Babacığım, Sevgili Babam, iki gözüm;

Üç gün geçti üstünden ama sanki hep etrafımdasın. Aramızda olmadığının aralıklı olarak farkına varmanın acısı ile gidip geliyorum. Biliyorum ki sen artık ruhunu gerçek sahibine teslim ettin ama o bilinmeyen âlemden söylediklerimi duyabilme ihtimaline karşı yazıyorum.

Bu seferki kompozisyonu, senden yardım almadan tek başıma yazdım. Herkes şahit olsun söylediklerime, nitekim sen özü de sözü de doğru bir insandın ve her zaman örnek bir şahsiyet olmanın bilincini aşılardın. Ben de şimdi seninle örnek bir şahsiyeti yani “Seni” paylaşacağım. Ben hayatta sana bunları deme fırsatı bulamadım. İçime dert oldu diyemediklerim.

Baştan diyeyim; bunu hiç beklemiyordum babam. Çünkü sen annemin bir çorbasıyla ayağa kalkan adamdın. Senin günden güne solan vücudunu gördükçe mahvoluyordum ama ümit vardım.

Benim için dağ gibi, koca bir çınar gibiydin. Şifaya kavuşacağına olan itimadım, Hakk’a kavuşacağın gerçeğini gizledi benden. Şimdi burnumun direği sızlıyor taa derinlerden!

İnsanlar sana ‘âlim’ diyor, ben sana ise “baba” diyorum. Çeyrek asırdan fazladır babalık yapıyorsun bize.  Biz senin babalığından razıyız, Allah da senden razı olsun. Bizleri Firdevs cennetlerinde buluştursun inşallah. Hem yakın bir zamanda Allah’ın vadettiği gibi ben de sana katılacağım.

Hatıralar insanın zihninden film şeridi gibi geçiyormuş meğer. Kimse bilmiyor gözümde canlanan ve akıp geçen anıları. Akan sadece gözyaşı değil babacığım. Hatırlarım; küçükken eve geldiğinde, henüz eve adımını yarım atmışken koşarak ayaklarına sarılırdık kardeşimle! Ayağının üzerine çökerdik yorgunluğunu görmeksizin! Sen ise sevecen kişiliğinle kucaklardın yavrularını. Bu evde nasıl mutlu olunmazdı ki?

Beraber hatırladığım o kadar çok çocukluk anılarım var ki; karların üzerinde yuvarlandığımız günler mi dersin yoksa yaşanmış hikâyelerini anlattığın edebi akşamlar mı?  İşte o hikâyeler bana ilham oldu babacığım! Sen ufku geniş, hayal âlemi derin, iletişimi mükemmel, merhameti güzel bir insandın. Sen o kadar meşgalen içinde bizimle geçirdiğin keyifli zamanların farkındaydın, o yüzden için rahattı.

Ben senin bir tanecik kızınım biliyorsun. İlk alınan hediye kız çocuğuna verilir sünnetiyle tüm hediyeleri her seferinde bana verirdin de kimse itiraz etmezdi. Cebinde sakladığın şey bana alınmıştı bilirdim. Bana hediye ettiğin ve sakladığım o kokuları sürerek emanet ettik bedenini Rabbime.

Kur’an arasına koyduğum çiçekleri bilirdin. Nerde güzel kokan bir çiçek olsa bana getirirdin. Hepsi bende babam, armağan ettiğin Kuran’ın sayfaları arasında.

Nasıl da bilirdin küçük şeylerle büyük şeyleri sevdirmeyi! Ben senin sevdiğin, başını okşadığın, elinden tuttuğun kızınım! Senin fenotipik kopyan oldum. Güneşte kaş çatma şeklimiz bile aynı! Okurken göz kısmalarımız. Ellerimizi arkadan bağlamamız ve tabi ki ilme düşkünlüğümüz! Her çocuk babasına çeker sonuçta!

Babacığım sen bize iyi bir mü’min olmanın yanında Zahiri ilimleri de öğrettin. “Bir hakikate ulaşmak istiyorsanız din ve fen ilimlerini kaynaştırmalısınız” derdin. Yıldızların adlarını ilk sen öğrettin bana, Matematikte paylaştırma problemlerini Hz. Ali’nin deve sorusu üzerinden öğrettiğin gibi! Kıbleyi gölge boyundan bulmayı ve yeryüzü olaylarını hep senden öğrendim. Şimşekleri herkes bilir ama onun arkasındaki sırrı ben, senden öğrendim!  Ve sonra hiç şimşeklerden korkmadım. Korktuğum her dünyevi şeyin üstüne gitmeyi ve asıl korkulması gerekenin Rabb olduğunu da sen öğrettin ikimize.

