Bir önceki yazımızda üç yaş kapris dönemini, bu dönemdeki çocukların ne hissettiklerini, gelişmelerine paralel olarak kendilerinde ne gibi değişimlerin olabileceği ve son olarak ta anne babanın, çevrenin bu yaş içindeki çocuklara nasıl davranmaları konusunda izahlara girişmiştik. 3 yaş, kaprisler ve buhranlar dönemidir. Bu dönemde anne ve babalar telaşa kapılmamalı ve bilinçli bir şekilde hareket etmelidir. Ebeveyn bu süreçte bilinçli hareket ettiğinde, çocuk kaprislerini ve buhranlarını bir ahlak haline getirmeyecektir.

Peki, anne ve baba nasıl bir yöntem izlemelidir? Sorusunu bir önceki yazımızda sorup 5 maddeyi dillendirip bu sayımızda açıklayacağımızı belirtmiştik.

1- Sevgi

Sevgi, hayatın mayasıdır. Kalplere hayat verir. Her insan kendini sevdiği gibi başkaları tarafından da sevilmeyi beklemektedir. Sevgi, açlık ve susuzluk gibi sürekli doyurulması gereken bir duygudur. Bu duyguya yavrularımız daha fazla ihtiyaç hissetmektedir. Çocuk dağda mı yoksa sarayda mı yaşadığını bilmez ama sevilip sevilmediğini çokta iyi bilir. Sevildiğini hissettiği anda huzur hisseder ve yüce insani vasıflara adım atar. Ancak sevgi ışığıyla çocukları terbiye etmek, onları yararlı bir insan haline getirmek mümkündür. Sevgiyle tatmin edilmiş bir çocuk, şen bir ruha, esenlik dolu bir kalbe sahip olur. Mahrumiyet hissetmediği için ters tepki de bulunmaz. İyimser, temiz kalpli ve güven sahibidir. İnsanları sever ve sevgisini onlara ikram eder. Kendisine davranıldığı gibi insanlara davranır.

Şimdiye kadar çocuklarını öpmediğini söyleyen biri için Rasûlullah “Allah kalbinden merhameti çıkardı ise ben ne yapabilirim.” buyurarak sevginin en belirgin belirtisinin çocukları öpmek olduğunu ve bunu ihmal etmemelerinin önemini vurgulamaktadır. Bir diğer rivayette Rasûlullah o adam için ”Bence o cehennem ehlidir” diye buyurmaktadır. Belki de sevgisizlik, merhametsizlik, ateşi celbedecek kötü bir haslet olduğundan böyle buyurmuştur efendimiz. En iyisini Allah bilir.

Sevginin boşluğunu hiçbir şey dolduramaz. Her şey zamanında güzeldir. Ebeveynler çocukları küçük yaştayken diğer meşguliyetlerini çocuklardan daha fazla önemser ve onları sevgiden mahrum büyütürlerse çocuklar sevgi ihtiyacını ya ağlayarak ya alt ıslatarak ya yemeğini yemeyerek ya uyumayarak ya da başka huysuz davranışlar sergileyecektir. Hiçbir anne çocuğuna bu konuda borçlu olmamalıdır. Büyük biri borcunu almayabilir, affedebilir ama çocuk bütün alacağını alır. Ama şimdi ama ilerde.

Sevginin çocuğun sağlıklı kişisel gelişiminde ve güven duygusunu kazanmasında rolü büyüktür. Sevgi bir ayna gibidir. Gösterdiğiniz sevgi kadar sevgi görürsünüz. Çocuğu sevmek kadar sevgiyi göstermekte önemlidir. Çocuk sevildiğini hissetmeden yaşayamaz. Çünkü onun sevgisinin tek dayanağı anne baba sevgisidir. O, bu sevgiyi yitirmemek için gösterdiği çaba sayesinde zamanla kendini yönetmeyi öğrenir.

