hastalıkla onlara uğrasan onlar sana gerçek Tabibin Allah olduğunu hatırlatırlar. Korkmuş, ürpermiş bir ruh ile onlarla karşılaşsan sana Aziz, Hafız ve Mümin olan Allah’ı hatırlatırlar. Günahlarından dolayı düşmüş olduğun ümitsizlik çukurundan seni Allah’ın rahmetiyle kurtarırlar. Dünyanın darlığından, ahiretin genişliğine taşırlar seni… İçinde bulunduğun haramlardan seni kurtarmak için cehennemin sıcaklığını ve kötü akıbeti hatırlatırlar. Sadece ahiretin hakkında mı sana nasihatte bulunurlar? Hayır. İşin, aile yaşantın konusunda girdiğin her türlü çıkmazda sana basiretli fikirleriyle yön vermeye çalışırlar. Onlar dilleriyle senin cennete uzanan köprün olurlar.
Sana dilleriyle nasihatte bulunmasalar da amelleriyle seni kuşatırlar. Onlara mescidlerinde, evlerinde secdede huşu içerisinde ağlamalarına şahit olduğunda senin secdeye olan muhabbetini arttırırlar. Tevazuyla boyunlarını büküp ellerini gökyüzüne kaldırdıklarını gördüğünde duaya olan azmini arttırırlar. Hele sessiz-sedasız Allah’ı zikretmelerine, Kuran’ı arı vızıltısı gibi tilavet etmelerine şahit olduğunda Allah’a olan sevgini sorgulatacaklar. Dünyanın gamı ve kederiyle gittiğin meclislerinden, huşu ve huzuru elde ederek kalkarsın. Oturuşlarıyla, yemek yemeleriyle, birbirlerine olan muhabbetleriyle seni etkileyerek cennetle aranda bir bağ olurlar.

Ey Müslüman! Saydıklarımı onların üzerinde bulamasan da ve ya kendine ihtiyaç hissetmeden onların yanından geçtiğinde salihlerin üzerine inen rahmeti, mağfireti ve sekineyi bulacaksın. Meleklerin bu cemiyet içinde kanat çırpışlarının oluşturduğu meltem rüzgârı yüreğini okşayacaktır;

Ebû Hureyre radıyallahu anh’den rivayet edildiğine göre Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:

“Allahu Teâlâ’nın yollarda dolaşıp zikredenleri tesbit eden melekleri vardır. Bunlar Cenâb-ı Hakk’ı zikreden bir topluluğa rastladıkları zaman birbirlerine “Gelin! Aradıklarınız burada!” diye seslenirler ve o zikredenleri dünya semâsına varıncaya kadar kanatlarıyla çevirip kuşatırlar.Bunun üzerine Allahu Teâlâ, meleklerden daha iyi bildiği halde yine de onlara:

– “Kullarım ne diyor?” diye sorar. Melekler:

– Sübhânallah diyerek seni ulûhiyyetine yakışmayan sıfatlardan  tenzih ediyorlar, Allâhü ekber diye tekbir getiriyorlar, sana hamdediyorlar ve senin yüceliğini dile getiriyorlar, derler. Konuşma şöyle devam eder:

– “Peki onlar beni gördüler mi ki?”

– Hayır, vallahi seni görmediler.

– “Beni görselerdi ne yaparlardı?”

– Şayet seni görselerdi sana daha çok ibadet ederler, şânını daha fazla yüceltirler, ulûhiyyetine yakışmayan sıfatlardan seni daha çok tenzih ederlerdi.

– “Kullarım benden ne istiyorlar?”

– Cennet istiyorlar.

– “Cenneti görmüşler mi?”

– Hayır, yâ Rabbi! Vallahi onlar cenneti görmediler.

– “Ya cenneti görseler ne yaparlardı?”

– Şayet cenneti görselerdi onu büyük bir iştiyakla isterlerdi, onu elde etmek için büyük gayret sarfederlerdi.

– Bunlar Allah’a neden sığınıyorlar?”

– Cehennemden sığınıyorlar.

– “Peki, cehennemi gördüler mi?”

– Hayır, vallahi onlar cehennemi görmediler.

– “Ya görseler ne yaparlardı?”

– Şayet cehennemi görselerdi ondan daha çok kaçarlar, ondan pek fazla korkarlardı.

Bunun üzerine Allahu Teâlâ meleklerine:

– “Sizi şahit tutarak söylüyorum ki, ben bu zikreden kullarımı bağışladım” buyurur.

Meleklerden biri:

– Onların arasında bulunan falan kimse esasen onlardan değildir. O buraya bir iş için gelip oturmuştu, deyince Allahu Teâlâ şöyle buyurur:

– “Orada oturanlar öyle iyi kimselerdir ki,

ONLARIN ARASINDA BULUNAN KÖTÜ OLAMAZ.” (Buhari)

Ey bu satırları okuyan güzel kardeşim! Sen yaşarken sana mutlu bir hayatın yollarını gösteren bu zenginliğe sahipsen bil ki sen öldüğünde de bu salihlerin sana faydası olacaktır. Bunu görmek istersen İbni Abbas’ın vefat eden oğlunun cenazesine gidelim;

“İbni Abbas’ın oğlu vefat ettiğinde diğer çocuğu Kureyb’e,

– Ey Kureyb! Bak, oğlumun cenazesine ne kadar cemaat toplanmış, demiş.

Kureyb diyor ki: Bunun üzerine ben dışarıya çıktım. Bir de baktım ki oğlunun cenazesine bir hayli cemaat toplanmış. Bunu kendisine haber verdim.

İbni Abbas:

– Bu toplananların kırk kişi olduğunu tahmin eder misin? dedi.

Ben:

– Evet, cevabını verdim.

– (Öyle ise) cenazeyi çıkarın. Zira ben Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’i şöyle buyururken işittim:

“Hiçbir Müslüman yoktur ki ölünce (şöyle) üzerine Allah`a hiçbir şeyi ortak koşmayan kırk kişi (namaz) kılsın da, Allah onların bu Müslüman hakkındaki şefaatlerini (dualarını) kabul etmesin.” (Müslim)

Şimdi etrafına bak ve kırk muttaki, muvahhid müslümana sahip isen ailene git ve şu vasiyette bulun;

Ey ehlim! Ben vefat edersem, benim cenazemin yıkanacağı, namazımın kılınacağı büyük bir cami; güzel sesli hafızlar aramadan önce falancaların mescidine git ve şöyle söyle;

Ey salihler! Arkadaşınız vefat etmiştir. Müslümanlardan 40 kişi cenazeme katılmadan cenazemi çıkarmayın. Beni günahkar ve Allah’a ortak koşanların eline terk etmeyin diye vasiyette bulundu. Arkadaşınızın yaşarken boynuma astığı bu sorumluluğu çıkarıp sizin boynunuza asıyorum.

Ey Allah’ın kulları! Arkadaşınıza olan hayrın devam etmesi için ne olur onun vasiyetine sahip çıkın.

Kardeşlik nimetine en fazla ihtiyacımız olan bu zaman da gönül bahçemizde yer alan kardeş sevgilerini soldurmamak duasıyla…