Evimizin teknisyeni sen olduğundan, Radyo tamir etmekten ve küçük ev aletlerinin problemlerinden anlayabiliyordum! Elektrikte kısa devreyi fizik hocam öğretmeden önce senden öğrendim ben! Senin vesilenle arttı bilgi dağarcığım, benim canım bilge babacığım!

Edebiyatta senin sayende iyi oldum ben. Her konuşma aralarına serptiğim şiirlerim de sendendir. Hem de kimsenin keşfetmediği cinsten!  Artık kaydettiklerim dışında hepsi senle gitti babacığım! Daha okumayı sökmeden evvel Sahabelerin hayatlarını senden öğrendik. Bizi ara ara sınav yapardın. “Kur’an-ı bir rekâtta bitiren kişileri sayın bakalım? Ölümünde arşın titrediği sahabe kim? Ya Meleklerin yıkadığı yiğit sahabe?”  Anlattığın her şey bu kızının kulağında babacığım!

Sanıyorlar ki sen âlemin ‘alimi’sin, hayır eksik söylüyorlar sen ailenin de âlimisin!

Ramazan hilalini birlikte gözetlediğimiz zamanları nasıl unuturum. Recep ayının ikisinde Hakk’a kavuştun, Rabbim bizi Ramazan’a kavuşturursa ben artık kime soracağım nazlı hilali? Sen benim için en güvenilir sahih kaynaktın. Bozuk itikatlarla ve hurafelerle savaşan, Allah’ın dini hakkında kötü söz söyleyenleri susturan adam susacak mı şimdi? Senin aramızdan ayrılmandan çok üzgünüz babacığım, çok üzgünüz.

Ben sayende anne kokan Türkçe’me, baba kokan diller ekledim. Okurken kutsal kitabımız Kur’an- ı Kerim’i anlayabiliyorsam biraz, senin vesilenle oldu Rabbime hamdolsun. Dedim ya ilme düşkünlüğümüz aynıydı. Meğerse sen bana hayatın en güzel şeyini tattırmışsın; ilimden haz almayı! Kimliğim gereği çalışkan olmayı öğretmiştin. İlmin, kendini bilmekten geçtiğini ve riyadan uzak kalmayı.

Zaman nasıl da kovalıyor bizi? Zaman demişken, bana aldığın saat ki -hep sorardın- evet, hala çalışıyor babacığım! Hatıraların zamanım kadar değerli, zamanın kıymeti kadar kıymetli. Herkesin güzel hatıraları var seninle. Hatıralarımızı fotoğraflayamadık çünkü sen fotoğraf çektirmeyi sevmezdin. Senden habersiz bir iki kere çektim seni, hiç bana bakmayan resimlerin var bende o yüzden!

Bize seni daha çok bıraksalardı, ah ama seni bırakmıyorlardı ki! Sen başkalarına da çok lazımdın. Kızamazdım onlara. Kimi seni 16’sında tanımış kimi henüz çocukken. Sayende bir sürü abim, ablam, kardeşim, amcam da oldu yani. Onlar da biliyorlar mesela sabah erken kalkıp çayı demlediğini. Onları da çocukların gibi görmüşsün meğer. Onlara da erken kalkıp menemen yaptın mı babacığım?

Canım babam benim! Ben dünyaya gözümü açtım okuyan bir anne ile okuyan bir baba gördüm. Annem Saliha bir eş olarak hep destekledi seni. Evimizin duvarı baştan aşağı senin kitapların!  Dikkatle sınıflandırdığın kitaplarının kokusu ile büyüdüm sayende. Kütüphaneye tırmanan çocuklarının ilme düşkünlüğü tesadüf değil, senden.

Saatlerce nefesini tutup bir mesele üzerine eğildiğini ve öğünlerini atladığını biliriz. En anlaşılır dil ile yazıya aktarmanın derdine düştüğünü kitaplarını tashih ederken fark ettik. Sen en derin mevzuları en basit bir cümleler ile ifade etme zekâsına sahiptin. Rabbim sana böyle bir yetenek vermişti. Daha görkemli bir kelime seçmek varken, tam tersi her insanın anlayabileceği basit kelimeyi seçmendeki gayretini hiçbir akademisyen anlamayacak baba!