Bununla birlikte ŞARTSIZ SEVGİ çok önemlidir. Çocuk yetenekleri ve becerileri için değil o olduğu için sevilmelidir. Bu yaşta ve her yaşta gerektiği kadar sevgi çocuğa verilmezse bu onun dünyasında çeşitli yaralar açar. Ve ileride bu yaraların kapanması çok daha zorlanır. Anne baba çocuğunu sevdiği halde muhtelif nedenlerden dolayı belli etmiyorsa, çocuk bu sevgiyi farklı yerlerde gidermeye çalışacaktır.

Küçük kız annesiyle yürürken birden durdu. Yağmurdan ıslanan gözlüğünü çıkartarak baktığı şey babasıyla bisikletin üzerinde giden bir başka kız çocuğuydu. Kız düşmemek için babasına sıkı sıkı sarılmış ve yanaklarını onun sırtına dayamıştı. Adamın ara sıra yana dönerek söylediği sözler küçük kızı kıkır kıkır güldürüyordu.

Kaldırımdaki kız, bisikletin arkasından bakarken annesi durumu farkedip “Evdekiler yetmiyormuş gibi gözün hala bisikletlerde eğer beğendiysen baban ondan da alır” dedi. Kız “bisiklet değil kıza bakmıştım. Babası o vaziyette bile kendisiyle sohbet ediyor da ”diye mırıldandı ama annesi hiç duymamış gibiydi. “Arkadaşların bu havada bile yürüyerek geliyor. Baban ise seni mercedesiylegötürüyor”, anne alaycı bir ifadeyle sözüne şöyle devam etti: “İstersen baban da seni bisikletle götürsün” küçük kız inci gibi dökülen gözyaşlarını gizlemeye çalışırken “çok isterdim, belki de böylelikle babama sarılırdım” dedi. Çocuklara sevgiyi göstermenin 2 yolu vardır. Oynamak ve onları öpmek.

Rasûlullah “Çocuğu olan onunla çocuklaşsın” diye buyurmaktadır. (Deylemi)

Çünkü oyun, çocuğun dünyasında ondan ayrılmaz bir bütündür. Öyleyse onu sevdiğimizi belli etmenin en iyi yolu onun ayrılmaz parçası olan oyununda yer almaktır. Rasûlullah çocuklara birşey ikram edeceği zaman bile bunu oyunla yapardı. Abdullah b. Haris anlatıyor: Rasûlullah, Abbas’ın çocukları Abdullah, Ubeydullah ve Kesiri yanyana getirir ve şöyle derdi: “Kim önce koşup bana gelirse ona şu kadar ödül var!” Çocuklarda koşarak gelirler kimi Rasûlullah’ın sırtına, kimi göğsüne çıkmaya çalışırdı. O da onları öper ve kucaklardı. (Ahmed B. Hanbel)

Çocukları öpmek fıtratı bozulmamış anne babalara bir yük değil, huzur veren güzel bir duygudur. Onların sevgisini de kazanmaya vesile olur. Sadece onların sevgisi mi? Bakın Rasûlullah’ın müjdesine!

Rasûlullah şöyle buyurmuştur: “Çocuklarınızı çok öpün, zira her öpücük için size cennette bir derece verilir ki, iki derece arasında 500 yıllık mesafe vardır. Melekler öpücüklerinizi sayarlar ve sizin için yazarlar.” (Mesnedü Zeyd ibni Ali, 505)

Bu konuda bile çocuklar arasında adaletli olmak gerekir. Rasûlullah şöyle buyurmuştur: “Allah, öpücüğe varıncaya kadar her hususta çocuklar arasında adaletli olmanızı sever.” (Tirmizi, Ahkâm, 30)

Yüce dinimiz İslam anne babadan aslında fıtratlarında olanları yaşamalarını istemektedir. Rasûlullah şöyle buyurmaktadır: “Küçüklerimize şefkat göstermeyen bizde değildir.” (Ebu Davud)

Sevgi ve şefkat her kapıyı açabilen sihirli bir anahtardır. İnsanların gönüllerini fethetmek için en kestirme yoldur. Sevgi Peygamberin yoludur. “Siz öyle kimselersiniz ki onlar sizi sevmese bile siz seversiniz.” (Âl-i İmran: 119)

Çocukların bize olan sevgisini artırmanın yollarından biri de selam vermektir. Enes’ten rivayete göre Rasûlullah “Yavrucuğum! Aile efradının yanına girdiğin zaman selam ver ki bu senin ve ailen için bereket olsun.” diye buyurmuştur.

2- Tolerans
3 yaş bunalım dönemini çocuğun başarılı bir şekilde atlatabilmesinde tolerans çok önemli husustur. Yani çocuğun çocukluktan kaynaklanan hatalarını hoş görmek, affetmektir.

Rasûlullah çocuğun çocukluktan kaynaklanan hatalarını affederdi. Esasen hoşgörü terbiyenin en büyük hazinesidir.

Toplumumuzda hoşgörü büyüklüğün işareti sayılmıştır. “Sen büyüksün hoş gör” denir. İşte burada bu anlam vardır.

Çocuğun kaprisleri karşısında yılmadan, zaafa uğramadan gerekli sebeplere sarılarak durmak lazımdır.

Hoş görülmeyen çocuk ilerde evhamlı, telaşlı, korkak, çekingen, içe kapalı vb. vasıfları bünyesinde barındıracaktır. Oysa hoş görülen çocuğun hareketlerinde bir serbestlik ve rahatlık olacaktır. Tebessümlü ve mutlu olacaktır. Çocuk hata yaparak doğruyu bulacağından dolayı, hatalarına karşı toleranslı olabilmek gerekir. Ebeveyn çocuğa yanılma payı bırakmalıdır. Yemeğini yemeyen çocuk diğer öğüne kadar aç kalacağını tecrübeyle bulursa, aileyi tedirgin eden bu konu kolaylıkla halledilebilir duruma gelecektir.

Özellikle 3 yaş buhran döneminde çocuğa gösterilecek tolerans ona yapılacak en güzel iyiliklerdendir. Ve hoş görü iyi insanların vasıflarındandır. Rasûlullah: “Allah’ın bazı kimseleri ‘iyi insanlar’ (ebrar) diye adlandırması, onların babalarına ve evlatlarına iyi davranmalarından dolayıdır. Babanın çocuk üzerinde hakkı olduğu gibi çocuğunda baba üzerinde hakkı vardır.” (Buhari, Edep)

3 yaşındaki bir çocuk henüz tıfıldır. Ve dövülmemelidir. Rasûlullah: “Henüz tıfıl olan çocuklarınızı dövmeyiniz.” diye buyurmaktadır. (Deylemi)

Oyun çocuğun dünyasıdır demiştik. Bu yüzden çocuk her şeyi oyun gözüyle görür. Namaz kılarken rükû veya secdeye eğilen anne babasının sırtını belki de bir kaykay gözüyle gördüğünden gülerek onun sırtına atlar, eğlenmeye çalışır. Böyle bir durumda hoş görülmeyen, büyük gibi görülüp tepki verilen çocuk neye uğradığını şaşırır. Ruh dünyasına ona göre bir darbe vurulmuş, duygularını önemsenmemiş gibi hisseder. Bakın Rasûlullah bir mümin için Rabbiyle buluşma anı olan namazda bile çocukların dünyasını önemsediğini nasıl gösteriyor. Ebu Katade şunu bildirir: “Hz. Peygamber bir kere Ebul Asın kızı Ümame omzunda olduğu halde yanımıza geldi. Cemaatle namaz kıldırdı. Rükûya gidince çocuğu yere bırakıyor (secdeden) doğrulunca tekrar alıyordu.” (Buhari)

3- Otorite
Otorite çocuğu sevmenin, hoş görmenin yanında, onun öğrenmesi gereken hususlarda gerekli yapıcı bilgileri öğrenmesi için zorlayıcı bir unsurdur. Arzu edilince çocuğun bir hareketi yapmasının veya yapmamasının TEMİN edilebilmesidir. Yemeğini yemeyen çocuğun diğer öğüne kadar aç bırakılması, banyo yapmada direnen bir çocuğun sevdiği bazı şeylerden mahrum edilmesi, mesala; çikolata alınmaması gibi. Otorite çocuğu disipline etmek açısından çok önemlidir. Çocuğu hoş görmek, kayıtsız olmak şımartmak demek değildir.