Getirdiğim çaylar soğuyup gidiyordu sen ilmin ulvi âleminde yüzerken! Şimdi bizler ayaklarımızı uzatıp senin yazdıklarını okuyacağız rahatça öyle mi?

Sağladığın kolaylık hayatımızda o kadar yer etmiş ki, şimdi araştırmamız, düşünmemiz gerekecek her şeyi. Sanıyorduk ki hep bizimle uğraşacaksın, hep bir anlık mesafemizde nazır olacaksın. Artık öğretilerin ışık olacak yolumuza… Faydasız olan ilimden senin de sığındığın gibi bizde sığınacağız.

İlme bağlılığın gibi ibadete bağlılığını da bilenler bilir, yoksa bir hekim neden gelir ki elinde teyemmüm taşıyla seni görmeye! Teravih namazlarında okumayı sevdiğin Rahman suresi yumuşak sesinle kulaklarımda yankılanıyor hala “Fe bi eyyi a’lâi Rabbikuma Tukezziban”

Birileri sanmasın seni uçurduğumu! Sebebi niyetim bellidir. Bazı şeyler aramızda her şeyi söylemeyeceğim elbette. Ama senin örnek hayatını anlatacağım o çok önemsediğin gençlere! Temennilerini sıraladığın yiğit gençlere.

O gençlere demeliyim bunu mesela!  Alnından yere damlayan terleri. Hem aile babası hem âlemin babası olmaya çalışırken çektiğin dertleri, girdiğin halleri! Yoksa sen hep dışarda enerjini saçan, birleştirici adam mı oldun babam? Bazen uykuların kaçardı, saatlerce tefekkür ederdin. Ödün kopardı ümmet bölünecek diye! Birtakım insanlar dünyevi menfaatlerin peşinde koşarken gördüler mi senin nasıl dertlendiğini, nasıl çırpındığını, bazen nasıl kanadının kırıldığını? Ben şahidim gecelerinin yüzüne vuran yorgunluğuna. Küle çalan benzinden anlıyordum evlatlarına dertlendiğinden daha fazla ümmete dertlendiğini. Allah da bunun için sana ahirette afiyet versin babacığım!

Bütün ömrün boyunca şehitlik mertebesini dilerdin Rabbimden. Seni sadece bir kez açıktan ağlarken gördüm babacığım. Beraber bulunduğumuz bir gündü, vakit bir öğle vakti idi; Filistin direniş lideri Şeyh Ahmed Yasin şehid edilmişti. O haberi alınca gözlerinden yaşlar dökülmüştü açıktan açığa!!

Geçen açtım bana henüz 11 yaşımdayken yazdığın hatıra defterini. Bence her baba miras bıraksın böyle yazılı bir hatıra evladına. Seni zorla alıkoyup yazdırmıştım. Demişsin ki; “cehaletten uzak dur! Zira cahiller ölü, üzerindeki elbiseleri ise kefen gibidir.  Kibir, övünme, desinler ve kovuculuk gibi kötü huylardan kaçın… Allah’ın doğrunun yardımcısı olduğunu unutma!”

Kula kul olmaktan beni men eden babacığım! Sağlam bir inanç ve arınmış bir kalp ile teslimiyetimde Rabbimin lütfusun sen! Senin yavrularına verdiğin emek bu konuda ne büyüktür. O sağlam akâid üzerine Allah bizi sabitlesin inşallah.

Bayramlar babalarla güzel, ben yetim kalmış kalbimle bayramın ilk sabahında yeni pabuçlarımla yanına koşacak mıyım? Bu sefer çorap ve mendilsiz! Her bayram sana alacağım iki hediye olurdu, çünkü sen başka hiçbir şeyi kullanmazdın. Sade bir yaşantıyı benimser, ikiden fazla kıyafeti kendine çok görürdün.

Bir ilahi vardı beraber söylediğimiz, adı “Şehadet Uykusu” Gözlerin yaşlanarak, sesin kısılarak söylediğin;

“Çizgilerle dolu ellerin yüzün, otuzunda mısın, kırkında mısın?

Bizi yalnız koyup göğe süzüldün. Acın dayanılmaz farkında mısın?”

Senin gözyaşlarını görmeye dayanamadığım için çok açmazdım bu ilahiyi! Ağzım büzülürdü zaten hüznünü gördüğümde. Seni her yorgun ve üzgün gördüğümde de hep büzülürdü ağzım ve gözüm. Şimdi her dinlediğimde daha çok hüzünleneceğim. Yokluğunda dönüp dolanıyorum işte ortada ya da donup kalıyorum bazen hatıralarımızda.