Otorite olmazsa çocuk neyin doğru neyin yanlış olduğunu bulmakta yardımsız kalır. Eğer otoritede güçlük çekiliyorsa o zaman sevgi ve tolerans hanesinde noksanlıklarımız söz konusudur. Bunlara dikkat edilmelidir. Disiplin her çalışmada bulunması gereken bir şeydir. Bunun için çocuğun otoritemize de ihtiyacı vardır. Ancak bu 5 öğe dengeli verilmesi gerekir.
Dünyada bireyin her isteğinin yerine gelmesinin çoğu zaman imkânsız olduğunu çocuk otorite karşısında daha çabuk öğrenir. Nerede durup nerede ilerleyebileceğini böylece daha iyi öğrenebilir. Çocuk dünyada sınırsız bir hürriyetin olmadığını hürriyete karşı birinci atılım dönemi olan 3 yaşında yerinde ve zamanında verilen kurallarla daha iyi öğrenir.

Otoriteyi sağlamak her ne kadar anne babanın ortaklaşa kurmaları gereken bir şey olsa da özellikle babalara bu noktada önemli görevler düşmektedir. Baba denilince aklımıza hemen otorite, heybet, disiplin gelir. Bu insanın fıtratından kaynaklanır. Babanın duruşu hatta kaşını kaldırması bile çocuğun üzerinde etki yapar. Rasûlullah “Olgunluk Allah’tan, edep ise babadandır.” (Buhari, Edep) buyurarak bu gerçeği dile getirmiştir. Baba evde sevgi ve hoşgörüyle birlikte otorite ve disiplini sağlamada anneye en büyük yardımcıdır. Ama günümüzde babalardan çok anneler otorite kurmaya mecbur bırakılmış, bu yüzden roller değişmiş ve çocuklar söz dinlemez hale gelmiştir. Çocuk ahlakı, büyüklere saygıyı, zararlı alışkanlıklardan uzak durmayı, evde kurallara uymayı anneyle beraber daha çok babadan öğrenmelidir. Baba otoritesinin eksikliği beraberinde birçok sıkıntıyı da doğuracaktır. Unutmayalım ki anne sevginin baba OTORİTE’nin sembolüdür. Elbette ki diğer hususlar ihmal edilmeden.

Çocukları disipline edebilmenin yollarından biri de küçük yaştan itibaren namaz ve oruçtan yapabildikleri kadarını alıştırmaya çalışmaktır. Rasûlullah: “Çocuklar 7 yaşına basınca namazı emredin (öğretin) 10 yaşına gelince kılmazlarsa (hafif şekilde) dövün.” (Ebu Davud)

Burada dövmeden kasıt neresine gelirse vurmak değil, kaba etlerine iz bırakmadan hatırlatmak babında vurmaktır. Tabi ki yüze vurmak caiz değildir. Burada ibadete küçük yaştan itibaren alıştırmak, dolayısıyla onu disipline etmek önemlidir. Rubeyyi binti Muavviz anlatıyor: Rasûlullah aşura sabahı Ensar köylerine “Oruçlu olarak sabahlayan kimse orucunu tamamlasın” diye haber gönderdi. Ondan sonra artık biz bu orucu tutmaya ve küçük çocuklarımıza da tutturmaya başladık. Mescide gider, çocuklara yünden yapılmış oyuncaklar edinirdik. Onlardan biri yiyecek için ağladığında iftar vakti oluncaya kadar bu oyuncağı ona verirdik.” (Buhari, Savm)

4- Sabır
Sabır, tahammül değil dayanma gücüdür. Peygamberin ifadesiyle sabır “Ziya”dır. Yani ışık. Bize yönümüzü gösteren ışık. Bazen sıkıntılar karşısında sabrederken yönümüzü kaybettiğimizi, yönümüzü şaşırdığımızı zanneder telaşa kapılırız ama Rasûlullah dediyse doğrudur deyip yolumuza devam edersek aslında karanlık gibi görünen sabrın yolumuzu aydınlattığına şahit oluruz.