Vefalıydın sen! İki kuşak ötesi akrabanın çocuğunun hatırını sorar, gönüllerine girerdin. Etrafında toplaşırlardı. Sen onları önemserdin onlar da seni. Akrabanın hakkını da eksiksiz tamamladın.

Komşunun hakkını da… Mahallemizin temiz adamıydın sen, benim gözümde sıradan bir baba olamazsın.

Şehir dışına her çıktığında hiç eli boş dönmezdin. Pişmaniyeye düşkünlüğümüz duraklatırdı yol kenarında seni. Seyahatlerimizdeki karargâhlar şahit yol kenarında kıldığımız namazlara, şimdi ruhun hangi karargâhta babam?

Sen ebediyete intikal ettin diye duygusala bağlamış değilim babacığım. Ben tüm yaşadıklarımızın da senin ilminin de; Rabbim’den gelen bir lütuf ve ikram olduğunun çok farkındayım.  Yazdıklarımda abartı yok babacığım! Hatta senin mütevazı hayatının taa kendisi bunlar. Hamd seni bana bahşeden Rabb’ime olsun. Tüm dünyaya göğsümü gere gere anlatacağım çok şeyler var ama işte senin mütevazılığın durduruyor beni.

Geride bıraktığın bir iki parça dünyalık! Gözlüğünü artık annem kullanacak ama burnunun ucuna getirmeyecek senin gibi. Senden kalan maddi manevi her şey bizim için değerli. Öğrettiklerin sadece cebimizde durmayacak; aklımızda ve yaşantımızda olacak inşallah. Sevgin, merhametin, ilgin kalbimizde her daim yaşayacak.

Kitaplarına sen gibi bakacağım! Paylaştık biz aramızda her şeyi tatlı tatlı. Tek paylaşamadığımız sendin babacığım, sen de gittin dayanılmaz bir şekilde. Yutkunduk durduk üzüntümüzü. Ağır geçti bu üç gün sensiz. ‘Göz yaş döker, kalp hüzünlenir’ der peygamberimiz!  Bu Allah’ın kullarının kalplerine koyduğu merhamettir. Ancak biz Rabbimizin razı olmayacağı bir şeyi söylemeyiz. Gerçekten biz senin bizi terk etmen sebebiyle hüzünlüyüz!

Son anına kadar ellerini semaya açıp Allah’a hamd eden babam!  Yorgun gözlerin aklımdan gitmiyor. Seni çok sevdiğimi söyleyebilmiş miydim sana? Düşkünlüğümü gözlerimden anlamışsındır! Sensizliğe nasıl katlanacağız bilemiyorum. Sabır ilk anda güzel ama ben onu beceremiyorum. Rabbim bana ve geride bıraktığın aileme sabırlar versin.

Di-li geçmiş zaman kullanmak istemiyorum ama sanırım öyle olacak. Seninle koşmak da güzeldi dinlenmek de. Yarışmak da güzeldi. Yenilmek de. Her şey seninle çok güzeldi babacığım.

Senle olan anılarım bu sınırlı sayfalara sığdığı kadar az değil elbette! Ne söylesem eksik kalacak biliyorum. Sadece yüreğim fırında iken hatırladıklarım bunlar. Bizden usanmış mıydın bilmiyoruz ama biz senin uslanmaz ve senden usanmaz çocukların dünyada ahiretin için duacıyız baba! İnşallah yaptığın amellerin neticesine ulaşmışsındır.

Hani demiştim ya bu sefer senden yardım almadan tek başıma yazıyorum bu kompozisyonu. İşte şu dizelerle sonlandıracağım sensiz ama sana yazdığım bu kompozisyonu;

“Ölüm bize ne uzak bize ne yakın ölüm,

Ölümsüzlüğü tattık bize ne yapsın ölüm?”

Sen, sözlerinle amellerini birleştiren bir adamdın ve 74 yılını da böyle geçirdin canım babacığım!

Rabbime hamdolsun senin kızın olarak doğmuşum. Bana düşen artık sabrı cemildir.

Kızın Zeynep Karakaya 23 Mart 2018

Teşekkür ……..Babamın 74 yıllık hayatı boyunca; dert edindiği İslam davasında onun yanında duran, derdini dert edinen, hayatına esenlik katan, çayını çorbasını paylaşan tüm akrabalarından, arkadaşlarından ve dostlarından Allah razı olsun.

Haklarınızı helal ediniz!