3 yaş buhran döneminde de anne babaların en büyük ihtiyacı SABIR’dır. Çünkü gerçekten anne babanın sabrının sınırını zorlayacak birçok şey yaşanacaktır. Sinirlenmeden çocuğu her haliyle sevebilmek için buhran döneminde sabır önemlidir. 3 yaş buhran döneminde akıl ve ruh sağlığını oluşturan melekeler henüz tam gelişmemiştir. Ama bu, onun hep öyle olacağına manasına gelmez. Kısacası sabır zekânın tam oturmadığı bu dönemde çocuğun yaptığı türlü taşkınlıklar karşısında hislerle hareket etmeyip bilgi, zekâ ve mantığımızı kullanarak gerekli bir kural koymaktır. Sabrın en güzel örneği Rasûlullah: “Kim ağlayan çocuğunu sakinleştirinceye kadar gönlünü yaparsa Cenabı Hak, cennette ona memnun oluncaya kadar itada bulunur yani verdikçe verir.” Diye buyurmuştur. (Deylemi)

Anne babalar çocukların yaşadıkları dönemin özelliklerini bilirse hem çocukların anormal davranmadıklarını anlar hem de rahatlarlar. Bu rahatlık beraberinde sabır ve hoşgörüyü de getirir. Bu hadis her ne kadar bebeklik dönemindeki çocuklar için geçerli olsa da diğer yaş grubunda ki çocukların anne babalarına da mesaj vardır. “Seni anlıyorum, yanındayım” mesajını çocuklara her yaşta vermek kendilerini güvende hissetmeleri ve gelişimleri için çok önemlidir. Bu da kocaman bir yürek ve SABIR gerektirir. “Bizde sabır nerdeee?” “Peygamber değiliz ki” dediğinizi duyar gibiyim… Ama bu sadece vicdan rahatlatmak için uydurulan bir bahaneden ibarettir. İstesek sabrederiz. Unutmayalım. Allah kuluna bir sıkıntı verir ama ona sabredecek güçte verir. Merhametlilerin en merhametlisi olan Rabbimiz hiç kaldıramayacağımız yükü bize yükler mi? Bize çocuğu bahşeden Allah onları sevecek, hoş görecek, sabredecek duyguları da mutlaka fıtratımıza vermiştir. Bize düşün sadece onu kullanmaktır.

Çocuklarımızı yetiştirirken sabrımızın zorlandığını, çileden çıktığımızı, saçlarımızın beyazlayacağı anlar olabilecekler. Ama ne olursa olsun beddua, lanetten uzak durmamız gerekir. Hiç olmadı “Allah hayrını versin” diyerek sinirimizi yatıştırabiliriz. Ki sabrın sonunun selamet olduğu unutulmamalıdır. Sabrederek güzelce yetiştirdiğimiz çocuklarımızın inşallah ileride bize de faydası olacaktır. Rasûlullah “Kişi öldükten sonra geride bıraktığı şeylerin en hayırlısı kendisine dua eden salih evlat” diye buyurarak buna dikkat çekmiştir. (Ebu Davud)

5- İnanma

İnanma deyince akla farklı farklı şeyler gelmektedir. Ama bizim inanmadan kastettiğimiz çocuk eğitimiyle ilgili yazılmış güvenli eserlere, uzmanların görüşlerine inanmak ve en önemlisi Peygamberin her konuda olduğu gibi bu konularda ki önerilerine kulak vermektir. Çünkü inanmak başarmanın yarısıdır. 

 

Rahman olan Allah evlerimizi cennet bahçelerinden bir bahçe eylesin ve yavrularımızı onun rızası çerçevesinde doğru yöntemlerle yetiştirip yönlendirebilmeyi hepimize nasip müyesser eylesin. Amin.

Velhamdülillahi rabbil alemin.

————————-

KAYNAKLAR:
Çocuk Eğitiminde 40 Hadis; Esan Gül
Çocuk ve Gençte Sosyal Gelişim; Prof. Dr. Kemal Çakmaklı